Sonsuz Sevgi
..        

Henüz küçük bir çocukken başlar insanın sevme, sevilme güdüsüyle yolculuğu.
Ağlamak yoluyla birçok isteğinin yerine gelmesini dileyen çocuğuna, kalbi şefkatle yoğrulmuş anne besleme, giydirme, hastalığına şifa bulma uğruna saatlerini ve imkanlarını feda ederek anlatır sevgisini.
Yaşı ilerledikçe görmek, duymak ister sevildiğini çocuk. Ne gelirse elinden, bu uğurda feda eder. Anne, baba, kardeş, arkadaş… sevildiğini hissederse sever kendisini, çevresini. Ve büyüdükçe bir tutkudur alır başını gider: “Herkes beni çok sevmeli !”
Ailesinde bulamadığı kusursuz sevgiyi karşı cinste arar uzun vakit. Her anını paylaşmasını, her problemiyle ilgilenmesini, her ne yaşarsa ön planda kendisini tutmasını bekler sevdiğinden. Ama buhranını artıracak koca bir başarısızlıktır bu girişimin neticesi de. Çünkü yaşı ilerlemiş bu küçük çocuk, unutur herkesin kendisi gibi insan olduğunu ve kimsenin bir başkasını kendisinden çok sevemeyeceğini. İnsanların yaşamında bir görüntüden ibaret olduğunu, ne yaparsan yap asla benliklerinin önüne geçemeyeceğini anlamak istemez; büyük bir boşlukta kıvranır boyuna. Ne kendisini sevebilir, ne ailesini, ne de yaşadığı hayatı. “Niçin varım bu dünyada?” sorgusuyla karışık büyük bir sitem kaplar, yaratılışla şereflenmiş büyük varlığını. Soruları cevapsız, yüreği ıssız kalır hayatın iniş çıkışları arasında. Çocuk büyümüştür; ama gözleri kapalıdır hala dünyaya…
Neden sonra dayanamaz ve iç dünyasını bir usta ele açar delikanlı. Kalfalığı yeni bitmiş usta afallar önce, üniversite yılları gelir aklına; kitaplardan öğrendiği bir yığın teori, insan denen kompleks ruhun bir küçük parçasını çözebiliyormuş yalnızca. Sorulara cevap şıkları bulur belki, ama sorular cevapsızdır hala…
Yılların tecrübesi alnına çizgi olmuş bir adama danışır acemi usta: “Nedir insanlardaki bu sevilme açlığı ve nasıl rahatlar insan sonsuz sevgiyi bulup da?”
“Yanı başımızda koca bir dünya var” diye söze başlar hayat ehli bu garip adam. “Ve bu dünyayı, içindeki en küçük yapıtaşına kadar sisteme oturtmuş, en küçük canlının beslenmesini dahi planlı yaratmış, buna rağmen bir tek insan denen varlığı akıl ve iradeyle donatmış sonsuz güçteki Yaratıcı şah damarımızdan da yakında. Öyleyse, her canlıdan üstün tutulan insanın unutulması mümkün mü?”
“Hayır” diye cevap verir öteki. Yaşlı adam devam eder:
- “İnsan üzerinden öyle bir devir geçti ki; adı anılmaya değmez bir şeydi” diyor İnsan suresinde Allahu Teala. Bu, insan ruhunun yaratılışından öncesini anlatır biz aciz varlıklara. Neydik biz ? Bir hiç… Yokluğun da ötesinde bir hiç. Peki ne değişti sonra ?
Yok ile var arasındaki sonsuz mesafedeki yolculuğu, Yaratıcı tarafından sonsuz bir sevgi verildiğini gösterir biz insanlara. “Varım, o halde değerliyim” zirvesidir bu. Ve insan, Yaratıcı'nın yoktan var etmesiyle tattığı bu sonsuz sevgiyi, Yaratıcı'yı unutup kendisi gibi aciz diğer insanlarda arayıp bulamadığında, ne yaşamayı isteyebilir, ne de göçmeyi öte dünyaya. İşte; sorunun cevabı evlat…
Aradığını bulmanın sevinciyle ayrılır yeni usta oracıktan. Bu duydukları, bizim delikanlı gibi sonsuz sevilme arzusuyla yanan birçok hastasına sunulacak tek şifa otudur.
Delikanlı, gerçek ve sonsuz sevgiyi bulmuştur; “ben varım ve değerliyim” diyebilmektedir artık. Bu ne büyük saadettir aç ruhlara. Bu ne tükenmez güçtür, hem kendisine verilen sonsuz değeri ve hem de acizliğini, küçüklüğünü kavrayana Allah (c.c) karşısında…
Yeni usta oturur bir köşede, cadde kenarında. Gözlerini yumup insanların ruhlarını dinleme seansında. Her ruhtan aynı ses yükselir, her çığlık binalara, soğuk vitrinlere çarpıp döndükçe büyür bağırana:
Sevilmek istiyorum!
Ve ağaçlardan, çiçeklerden, denizlerden, kuşlardan, semadan, dünyadaki her var olmuştan cevap gelir insanoğluna:
Ben sizi önemsiyorum, hepinizi çok seviyorum, size sonsuz değer veriyorum! Sizin için her an yarattıklarıma bakın. Yağan yağmura bakın, ellerinize bakın, taşlara, güneşe, aya bakın! En çok da size verdiğim kendinize bakın. Size Ben'i tanıma fırsatı verdim. Daha ne vermemi istiyorsunuz? Siz de size verdiğim benliğinizi bana verin, “Allah size kafi değil mi?” (Zümer Suresi/ 36)

“De ki: Allah bana yeter…” (Zümer/ 38)


Bu Yazı 1750 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar