Sünnet-i Seniyye Dairesinde Ticari Ahlakımız
07.05.2014        

SÜNNET-İ SENİYYE DAİRESİNDE TİCARİ AHLAKIMIZ

 

Prof. Dr. Abdülaziz Hatip

 

 

Faizli her türlü alış verişten titizlikle sakınmalı: "Miraç gecesi, bir kavme uğradım ki, karınları evler gibi iri idi. Bu karınların içi yılanlarla dolu idi ve yılanlar dışardan gözü­küyorlardı. Ben: "Ey Cibril bunlar kimlerdir?" diye sordum. "Bunlar faiz yiyenler!" dedi." "Resulullah ribâyı (faizi) yi­yene de, yedirene de lanet etti."[1]

"Hz. Peygamber, Veda Haccı sırasında şöyle diyordu: "Haberiniz olsun, câhiliye devrindeki bütün ribâlar kaldırılmıştır, ödenmeyecektir. Sa­dece verdiğiniz anaparayı alacaksınız. Böylece ne zulmetmiş olacaksınız ne de zulme uğramış olacaksınız."[2]

Bir adam İbnu Ömer'e gelerek: "Ben birisine bir borç ver­dim. Bana, bunu daha üstün bir şekilde iadesini şart koştum" dedi ve hükmünü sordu. İbnu Ömer: "Bu ribâdır" diye cevap verdi ve şu açıklamada bulundu: "Borç verme işi üç şekilde ce­reyan eder: 1. Borç vardır, bunu vermekle sâdece Allah'ın rıza­sını düşünürsün. Karşılığında sana rıza-yı İlâhî vardır. 2. Borç vardır, bununla arkadaşını memnun etmek istersin. 3. Borç vardır, temiz bir malla pis bir şey almak için bu borcu verirsin. İşte bu ribâdır." Adam: "Öyleyse bana ne tavsiye edersiniz" diye sordu. İbnu Ömer: "Akdi yırtmanı tavsiye ederim. Borçlu, verdiğin miktarı aynen iade ederse alırsın. Verdiğinden daha az iade eder, sen de alırsan sevap kazanırsın. Eğer sana, daha iyi bir şeyi gönül hoşluğu ile verirse, bu sana bir teşekkürdür, böylece teşekkürünü ifade ediyor demektir. Sana ayrıca, ona vâde tanıdığın için sevap vardır."[3]

İhtiyacı olan halkı sıkıntıya sokacak şekilde, (fahiş fiyata satmak için) temel gıda mallarını bekletmek (kara borsa) haramdır. "İhtikâr (karborsacılık) yapan günahkâr olmuştur."[4] "Malını satışa arzeden rızka erer, kara borsacı (daha da pahalanması için satmayıp bekleten) de lanete uğrar" "Paha­lanması için, kim bir yiyecek maddesini kırk gün saklarsa, o, Allah'tan yüz çevirmiştir, Allah da ondan yüz çevirmiştir."[5]

Alış verişte müsamaha (tolerans) büyük erdem ve sevap­tır. "Satışında, satın alışında, borcunu ödeyişinde cömert ve kolaylaştırıcı davranan kimseye Allah rahmetini bol kılsın."[6] "Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle mua­mele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.", "Allah, satıştaki müsamahayı, satın alıştaki müsamahayı, ödemedeki müsamahayı sever."[7]

Alacak tahsilinde kolaylık gösterme Cennet'e girmeye vesiledir. "Sizden önce yaşamış olan birisine, ruhunu kabzetmek üzere melek gelmiş idi, sordu: "Bir hayır işledin mi?" Adam: "Bilmiyorum" diye cevapladı. Kendisine tekrar: "Hele bir düşün (belki hatırlarsın) dendi. Adam: "Bir şey hatırlamı­yorum, ancak dünyada iken, insanlarla alışveriş yapardım. Bu muamelelerimde zengine ödeme müddetini uzatır, fakire de kolaylık gösterirdim" dedi. Allah onu (bu kadârcık iyiliği sebebiyle affedip) Cennet'ine koydu."[8]

Pişman olan tarafın satışı bozma ricasını kabul etmek büyük sevaptır. "Kim bir Müslümanın alım-satım akdini feshetme ta­lebini kabul ederse, Allah da onu düşmekten kurtarır."[9] Amra Bintu Abdirrahmân anlatıyor: "Bir adam bir meyve bahçesinin meyvelerini toptan satın aldı. Meyveyi toplayıp miktarını tayin edince, tahmin edilenden noksan buldu. Bahçe sahibini görerek eksik çıkan kısmı hesaptan düşmesini veya alım-satım akdinden dönmesini talep etti. Fakat adam teklif edilenleri kabul etmemeye yemin etti. Bunun üzerine müşterinin annesi, Hz. Peygamber'e müracaat ederek durumu arz etti. Resûlullah: "O adam, hayır yapmamaya yemin etmiştir" buyurdu. Bu sözü işiten bahçe sahibi Hz. Peygamber'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, talebini kabul ettim" dedi.[10]

İçki satışı yapmak haramdır. Tıpkı murdar et, domuz ve put gibi içki satmak da haramdır.[11] Allah içkiyi, onu sunanı içeni, imal edeni, taşıyanı, satanı, satın alanı ve parasını yiyeni rahmetinden uzaklaştırmıştır.[12]

Yanında mevcut olmayan malı satma: Hakîm İbnu Hizam anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü dedim, bana gelip, bir şeyler almak isteyenler oluyor. Oysa istenen şey bende yoktur. Bu durumda bilâhere çarşıdan satın alarak teslim etmek üzere istenen şeyi satayım mı?" Şu cevabı verdi: "Hayır, yanında mevcut olmayan şeyi satma."[13]

Simsarlık (şehirlinin köylü adına satış yapması) caiz değildir. Hz. Câbir anlatıyor: "Hz. Peygamber: 'Köylü adına şehirli satış yapmasın' dedi ve ilave etti: 'Bırakın insanları, Allah birinin sebebiyle diğerini rızıklandırsın' buyurdu."[14] "Resûlullah ana baba bir kardeş bile olsa şehirlinin köylü adına satış yapmasını menetti."[15]

Malı pazara inmeden yolda karşılamak helal değildir. "Bir­birinizin alışverişine karşı alışveriş yapmayın. (Pazara giden) malı yolda karşılamayın."[16] "Hz. Peygamber satıcının malını övmesini ve daha pazara varmadan malın yolda satın alınmasını veya şehirlinin köylü adına satış yapmasını yasakladı.[17] Kim onu yolda karşılar ve satın alırsa, malın sahibi pazara gelince muhayyerdir (satıştan vazgeçebilir)."[18] "Pazara gitmekte olan malı önceden karşılamayın. Hayvanların sütünü memelerinde (günlerce bekleterek) biriktirmeyin. Bir birinize karşı (müşteriyi kızıştırmak için alıcı olmadığınız halde, yük­sek fiyat vererek) malın değerini artırmayın."[19]

Para peşin, mal veresiye alım satım (selem) caiz mi? "Ki­şinin, bir başkasına selem yoluyla gıda maddesi satmasında bir sakınca yoktur, yeter ki, gıda maddesinin fiyatı belirlen­miş, ödemenin zamanı tayin edilmiş olsun. Ancak (hasada) elverişliliği ortaya çıkmayan ekinde veya (yenmeye) salahı ortaya çıkmayan hurmada selem olmaz."[20] "Bir din kardeşi­ne meyve satsan, sonra da buna bir afet gelse, ondan bir şey alman sana helâl olmaz. Kardeşinin malını hakkın olmadığı halde nasıl alırsın?"[21]

Paylaşılmamış gayr-ı menkulde ortakların şuf'a hakkı vardır. "Henüz taksim edilmemiş arazi, mesken, bahçe gibi (akar nevinden) her ortaklıkta şuf’a hakkı vardır. (Ortakların­dan birinin) ortağına haber vermeden satması helal olmaz. Satmadan önce haber verir, ortağı satın alır veya müsaade eder. Ortağına haber vermeden satarsa, ortağı bu mala (aynı fiyat karşılığında) hak sahibi olur."[22]

Ortaklık yoksa bile taşınmaz malın normal fiyatıyla ön­celikle komşusuna önerilmesi erdemdir. "Evin komşusu eve bir başkasından daha çok hak sahibidir."[23]

Özellikle yol gibi ortak kullanılan şeyler söz konusuysa bu öncelik biraz daha önem kazanır. "Komşu, komşusuna karşı şuf'a hakkına sahiptir. Aynı yoldan işliyorlarsa, komşu bulunmadığı takdirde, gıyabında satış yapmaz, bekler."[24]

Hz. Peygamber’den bir alış veriş hatırası: Hz. Câbir an­latıyor: "Hz. Peygamber'le birlikte askerî bir sefere katıldım. Ben su taşımada kullandığımız devemizin üzerinde giderken Resulullah bana kavuştu. Devem yorgundu ve bu yüzden gerilerden yürüyordu. Durumu görünce Hz. Peygamber de geride kalarak deveyi sürdü ve ona dua buyurdu. Bunun üzerine bütün develerin önünden gitmeye başladı. Bana: "Deveni nasıl görüyorsun?" diye sordu. "Çok iyi görüyorum, bereketiniz değdi" dedim. "Onu bana satar mısın?" buyurdu. Ben: "-Hayır satmam, size bağışlıyorum, deve sizin olsun ey Allah'ın Resulü" dedim. "Olmaz, kabul etmem, sat onu bana" buyurdu. Ben: "Öyleyse, dedim, bir adama bir okiyye miktarında altın borcum var, ona mukabil deveyi size sattım" dedim. Resulullah: "Aldım onu, ancak sen yükünü Medine'ye kadar onun üzerinde götür" dedi. Medine'ye gelince, Hz. Bilâl'e: "Câbir'e bir okiyye altın ver, biraz da fazla olsun" em­retti. Bilal bu söz üzerine bir kîrât fazla tarttı. Kendi kendime: "Resûlullah'ın bana verdiği fazla miktarı (teberrüken) yanım­dan hiç ayırmayacağım" dedim. Harra harbinde, Şamlılar tara­fından yağma edilinceye kadar, kesemin dibinde duruyordu."

Başka bir rivayette şu ilave de vardır: "Sonra bana: "Para­yı aldın mı?" diye sordu. "Evet" dedim. Bunun üzerine: "Para da, deve de senindir" buyurdu (ve deveyi de geri verdi)."[25]

Yasaklanan diğer bazı alım satımlar. Hz. Ali anlatıyor: Resulullah şunları yasaklamıştır: Bey'u'l-muzdar'ı (birinin çaresizliğini istismar ederek malını değerinden düşük fiyata almayı veya ona yüksek fiyata bir malı satmayı), bey'u'l-garâr'ı (meçhulün satışını) ve olgunlaşmaya başlamadan ağaçtaki meyve satışını."[26]

"Adamın biri, (peşin paraya ihtiyacı olan) diğer birisine: "Bana şu deveyi peşin parayla sat, ben de sana vâde ile sata­yım" der. Adam bu tarz alış-veriş hakkında İbn Ömer'e sorar. İbn Ömer hoşlanmaz ve adamı bu işten nehyeder."[27]

Alım satımdan dönme serbestliğinin süresi: "Alış-veriş yapanlar, birbirlerinden ayrılmadıkça (akdi bozmakta) mu­hayyerdirler. Veya alış-veriş yapanlardan biri diğerine 'muhayyersin' demişse yine muhayyerdir."[28]

 

HZ. PEYGAMBER’İN DİLİNDEN, BORÇ VE ÖDEME ADABI

- Borçlanmada iyi niyet esastır. "Kim, geri ödemek niyet ve arzusu ile insanların malını ödünç alırsa, Allah, borcunu ödemeyi ona nasip eder. Kim de telef etmek niyetiyle halkın malını alırsa, Allah da onu telef eder.", "Borçlanan bir kimse­nin ödeme niyetinde olduğunu Allah bilince, onun borcunu mutlaka dünyada iken ödemeyi nasip eder."[29]

- Borcu savsaklamak büyük günahtır:  "Kim ödememek kastıyla borca girerse, Allah'ın huzuruna hırsız olarak çıkar."[30]  "Allah'ın huzurunda, bir kulun beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesidir."[31] "Ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin, borcunu ödemeyi geciktirmesi zulümdür."[32]

- Hz. Peygamber (devlet başkanı sıfatıyla), borcunu ödemeden ölenin cenaze namazını kıldırmadı: Ebû Katâde an­latıyor: "Resulullah'a namazını kıldırıvermesi için bir adamın cenazesi getirildi. "Onun üzerinde borç var, arkadaşınızın na­mazını siz kılın!" buyurdu. Ben: "(Borç) benim üzerime olsun, ey Allah'ın Resulü" dedim. "Sadâkatle mi?" dedi. "Sadâkatle!" dedim. Bunun üzerine, cenazenin namazını kıldırdı."[33]

- Borçlu ölenin ruhu, borcu ödeninceye kadar hapsedilir. Sa'd İbn Atval'ın kardeşi ölmüş ve geride üç yüz dirhem mal ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bırakmıştı. Sa'd der ki: "Ben bu parayı ailesine harcamayı arzu ettim. Hz. Peygamber: "Kardeşin borcundan dolayı hapsedilmiştir. Borcunu ödeyiver" buyurdu.[34]

- Borcu savsaklamak, kişi dokunulmazlığını ortadan kaldırır. "Zenginin borcunu savsaklaması, haysiyetinin ihlal edilmesini ve cezalandırılmasını helal kılar."[35] Yani, böyle bi­rine kaba davranılabilir ve borcunu ödeyinceye kadar hapisle cezalandırılır. "Alacaklı kimsenin, hakkını alıncaya kadar borçlu üzerinde söz söyleme hakkı vardır."[36]

- Dünyada borcunu ödemeyen, ahirette sevaplarıyla öder. "Üzerinde bir dinar veya bir dirhemlik olsun borçla ölen kimsenin borcu, onun hayır ve hasenatından ödenir. Orada (mahşer yerinde) ne dinar ne de dirhem vardır."[37]

- Alacak tahsilinde tolerans büyük sevaptır. "Kim Allah'ın kendisini kıyamet gününün sıkıntısından kurtarma­sını isterse, darda olana nefes aldırsın veya alacağını tama­men bağışlayıversin"[38] "Kim bir borçluya mühlet verirse, her gün için bir sadaka sevabı kazanır. Kim onun borcunu vadesi geldikten sonra tehir ederse, tehir ettiği müddetçe, her geçen gün (alacağı mal kadar) sadaka sevabı yazılır."[39]

"Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: 'Onun borcundan vazgeçiverin, böylece Allah'ın da bizim günahlarımızdan vazgeçeceğini umarız' derdi. Allah da, bu sebeple onun günahlarından vazgeçti."[40] "Bir adam hiç hayır amelde bulunmamıştı. Ancak halka borç verir ve borcunu tahsil eden elçisine: 'Kolay ödeyecekten (zenginden) al, zor ödeyecekten (fakirden) alma, vazgeç. Ola ki, Allah da bizim günahlarımızdan vazgeçer' derdi. Yüce Allah: 'Ben de senin günahlarından vazgeçtim' buyurdu"[41]

- Borca sadakat ve ödemede gayret büyük erdemdir. "Borcunu hakkıyla ödeyenler insanların hayırlılarıdır. İçinde­ki zayıfların, incitilmeden haklarını alamadıkları bir cemiyet iflah olmaz"[42] "En hayırlınız, borcunu en iyi ödeyendir!"[43]  "Allah'ın hoşlanmadığı bir şeye ait olmadıkça, Allah, borcu­nu ödeyinceye kadar borçlu ile beraberdir."[44]

- Borç vermek, sadaka vermek kadar sevaplıdır. "Bir Müslümana bir şeyi iki kere ödünç verenin bu davranışı, o şeyi sadaka vermek kadar sevaptır!"[45]

- Borçlu istismar edilmemelidir. "Biriniz bir malı borç verse, sonra alan da veren kimseye bir hediye vermek veya bineğine bindirmek istese, sakın o hediyeyi almasın, bineğine de binmesin. Eğer aralarında borç alıp-vermezden önce böyle (dostane) muameleler olmuşsa o başka."[46]

- "Kefil de borçlu sayılır. "[47]



[1] Müslim, Müsakat 25.

[2] Ebu Davud, Büyu 5.

[3] Muvattai Büyu 92.

[4] Müslim, Müsakat 129.

[5] Ahmed, Müsned II/33.

[6] Buhari, Büyu 16.

[7] Tirmizi, Büyu 75.

[8] Buhari Büyu 17-18.

[9] Ebu Davud, Büyu 54.

[10] Muvatta, Büyu 15.

[11] Müslim, III/1207.

[12] Hakim, el-Müstedrek II/37.

[13] Nesai, Büyu 60.

[14] Buhari, Büyu 58.

[15] Müslim, Büyu 19.

[16] Ebu Davud, İcare 45.

[17] Buhari, Büyu 71.

[18] Buhari, Büyu 71.

[19] Tirmizi, Büyu 41.

[20] Muvatta, Büyu 94.

[21] Müslim, Müsakat 14.

[22] Müslim, Müsakat 134.

[23] Tirmizi, Ahkam 31.

[24] Ebu Davud, Büyu 75.

[25] Müslim, Müsakat 109.

[26] Ebu Davud, Büyu 26.

[27] Muvatta, Büyu 73.

[28] Buhari, Büyu 42.

[29] İbnu Mace, II/805

[30] İbn Mace, II/805

[31] Ebu Davud, Büyu 9.

[32] Buhari, İstikraz 12.

[33] Tirmizi, Cenaiz 69.

[34] Ahmed, Müsned IV/136.

[35] Ebu Davud, Akdiye 29.

[36] İbn Mace, II/805.

[37] Ahmed, Müsned II/182.

[38] Müslim, Kasame 32.

[39] İbn Mace, II/808.

[40] Buhari, Sulh 10.

[41] Müslim, Müsakat 31.

[42] El-Heysemi, Mecmeu’z-Zevaid IV/140.

[43] Buhari, İstikraz 4.

[44] İbn Mace, II/805.

[45] İbn Mace, II/812.

[46] İbn Mace, II/813.

[47] Ebu Davud, Büyu 2.


Bu Yazı 3552 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar