Soru: Hicret Nedir, Nasıl Anlamalıyız?
..        

Hicret, kelime itibariyle bir yerden başka bir yere Allah rızası için göç etmek demektir. Bu hadise, tarihte çokça vuku bulmuş ise de, İslam Peygamberi Hz. Muhammed ve sahabelerinin Mekke'den Medine'ye göç etmelerinin yeri başkadır. Zira o hicret, zulümden kurtulmanın adı değil tüm dünyaya İslam nurunun yayılmasının başlangıcıydı.
Müslümanların kendi aralarında toparlanıp, güçlerini planlı bir şekilde birleştirip müşrikler tarafından çıkartıldıkları Mekke'ye ve daha sonra tüm dünyaya Hak dinin haklı esaslarını hakim kılabilmeleri için, kader onlardan bir fedakarlık imtihanı vermelerini istedi. Onlarda bu imtihanı kazandı. Bu atılan fedakarlık adımından sonra, dünyada kıyamete kadar Allah için ne kadar sevap ve hayırlı amel işlenecekse, onlara hisse ayrılacaktı. Çünkü, hadiste “bir şeye sebep olan işlemiş gibidir” buyurulmakla, bir amelin işlenmesinde yapan kadar sebep olanın da hisse alacağı bildirilmektedir.
TARİHTE HİCRETİN YERİ:
Hz. İbrahim (a.s)'ın Hicreti:
Hz. İbrahim ( a.s ) kavminin iman etmesine imkân ve ihtimal kalmadığını anlayınca, küfrün ve sapıklığın mekanı olan Babil'den uzak kalmak amacıyla, her anını yalnız Allah'a kulluk edebilmek için hicret etmiştir. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1437).
Ashab-ı Kehf'in Hicreti:
Kur'ân-i Kerîm Ashab-i Kehf'ten: "Rablerine inanan gençler" (Kehf suresi, 13) olarak söz etmektedir. Bunun üzerine; "Allah da onların hidayetlerini artırmıştı". Kur'ân, Ashab-ı Kehf'i, kavimleri Allah'tan başkalarına taptıkları için onlardan uzaklaşmalarını takdirle karşılamaktadır. Onlar bu davranışlarıyla doğru yolu bulmayı ve Allah'ın rahmetine kavuşmayı gaye edinmişlerdi. (Kehf suresi, 14-16)
Habeşistan'a Hicret:
İslam dininin zuhurunun ilk yıllarında zayıf ve sahipsiz sahabelere olan baskı epey artmıştı. Müslümanlara yapılan bu akıl baskıların tek bir nedeni vardı: o da “ Rabbimiz ancak Allah'tır” demeleriydi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.av ) sayıları yüzü bulan sahabeye Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti. Orada kendilerini himaye edecek iyi niyetli bir hükümdarın varlığından söz etti. Bunun üzerine Habeşistan'a iki defa hicret edildi.
HİCRETİN HÜKMÜ:
İslâm hukukçuları küfür beldelerinden hicret etmeyi dört kısma ayırmaktadırlar:
1- İslâm'ı yaşamanın mümkün olmadığı belde: Böyle bir yerde Müslümanların kalıp yerleşmeleri caiz değildir. Hicret edebilmeleri için ne lazımsa yapmaları gerekir.
2- İçinde müslümanca yaşayıp ehli küfre karşı koymanın mümkün olduğu belde: Böyle bir beldede yerleşip kalmak ve İslâm'ı kuvvetlendirmek farzdır. Buradan hicret eden kimse de Allah indinde mesuldür.
3- İçinde İslâmî şiarın icrası mümkün ise de İslâm'ın yayılması mümkün olmayan ve orada kalmakla İslâm için fayda bulunmayan belde: Böyle bir yerde kalmak caiz olsa da hicret etmek daha iyidir.
4- İçinde İslâmî şiarın icrası mümkün olmakla beraber dinin yayılması ve Müslüman olmayan kimselerin İslâm'a girmesi umulan belde: Bu takdirde böyle bir yerde kalmak gereklidir. ( Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II. 296 )
HİCRET ETMENİN ALLAH KATINDAKİ MÜKAFATI:
Allah (c.c) rızası için yapılan her hareket, tavır, söz ve fiilin Allah yanında - karşılıksız kalması düşünülemez. Allah için bulunduğu ve büyüdüğü yeri, bin bir zorluk çekerek terk eden ve bununla İslâm'ı daha iyi yaşamayı ve Allah'a daha mükemmel şekilde kulluk etmeyi amaçlayan bir kimsenin elinin boş bırakılması düşünülemez. Bu nedenle Allah (c.c) ve Hz. Peygamber ( s.a.v ) hicret edenlere şu müjdeleri vermektedir:
“Onlar ki iman ettiler, Sonra hicret ettiler ve Allah yolunda cihad ettiler, İşte onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.” ( Bakara Suresi, 2/218 )
“İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah indinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte umduklarına nail olanlar onlardır” Onların Rabbi, kendilerinin, katından bir rahmete, bir rızaya ve içinde daimi nimetler bulunan cennetlere gireceklerini müjdeler. Onlar o cennetlerde ebediyen kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah'ın yanındadır.(Tevbe Suresi, 9/20-21-22)
O tövbe edenler, o ibadet edenler, o hamd edenler, Allah'ın rızası için sefer edenler, o rükû edenler, o secdeye kapananlar, iyilikleri yayanlar, kötülükleri önleyenler ve Allah'ın hudutlarını bekleyip koruyanlar yok mu? İşte o müminleri müjdele! ( Tevbe Suresi, 9/112)
“Zulme mâruz kaldıktan sonra Allah uğrunda Hicret edenleri, elbette dünyada güzel bir yere yerleştiririz. Âhiret mükâfatı ise daha büyüktür. Bunu bir bilselerdi! (Nahl Suresi, 16 / 41)
Hz. Peygamber (s.a.s) de söyle buyurmuştur: "Her kim dini için bir yerden bir yere hicret ederse, gittiği yer bir karşı yer de olsa Cennet'te İbrahim ve Muhammed (s.a.v) onun arkadaşı olur.”
Amr İbn-ül Âs (r.a), kendisinin günahlarının affedilmesi şartıyla biat edeceğini Rasûlullah'a ( s.a.v ) söyleyince, Rasûlullah'tan şu cevabı aldığını anlatmıştır:
"Sen bu dine girmeden önce işlenen günahların affedildiğini bilmiyor muydun? Hicretin ve haccın da aynı şekilde daha önce islenmiş günahları silip süpürdüğünü bilmiyor muydun?”


Bu Yazı 4165 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar