Şol Gümüş Kubbe ve Osmanlılık İdeali
17.01.2014        

ŞOL GÜMÜŞ KUBBE VE OSMANLILIK İDEALİ

  Koray Şerbetçi

       

 

 

Vasiyet

Bir devlet mekanizmasından öte bir idealin somutlaşmış haline adını vermiş ve o ideali mayalamış olan Osman Bey, yaşı ilerlemiş ve bedeninden hayli zahmet çektiği halde, oğlu Orhan beyle bir tepe üzerinden henüz Bizans’ın elinde bulunan Bursa kentini seyre koyulur. Bu seyrin sonunda oğlu Orhan’a söylediği vasiyet kabilinden sözler, tüm Osmanlı ruhunu ve idealini özetleyecek ve 6 asırlık Osmanlı tutumunun bilinçaltını yönlendirecek etkidedir.

Osman Bey’in Bursa hasreti ile dile getirdiği vasiyet şöyledir; “ Oğul, öldüğüm vakit beni Bursa’da şol gümüşlü kubbenin altına koy. Bir kimse sana Allah’ın buyurmadığı gibi söz söylerse kabul etme. Eğer bilmezsen ulemadan sor. Bir de sana itaat edeni hoş tut. Bir de maiyetine daima bağışta bulun ki insan gördüğü ihsana kuldur.

Bursa’da Mayalanan İdeal

Batılı bir tarihçinin ; “Buyurmayı bilen insanlara buyuracak kadar büyük bir insandı.” diye nitelediği Osman Bey, bu vasiyetinde Osmanlı için aslında her şeyi özetlemişti. Bursa’daki gümüş kubbenin altında ebedi istirahata çekilecek bedeni, göçebe bir oymak psikolojisinden, yerleşik ve yerli bir millete dönüşmeyi vurguluyordu. Osmanlılık ideali Allah’ın buyurmadığı sözü kabul etmeyecekti. Osmanlı, inandığı ilahi söz olan Kur’an-ı Kerim’i ise inanç dairesi içine girsin girmesin bütün insanlık için tek bir kelimede özetlemişti;  “Adalet” Osmanlılığın tüm hamleleri, biricik ideolojisi olan bu kelime etrafında şekillenecekti. Bu idealin beşiği ve prototipi ise hem maddi anlamda hem de fikir anlamında Bursa kenti olacaktı. Zira, tarihe bakınca görülmektedir ki;  herhangi bir oluşum, temelde hangi coğrafya alanında ve fikir atmosferinde gelişirse, süreç içerisinde karşımıza hep o rengi aksettiren yapılar ve tutumlar çıkar.

Orhan Bey, babasından aldığı bu mayayı derhal somutlaştırmaya başladı. 1326’da Bursa fethedildi ve Osmanlı düşüncesini dört bir yana taşıyacak devlet mekanizması örülmeye başlandı. Ordusuyla, ilim ve kalem ehliyle birlikte, sancaklar kuruldu, medreseler bina edildi, camiler yükseldi. Orhan Bey’in önderliğinde Bursa şehrinde maddesi ve mânâsı ile örülen Osmanlılık ideali, dışa doğru ilk hamlesini 1353’te Rumeli’ye yaptı ve  Balkanlara ilk sancak Çimpe kalesine dikildi.

 

Osmanlı Rumeli’ye Ne Götürdü?

Orhan Bey döneminde Rumeli’ye sıçrayan Osmanlı, Asya’dan kasırga misali kopup gelen ve tarih boyunca defalarca tekrarlanan akınlardan farklıydı. Öncekiler birbirine akraba oymakların kudretli bir şef arkasında tek vücut olup yalnız maddeyi fokurdatan hamleleri iken, Rumeli’deki Osmanlı hamlesi, yalnızca maddi güce dayalı değildi. Aksine, mânânın emrindeki maddeydi. Sabırlı, kararlı ve Bursa’da örgüleştirdiği idealini ve prototipini Rumeli’ye nakış gibi işleye işleye ilerleyen bir akındı.

Bu çerçevede XIV.yüzyıl, Balkan yarımadasında yepyeni bir havanın solunmaya başlandığı dönem oldu. Bu soluk, Anadolu’dan Rumeli’ye sıçrayan Osmanlı fetihlerinin getirdiği medeniyet ikliminin soluğudur. Bu soluğu Süleyman Paşa komutasında Rumeli’ye geçiren Osmanlı gazileri, yalnızca bir siyasi gücün askeri kolunu temsil etmiyorlardı. Yalnızca bir köyü, kenti, kaleyi başka birisinin elinden “almak” fiilinin davacısı değillerdi. Aynı zamanda bir medeniyetin, bir anlayışın temsilcileri idiler.

Balkanlara yayılan bu yeni medeniyetin evlatları, askeri başarılarının hemen ardından buraları bir vatana dönüştürücü hamleyi de ihmal etmemişlerdi. Zira bu fatihler, Asya bozkırlarından batıya doğru giriştikleri bu serüvende edindikleri bin yılların deneyimi ile at üzerinde fethedilir ama yalnızca at üzerinden idare olunmaz ilkesini hatırlarından çıkarmamışlar ve fethedilen toprağa temsil ettikleri medeniyetin ruhunu, mimari eserler aracılığıyla işlemeye başlamışlardı. Osmanlı’nın bu hamlesinin en büyük kanıtı olan Rumeli’ye tohum serper gibi serpiştirdiği mimari eserlerin anlamı o kadar önemlidir ki, Batılı bir tarihçi Fredrich Von Rummel ; “Bu kadar çok para sarfederek dini yapıları, ancak ve ancak göçme fikrini bir kenara bırakıp gelecek nesillere kendinden bir armağan bırakmak ve bulunduğu yerde yuva kurmak isteyen bir halk meydana getirebilir.” diyerek bu konuya dikkatimizi çekmiştir.

Kubbe Tamamlandı

Osman Bey’in Bursa’da işaret ettiği gümüş kubbenin  diğeri ise  acılı bir hadise ile 1389’da Sırbistan, Arnavutluk, Hersek ve Bosna’nın buluşma noktası olan Kosova’da dikildi. Kosova ovasında yapılan bu savaşta Balkan hakimiyetinin mimarı Sultan I.Murat, bir Sırp prensi elinden şehadet şerbetini içmiş ve bedeninin bir kısmını yani iç organlarını da bu beldede bir kubbe altında bırakarak Osmanlılık’ın mührünü bu topraklara vurmuştur. Böylece Bursa’dan Kosova’ya uzanan bu köprü tamamlanmıştır. Bu sergüzeştin en anlamlı yönüyse, ister Müslüman, ister gayr-i Müslim olsun, herkesi altında adalet ilkesi ile birleştiren ve yaşatan bu kubbenin aslında bir medeniyet bilinci ve idealini sembolleştirmesidir.


Bu Yazı 3167 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar