Kapak
Stresin, İnsanın Biyolojik Yapısına Tesiri
..        

Stres veya gerginlik, insandaki normal psikolojik ve ruh halinin, bir takım sebeplerle baskı altında kalması sonucu teşekkül eder. Gerginliğe sebep olan faktörler çok çeşitlidir. Bunlardan bazıları; günlük hayatın getirdiği baskılar, beklentiler, ekonomik durum, çalışma hayatında verilen mücadeleler, arkadaş ve karı-koca ilişkileri, aldatılmış, ya da terkedilmiş olma, çalışmalardaki başarısızlık ve hatta ulaşım problemi gibi yüzlercesidir. Gerginlik faktörlerinin bir kısmı, insanın günlük hayatında çok önemli olmayan belki küçük ayrıntılardır ve tek başına, insanda gerginliğe sebep olmaz. Ama, o küçükler birikerek, insanın tahammül kapasitesinin sınırını zorlayacak seviyeye ulaşabilirler.
Günümüzde özellikle ekonomik istek ve ihtiyaçların eskiye göre çok artmış olması, insanları çok çalışmaya ve fazla kazanmaya yöneltmiştir. Ancak, toplumun büyük bir kesiminde kazanılan para giderleri istenen ölçüde karşılamaktan uzaktır. Ayrıca, toplumda aile yapılarının küçülmesi ve sosyal bağların zayıflaması, karşılıklı maddî ve manevî yardımlaşmaların azalması, insanları yalnızlığa ve çaresizliğe itmiştir. Bunun sonucunda da gerginlik ve stres günümüzün bir numaralı problemi haline gelmiştir.
Strese maruz kalmayan hemen hemen hiç kimse yoktur. Herkes az çok, günlük hayatında gerginlik yaşar. Bazı insanlar, bunu; sabır ve tevekkülle, hoş görü ile, kader inancı ile, dünyayı geçici bir mekan, ya da bir imtihan yeri olarak algılamakla daha kolay aşarlar.
Stresin, günümüzdeki hastalıkların meydana gelmesinde %70-75 oranında rol oynadığı ifade edilmektedir. Bu durumda strese, bu asrın hastalığı demek mübalağa olmaz. Bu kadar önemli bir hastalık kaynağının çok iyi bilinmesi ve tanınması icap eder.
Gerginliğin sonuçları
Stres, vücutta biyolojik bir takım olumsuzluklara sebep olur. Bedende gerginliğin artması, üzüntüyü hasıl eder. Üzüntü de gerginliği daha fazla arttırır. Bu vücutta ülsere ve kalp spazmına sebep olur. Strese zemin hazırlayan en önemli faktörlerden birisi uykusuzluktur. Beyin ve sinir sisteminin uykuya ihtiyacı vardır. Bu uyku ihtiyacı giderilemezse, kaslar devamlı gerginliğini sürdürür. Bu da organizmanın biyolojik olarak düzenli çalışmasını sekteye uğratır. Zamanla damarlarda bazı fiziki değişikliklere yol açar.
Stresin derecesine göre vücut fonksiyonlarında bir takım değişmeler olur. Bunlardan bazıları şunlardır: Tansiyonun ve kan şekerinin yükselmesi, kan pıhtılaşmasının artması, midede asit salgısının artması ve sindirimin yavaşlamasıdır. Böyle değişiklikler, kalp çarpıntısına, mide ve baş ağrılarına, bulanık görmeye, uykusuzluk ve iştahsızlığa, kas kasılmalarına, avuç içlerinin terlemesine ve depresyona sebep olur.
Aşırı stres neticesinde vücudun normal işleyiş düzen ve dengesi bozulmuş, çok karmaşık ve ciddi sağlık problemleri kapımızı çalmaya başlamıştır. Bu sağlık şikayetlerinin giderilmesiyle uğraşmak, yılanın kuyruğuyla uğraşmak gibidir. Esas problem, yılanın başını giderilmesidir. Evvel emirde yapılacak olan şey, stresin giderilmesi, en azından azaltılmasının çarelerini aramaktır.
Gerginliği azaltma yolları
Gerginliği azaltmanın en birinci çaresi, vücudun strese karşı güçlendirilmesi ve gerginliğe karşı verilecek tepkilerin kontrol edilebilmesidir. Bunu sağlamak için üç prensip tavsiye edilir. Bunlar:
I. Stresi azaltacak sebeplere baş vurmak
II. Aşırı stresle ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek
III. Strese karşı maddî ve manevî olarak hazırlıklı olmak
Bunları kısaca gözden geçireceğiz
I. Stresi azaltacak sebeplere baş vurmak
Bu hususta şunlar tavsiye edilebilir:
1. Problemlerle yüz yüze gelmek. Hadiseleri olduğu gibi kabul ederek çözüm aramak
2. Gerginliği arttıracak problemlerden ve o çevreden uzaklaşmak
3. Beklentilerde değişiklikler yapmak
4. Problemlerimizi, birileriyle konuşarak paylaşmak, onların görüşlerini almak
5.Boş zamanları, kitap okuyarak veya faydalı sohbetlerle değerlendirmek
6. Bizi rahatsız eden problemleri kafamızda evirip çevirerek devamlı onarla uğraşmak yerine, bizi rahatlatacak şeylerle meşgul olmak.
7.Spor aktiviteleri ve eksersizleri yapmak. Uyku ve istirahata zaman ayırmak,
8. Doktorun tavsiye edeceği ilaçları almak
9. Ağlama ve gülme gerginliği azaltabilecek faktörlerdir.
II. Aşırı stresle ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek
Aşırı gerginlikler vücutta hem maddî ve hem de manevî rahatsızlıkları hasıl edebilir. Maddî hastalıkların, tıbbî yönden tedavisi için gerekenler mutlaka yapılmalıdır. Ruhi sıkıntıların ve bunalımlara kadar varan psikolojik rahatsızlıkların da kendine uygun iyileştirme metotları ihmal edilmemelidir.
III. Strese karşı maddî ve manevî olarak hazırlıklı olmak
Bu asrın hastalığı olarak nitelenen strese karşı en etkili korunma çaresi ve tedavi metodu, gerginliğin sebeplerini bilmek ve ona karşı maddî ve manevî olarak hazır bulunmak olsa gerektir.
Stres her devirde olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Çünkü, insanın bulunduğu yerde problemler vardır. Problemin olduğu yerde de, az-çok gerginlik olacaktır. Gerginliğin bulunmaması, eşyanın tabiatına aykırıdır. Esas olan, gerginliğe sebep olan problemlerin nasıl aşılacağının bilinmesidir.
Gerginliğin sebeplerini tanımada, hadiselere bakış açısı çok önemlidir. Yani, insan nedir? Bu dünyaya niçin gelmiştir? Onu buraya kim göndermiştir? Niçin göndermiştir? Buradaki görevleri nelerdir? Bundan sonra nereye gidecektir?
Bu ve benzer sorulara verilecek cevaplar, insanın dünyaya bakış açısıyla bire bir ilişkilidir. Dolayısıyla stresin temeli de buraya dayanmaktadır. Bunu daha iyi anlatabilmek için iki farklı bakışı dikkatlerinize sunacağım.
Bir kimse, yukarıdaki sorulara şöyle cevap veriyor:
“Ben bu dünyaya hasbelkader geldim. Ya da, tesadüfen ortaya çıktım. Benim yegane gayem ve hedefim, nefsimin bütün arzularını en iyi şekilde yerine getirmek, hayatın her türlü zevkini tatmak, doyasıya yaşamak ve günlümce eğlenmektir. Dünyaya bir daha gelecek değilim. Dolayısıyla her şeyin en iyisine ve en güzeline sahip olmam gerekir. Ne yapmam gerekiyorsa burada yapmalıyım. Bu dünyadan sonra gidilecek bir mekan, yaptıklarımı soracak bir mercii yoktur. Ölümle her şey bitip yok olacaktır.”
Bir başkası da değişik açıdan bakıyor ve şöyle yaklaşıyor:
“Ben bu dünyaya kendim gelmedim. Bir yaratıcı beni bu dünyaya geçici olarak ticaret yapmam için gönderdi. Sermaye olarak da, sınırlı bir ömür verdi. Dünyada neleri yapıp, neleri yapmayacağımı bir kitapta bildirip, elçisiyle de bunları öğretti. Gerek elçisi ve gerekse kitabı vasıtasıyla, dünyada çok çetin imtihanlara maruz kalacağımı bildirdi. Bu imtihanlara sabretmem karşılığında ebedî ahiret hayatını vereceğini bana vaat etti. Yaptığım her işten sorumlu olduğum bildirildi. Atom ağırlığı kadar kötülük işlesem bunun karşılığını göreceğim, iyilik yapsam onun karşılığını da göreceğimi biliyorum. Bu dünyada bir takım haksızlıklara ve zulümlere maruz kalsam bile, bunların karşılığını mutlaka ahiret âleminde alacağım. Dolayısıyla, karşılaştığım bir takım sıkıntı ve problemleri sabır ve tahammülle aşabilirim. İnsanın arzuları sonsuz. O sonsuz arzuları bu dünyada tatmin etmek mümkün değildir. Esas olan, ebedî hayat yurdu olan ahirete eli boş gitmemeye gayret etmeliyim. Yoksa, dünya kimseye kalıcı değil. Herkes bir süre kulluk görevini yapıp buradan ayrılıyor. Burada ebedî kalacak gibi bütün his ve duygularımla her şeyimi feda eder derecesinde buraya bağlanmam ve ahireti unutmam, beni burada stres ve sıkıntıya sokacaktır.”
İşte, aynı sorulara farklı tarzda yaklaşımla değişik cevaplar verilebiliyor ve insanın hayatı, bu bakış açısına göre şekilleniyor.
Şimdi, birinci kişinin durumunda olanlar, dünya hayatında neye sahip olsa hep daha fazlasını isteyecektir. Hiçbir şey onu tatmin ve mutlu yapmayacaktır. Çünkü, insanın arzu ve istekleri sonsuz, fakat dünyada elde edebildikleri ise gayet sınırlıdır. Karşılaştığı her hadise onu derinden etkileyecek, bu karmakarışıklık içinde her şeyin problem ve sıkıntısı, aynı zamanda ona da sıkıntısı verecek, her hadiseden müteessir olacak, daha Cehennem'e gitmeden dünyada Cehennem hayatı yaşayacaktır.
Diğeri gibi düşünen, neye sahip olsa şükredecek, karşılaştığı problemleri aşmada, bir Yaratıcı'ya sığınacak, hiçbir şeyin başıboş olmadığını düşünecek, başkalarının maruz kaldığı bir takım sıkıntı ve problemleri kendi üzerine alma yerine, her şeyin esas sahibi olan Yaratıcı'ya havale edecek, “O, beni benden daha iyi düşünür” diyecek, böylece sıkıntı ve üzüntüsü binden bire inecek, daha dünyada Cennet hayatı yaşayacaktır.
O halde, bütün stres ve sıkıntıların kaynağı inkarda ve bir Yaratıcı'yı kabul etmemekte, bütün iyilikler ve güzellikler iman ve itaatte olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. n


Bu Yazı 4835 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar