Sütçü İmam Direnişin Fitili Nasıl Ateşlendi?
..        
Maraş'ın işgali sırasında milletin namusuna uzanan kirli eli, çelik bileğiyle kıran; imanından kaynaklanan cesur yüreğiyle düşmana ilk kurşunu atan; bu kahramanca davranışıyla şanlı bir direnişin fitilini ateşleyen Sütçü İmam, 1878'de Maraş'ın Fevzi Paşa Mahallesi'nde doğdu. Asıl adı Ali olan bu yiğit vatan evlâdı, bir yandan Uzunoluk semtinde süt satarak geçimini sağlarken, diğer yandan fahri olarak eski adı Bektutiye olan tarihî bir camide (bugünkü adı Çınarlı) imamlık yapıyordu.
'Yaşasın İngilizler!' Avazeleri
İngilizlerin, Suriye cephesinde, Mondros Mütare- kesine aykırı ilk davranışları İskenderun'dan başladı. 9 Kasım 1918'de İskenderun'u işgal eden İngilizler, ardından Adana'nın da boşaltılmasını istedi. 1918 Aralık'ında Adana, 1 Ocak 1919'da Antep işgal edildi. Antep işgalinin ardından sıranın Maraş'a geldiği anlaşılıyordu. İşgalden önce Maraş'ta bulunan askeri malzeme Kayseri'ye nakledilmiş, şehirde bir kıta askerle birlikte, sadece Mülâzım Cemal kalmıştı. Nitekim İngilizler, 22 Şubat 1919'da Maraş'ı işgal ettiler.
Şehirdeki Ermeniler sevinç içindeydi. İngiliz birliklerini şehrin güneyindeki Şeyh Âdil mevkiinde karşıladılar. Taşkınlıkları son haddini bulmuştu. Avazları çıktığı kadar ve çılgınca, 'Yaşasın İngilizler! Yaşasın Ermeniler! Kahrolsun Türkler!' diye bağırıyorlardı. Bando önde, Ermeniler arkada, İngiliz kuvvetleri de onların arkasındaydı. Bu manzarayı görüp de ağlamayan tek Müslüman yoktu!
Maraşlılar başka halklara benzemez!
İşgal sırasında Pazarcık'ta öğretmenlik yapan Mehmet Cebe, o acı günlere ait hatıralarını daha sonra şöyle anlatır:
İngilizlerin sinsi işgalinin buradaki kardeşleri- mizin ruhunda yaptığı tesiri anlamak ve işgale karşı halkın düşüncelerini yakından takip etmek için, Maraş'a gitmeye karar verdim. Ata binerek yola düştüm, sonunda Maraş'a iki buçuk saat mesafedeki Antep - Maraş şosesine çıktım. O sırada, Antep'ten Maraş'a gitmekte olan bir İngiliz - Hintli süvari kıtasıyla karşılaştım. Üzüntümden adeta kendimden geçmiştim ki, Postacı Halil Ağa'ya rast geldim. Halil Ağa yaşlıbaşlı, tecrübe görmüş emekli bir jandarmay- dı. O da benim gibi Maraş'a gidiyordu. Duygularımı bütün açıklığıyla anlatınca şunları söyledi:
“Bak muallim efendi, dedi. Büyüklerimden şöyle duymuştum. İngilizler, sömürge yapmak istedikleri yerlere, bölge halkının karakterine uygun birlikler gönderirler. Maraş'a da Hintli Müslümanları gönderiyorlar. Böylece halkı yumuşatmak, onlara İngiliz hükümetinin âdil bir idare göstereceğini anlatmak istiyorlar, ama gayretleri boşunadır. Çünkü Maraşlılar başka halklara benzemez. Ayrıca İngilizler, bir ülkeyi tamamen esaret altına almaya karar verdiklerinde, işlerini gerçekleştirmek için hiç acele etmez, tıpkı verem mikrobu gibi davranırlar. Nasıl ki verem mikrobu girdiği vücudu içten içe sararsa, onlar da aynı yolu izler. Hastalığın vücudu iyice sardığına, halkın tamamen uyuştuğuna kanaat ettiklerinde ise işlerini bitirir, insanı adeta gülerek öldürürler. Fakat onlar bu bölgede istedikleri yaratılışta kimseler bulamayacaklardır. Maraşlılar, dinini ve vatanını çok seven, namuslarıyla hür yaşamak isteyen insanlardır. Göreceksin, zamanı gelince varlıklarını gösterecek- lerdir.”
Sonraki yıllarda, o yaşlı jandarma emeklisinin dedikleri birer birer gerçekleşince, doğrusu kehanetine şaşıp kalmıştım.
Fransız kılığındaki Ermeniler!
15 Eylül 1919'da İngilizlerle Fransızlar arasında imzalanan Suriye anlaşmasına göre, bölgenin Fransız kuvvetlerine devredilmesine karar verildi. Maraş'ta bulunan Ermeniler, Fransızların bir an önce gelmesini istiyorlardı. Böylece İngiliz işgali sırasında yapamadıkları zulmü, Fransız işgali sırasında daha kolay yapabileceklerini düşünüyorlardı. Fransızların Maraş'a geleceği haberi herkesi dehşet içinde bırakmıştı. Çünkü Fransızların, Ermenilerden bir 'İntikam Alayı' teşkil ettiği, Adana bölgesindeki Türklere yapılan zulüm ve facianın dayanılmayacak bir hal aldığı haberleri her yana yayılmıştı.
Beklendiği gibi Fransızlar, 29 Ekim 1919 günü şehre girdiler.
Onlara yapılan karşılama İngilizlerinkinden daha parlak oldu. Fransızların gelmesiyle birlikte kanlı olaylar da başlamıştı. Ermeniler, Fransız askeri kıyafetinde halkı tahrik ediyor, rast geldiklerine hakaret ediyor, saldırıyor, dövüyor, yaralıyor, hatta gerektiğinde katlediyordu. Fransız subayları olanların sadece seyircisiydi.
Burası artık Fransızların!
Henüz işgalin ikinci günü olmasına rağmen edepsizlikleri son haddine çıkmıştı. Kadın erkek, genç ihtiyar demeden önlerine çıkana hakaret ediyor, halkın din ve adetlerine dil uzatıyorlardı.
Vakit akşama doğruydu. Ermeni bir meyhaneci, Fransız üniformalı Ermeni neferlerine, kendi imal ettiği rakıdan ikram ederek onları şereflendirmişti (!)
Bu sarhoş Ermenilerin, çarşı ve pazardaki taşkınlıkları bitmiyor, kışlalarına dönerlerken yolda rastladıkları herkese sövüp, hakaret yağdırıyorlardı. Uzunoluk çarşısından geçerken, sokak içindeki hamamdan çıkıp, anayola inmekte olan kadınları görünce bir anda kudurmuşa döndüler. O ana kadar yaptıkları tecavüzlere bir karşılık görmedikleri için cesaretleri artmıştı. Ana caddeden ayrılarak kadınla- rın inmekte olduğu dar yola yöneldiler. Aralarından biri kadınlara yaklaşıp, önden yürümekte olan en gencinin peçesine saldırdı. “Burası artık Türklerin değil, Fransızlarındır! Fransız memleketinde peçe ile gezilmez!” diye bağırarak, kadının yüzündeki örtüyü yırttı ve sarkıntılığa başladı.
Peçesi yırtılan ve tacize uğrayan kadıncağız bayılıp yere düşünce, diğerleri feryada başladılar. Bunu duyan ve olay yerinin yakınındaki kahvede oturan halk derhal oraya koştu. Fransız askeri kılığındaki Ermenileri yumuşak bir dille ikaz ediyor, onlara dürüstçe yollarına gitmelerini söylüyorlardı. Fakat bu uyarılar, küfür ve silahla karşılık gördü. Yardıma gelenlerden ikisi atılan kurşunlarla yaralanarak yere yuvarlandılar. Çakmakçı Sait'in yarası ağırdı, halkın bütün gayretlere rağmen kısa süre içinde de şehit oldu. Yaşanan bu durum bile Ermenilerin edepsiz tavırlarını sürdürmesine engel olamadı.
Sütçü İmam yetişiyor
Tam o sırada, kargaşanın ortasında bir kahraman belirdi. Bu, Sütçü İmam'dı, âdeta Hızır gibi yetişmişti. Kuşağından çektiği tabancasını ateşleyerek, namludan çıkan kurşunları, kadının peçesini yırtan ve Çakmakçı Said'i şehit eden azgın Ermeni'nin üzerine boşalttı. Yaralı Ermeni, arkadaşlarının yardımı ile kışlaya götürüldüyse de birkaç saat içinde öldü. Sütçü İmam kayıplara karışmıştı. Gerek Ermeniler, gerekse Fransızlar tarafından sürekli arandı ise de bir türlü bulunamadı! O kahraman, komşularından aldığı bir atla Ağabeyli köyünde bulunan Muharrem Bey'in yanına sığınmıştı. Gündüzleri bağ evlerinde, geceleri şehirdeki komşu evlerinde gizlendi. Sonrasında ise Ahırdağı'na çıktı.
Bu çelik yürekli yiğit, 10 Şubat 1920 sabahı, yani Fransızların Maraş'ı terk etmesinin ardından şehre dönecekti.
***
21 Ocak 1920 günü şehir muharebeleri başladı. Maraşlılar 7'den 70'e silaha sarılmış, tek yürek halinde bütün güçlerini ortaya koymuştu. Bu gayretlerinin sonucu büyük bir zafere kavuştular. Fransız Kuvvetleri, 22 gün süren çetin mücadelelerin sonunda 10 Şubat 1920 gecesi İslâhiye'ye doğru çekildi. Maraş, şiddetli bombardıman sonucu harabeye dönmüştü.
Şehrin kurtuluşu sonrasında tarihî kaledeki topun idaresi Sütçü İmam'a verilmişti. Kahraman İmam, 23 Kasım 1922'de Abdülmecit Efendi halife ilan edildiği gün, 101 pare top atmak için kaleye çıktı. Fakat henüz mermilerinin yarısını bile atamamıştı ki, barutun birden ateş alması sonucu yanarak ağır yaralandı. Bu yiğit vatan evlâdı, Alman Hastanesinde tedavi altına alınmasına rağmen iki gün sonra -25 Kasım günü- vefat etti.
Aziz naşı, gözyaşları arasında Çınarlı Camii kabristanına defnedildi. Allah rahmet eylesin…

Bu Yazı 2961 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar