Sultan Baybars
27.01.2015        

HAÇLILARA VE MOĞOLLARA DİZ ÇÖKTÜREN MEŞHUR TÜRK SULTANI;

SULTAN BAYBARS

Muhammed ACIYAN

 

 

Suriye’den gelen Türkmenlerden birisiyle tanışıyordum. Çocuğunun ismini sordum. “Bıybars” dedi. “Ne anlama geliyor” dedim. “Yahu, bilmiyor musun” dedi. Tarihteki meşhur Türk kahramanı Sultan Baybars” dedi. “Adını duydum ama yakından tanımıyorum, dedim. Fakat aklıma takılmıştı. Mutlaka araştırmam lazımdı. Çünkü hem Haçlıları, hem de Moğolları bozguna uğratan, Moğolların yenilmezlik unvanını ellerinden alan bir liderdi. Hele onları yenerek psikolojik bir harbi de kazanmıştı ya, bu günlere ne güzel örnek… İsrail sürekli teknolojik olarak sürekli çok üstün olduğu imajını pompalamaya çalışıyor ya, bir gün cesur, arslan yürekli bir lider ortaya çıkarda onları yenerse hem psikolojik hem de teknolojik üstünlük fikri yerle yeksan olacaktır. O günleri de göreceğiz İnşallah… Aslında Van Minute birinci raunttu, diyebiliriz…

Bu arada gelelim Kitap Fuarlarının güzelliğine… Geçenlerde Konya’daki Kitap Fuarından Prof. Dr Ramazan Şeşen’in “Haçlılar önünde Sultan Baybars” isimli kitabını aldım. Sultan Baybars’ın sır katibi İbn Abdüzzahir’in ‘Sultan Baybars ve devri’ isimli çalışmasını tercüme etmiş. Güzel bir çalışma olmuş. Kitabı hem sizin için hem de kendim için okudum. Ben de o kitabın güzel bölümlerinden önemli bulduğum kısımlarını sizlere aktaracağım…    Sizler geniş bilgi sahibi olmak isterseniz kitabı temin ederek okuyabilirsiniz.

Yine dikkatimi çeken diğer bir husus; Bu kadar İslam’a ve Müslümanlara hizmet etmiş Müslüman-Türk Sultanının niçin hak ettiği yeri almadığı ve tanınmadığı... Sizde diyeceksiniz ki “Sayın hocam hangi tarihi değer, hak ettiği yeri alıyor da, bu değerli devlet adamı, komutan, lider hak ettiği yeri alsın… Sizde haklısınız… Sözü fazla uzatmayalım da bu büyük insanı ana hatlarıyla tanımaya çalışalım…  

Dünya tarihinde önemli rol oynamış Türk devlet adamlarından olan Sultan el-Melik el-Zahir Baybars el-Bunduktari el-Salihi 1225 yılı civarında Karadeniz ve Hazar Denizi’nin kuzeyindeki Kıpçak bozkırında Borlu aşiretinde doğdu. Bu sırada çok sayıda Kıpçak, çeşitli devletlerin ordularında memluk(köle) asker olarak hizmet etmekteydi. 1241 yılında Ulak hükümdarı Anar Kaan tarafından esir edilen Baybars esir tüccarlarına satıldı. Şam Bölgesine getirildi.  Son Eyyubi sultanı el-Melik el-Salih’in özel memluk birliği, Bahri Memlukları arasına katıldı. Camedarlardan bir grubun başına getirildi. Henüz yirmi beş yaşındayken 1250 yılında VII. Haçlı Seferi sırasında Haçlı şövalyelerine karşı kazanılan Mansura zaferinde başrolde yer aldı. Bundan sonra katıldığı birçok olayda ön safta yer aldı.

Keşke ben de eski zamanlardaki meşhur sultanlardan bir sultan olaydım, tarih yazardım, tarihte beni yazardı diyorsanız eğer… O dönemdeki Sultanlar her an ölümle burun buruna… Kendinizi bir anda birçok taht kavgaları, alavere- dalavere, suikastlar, zehirlenmelerin içinde bulurdunuz, ya da bir savaş meydanında düşman ordusunun ortasında… Ortalama ömürleri 40-50 yıl… Yine devam ediyoruz Sultan Baybars’a….   

O sanki doğuştan lider olarak yaratılmıştı. Gözü yükseklerdeydi. Zorluklar onu hiçbir zaman yıldırmadı. Memluk devletindeki iç mücadelelerde Bahrî Memlukları'nın liderliğini yaptı. Gerçek bir devlet adamıydı. Daha genç bir emirken bile emri altında çalışan devlet görevlileri vardı.
        Kuvvetli bir genç olan Baybars, zekâ ve kabiliyeti ile az zamanda kendini gösterdi. Mısır’ı ele geçirmek isteyen Fransa kralı St. Louis’in kuvvetlerinin bozguna uğratılarak kralın esir edilmesinde büyük rol oynadı. Aybeg Memluk tahtına çıkınca, onun, kuvvetli emirleri ortadan kaldırmasından çekinerek Mısır’a kaçtı. Fakat bir müddet sonra Kutuz’un başa geçmesi ile geri dönüp onun hizmetine girdi. Sultan Kutuz devrinde Moğollar Suriye’yi işgal etmişlerdi. Kutuz kuvvetli bir ordu hazırladı ve öncü kuvvetlerinin kumandasını Baybars’a verdi. Ayn-Calut Muharebesinde (1260) Moğollar kanlı bir mağlubiyete uğrayarak geri çekilmeye mecbur oldular. Bu durum Baybars’ın şöhretini bir kat daha artırdı. Bu arada Sultan Kutuz’un devlet idaresinde sert ve şiddetli bir yol izlemesi, düşmanlarının çoğalmasına sebep oldu. Neticede Sultan Kutuz, 1260 yılı sonunda bir suikaste uğrayarak öldürülünce, Memluk kabile emirleri Baybars’ı sultan olarak tanıdılar.

O, Memluk Devleti'nin beşinci sultanı, Sultan Baybars oldu nice zorluklardan sonra... Çok zor bir coğrafyada, çok çetin rakiplere rağmen tahta oturdu. Türk ve İslam tarihinin en şanlı kahramanlarındandı.
        Aynicâlût Savaşı'nda Moğolları tarihte ilk defa o mağlup etti, ayrıca Ortadoğu'daki Haçlı nüfuzunu kırdı.

Hükümdar olduğu zaman yaptığı ilk iş, Kutuz’un halktan topladığı ağır vergileri kaldırmak oldu. Böylece halkın sevgisini kazandı. İsyan eden Şam Naibi Sancar’ı 1261 yılında yaptığı savaşta kolayca mağlup ve esir ederek Kahire zindanına attırdı. Bu sırada Memlukler için başta Moğollar olmak üzere kuzeyde Ermeniler, Kıbrıs Krallığı, güneyde Nubyalılar ve batıda Berberiler devamlı bir tehlike arz etmekteydiler. Bu durumu göz önüne alan Baybars evvela imparatorluk içindeki nüfuzunu artırdı. Kırek’deki Eyyubi emirini öldürttü. Böylece Baybars için imparatorluk içinde bir tehlike kalmamıştı. Bundan sonra dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı faaliyetlere girişti.
      1265 ve 1266 yıllarında Suriye’ye iki sefer düzenleyerek Kayseriya, Arsuf ve Sis şehirlerini ele geçirdi. 1270 yılında İsmaililer (Haşhaşiler) üzerine yürüyerek onları Mısır Devletine vergi vermeye mecbur etti. Moğollara karşı birçok defa zaferler kazanan Sultan Baybars 1277’de Elbistan civarındaki Moğol kuvvetlerini bozguna uğrattı. Moğollar, memleketinden hayli uzakta bulunan Baybars’tan intikam alabilmek için, müdafaasız Türk halkından binlercesini öldürdüler. Anadolu’da Türklere gösterdikleri zulüm ve baskıyı artırdılar.

Hayatının en verimli bir devrinde ve saltanatının en parlak ve kudretli bir zamanında 52 yaşında ölen Sultan Baybars, Ortaçağ İslam Türk tarihinin en büyük simalarından biridir. Maddi ve manevi birçok hususiyetlere sahip, müstesna bir insandı. Çok güçlü bir vücuda, sağlam bir iradeye, benzeri görülmemiş bir cesarete ve parlak bir zekâya sahipti. En önemli ve cesur hareketlerinde bile daima ihtiyatlı hareket eder, en küçük tedbiri bile almakta ihmalkârlık göstermezdi. Harblerin en tehlikeli anlarında bir nefer gibi, ön saflarda çarpışır, tehlikelerden çekinmezdi. Sultan Baybars dinine çok bağlı olup, gerek normal bir insan ve gerekse hükümdar olup, dinin emirlerine uymaya çok dikkat ederdi. Âlimlere karşı saygı ve hürmet gösterirdi. Ehl-i sünnet mezhebine mensub olan halkının işlerini görmek için ayrı ayrı kadıların başına, kadıl kudatlar tayini usülünü ilk önce o koymuştu. Medrese, imaret ve hastahane gibi, hayır müesseseleri kurarak İslam büyüklerinin ve eski mücahid kahramanların türbelerini tamir ettirdi.     

Yoksullara yardımda bulunarak sevgisini kazanmıştı. Yabancı devlet adamlarına karşı takip ettiği siyasetle Müslüman tüccarların serbest ticaret yapmalarını temin etmişti. Çok önemli bir durum olmadıkça örfi vergilere başvurmazdı. Mükemmel bir posta teşkilatı kurarak ülkesindeki haberleşmeyi en iyi şekilde temin etmiştir. Ayrıca geniş bir casus teşkilatı kurmuş ve casusları kontrol eden casuslar da kullanmıştır. Devrin her türlü kara ve deniz harp mühimmatının yapımına büyük ehemmiyet vermiş, tersaneler kurdurtmuştur. Harp ganimetlerinin hepsini askerlere dağıtır, böylece askerlerin gönlünü alırdı.

Sultan Baybars esmer tenli, mavi gözlü, boyu uzunca, yüksek sesle konuşan, heybetli, bir gözünde leke olan, güçlü, enerjik, korku ve yılma nedir bilmeyen, tedbirli, ihtiyatlı, biri kimseydi. Savaşlara bizzat katılır, kendini tehlikelere atmaktan kaçınmazdı. Daima en ön safta, yüksek şecaate sahip, gözünü budaktan sakınmazdı. Başarısını disiplinli bir lider olmasına borçluydu. Kısaca Cenab-ı Hak onu lider olmak için yaratmıştı. Oda Allah’ın verdiği bu canı O’nun yolunda savaşarak harcamıştı.

Her insan gibi onunda eksiklikleri vardı. Vefatından önce Dımışk(Şam)’da Meydan el-Ahdar(Yeşil Meydan)’da yaptırdığı Eblak Sarayı(Alaca)’na yerleşti. Zaman zaman müzikli eğlenceler düzenler, savaş zamanının stersini atar, bazan da kımız içerdi. El-Kerekiyye denilen bir kadın şarkıcısı(muğanniye)vardı. 17 Haziran 1277 günü, adeti olduğu üzere, arkadaşlarıyla Sarayda kımız meclisi düzenledi. Normalden fazla kımız içmişti. Hastalandı. Vücudundaki toksini atması için müshil içirdiler. Fayda vermedi, ateşi arttı. Tabipler zehirlenme olduğunu düşünerek mücevherat tozlarıyla ilaç yapıp içirdiler. Faydası olmadı. Hastalığı artarak devam etti. 30 Haziran 1277 Perşembe günü vefat etti.

Sağlığında Dımışkta Dareyye yolu üzerinde kendisine bir türbe yapılmasını istemişti. Oğlu el-Melik el-Said Salahaddin Eyyubi’nin babasının evi Dar’ül akiki’yi satın alıp türbenin yanına Zahiriye Medresesinin yapılmasına karar verdiler. Bu yalan dünyadan Sultanda olsa bir can daha Hakka kavuştu. Allah rahmet eylesin.   

 

m-aciyan@hotmail.com

Muhammed ACIYAN


Bu Yazı 3152 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar