TAKSİCİ
..        
Semih bey, bir akşam vakti iki şeritli kasaba yolundan evine doğru yol alıyordu. İşten çıkalı birkaç saat olmuştu. Bir türlü evine gitmek istemiyordu. Her zaman evin yolunu bilen araba yolu, şaşırmıştı sanki.Akşam yemeğini çalıştığı holdingde yemiş ve yola koyulmuştu. Kışla birlikte soğuklar da kendini hissettirmeye başlamıştı. Kasaba yolu boş sayılırdı. Tek tük araba gidiyordu. Yolun nehre bakan tarafında lambaların ışıkları, nehre aksetmiş ve loş bir manzara oluşturmuştu.
Semih Bey, bu yolu gözü kapalı bilirdi. Çünkü bu kasabada büyümüştü.Kar taneleri arabanın camına çarpıp bir anda eriyip kaybolurdu.İleride birinin belli belirsiz el kaldırışını fark etti. Bu vakitte bu ıssız yolda kimdi onu durduran. İn mi cin mi? Diye düşündü. Aklından bana sakın zarar vermesin diye geçirdi. İçindeki ses, yardıma ihtiyacı var ki garibim el sallıyor dedi. Birkaç saniye tereddütten sonra arabayla, el sallayan kişiye yaklaştı. Her ihtimale karşı arabadan inmedi. Camı az aralayarak konuşmak istediğinde gözlerine inanamadı. Bu ihtiyarca bir dedeydi. Üst baş yırtılmış, eli yüzü yara bere içinde, bacağını tutarak acılar içinde kıvranıyordu.
Semih Bey, apar topar arabadan inip yaşlı amcaya yaklaştı. Adamın tir tir titrediğini, geçici bir şok geçirdiğini gördü. İhtiyar, acaba bu da bana zarar verir mi diye ürkek ürkek Semih beye yaklaştı.
Ne oldu amca? Nedir bu halin? Zavallı adam, nefesini güçlükle toplayıp:
Allah aşkına bana bir yudum su ver evladım. Diyerek olduğu yere çöktü.
Semih bey arabanın bagajındaki pet şişeyi alıp ihtiyara uzattı. verdi. Adamcağız sanki çölde susuz kalmışçasına şişedeki suyu bir dikişte bitiriverdi.
Aman amca yavaş, boğulacaksın! Amca akşam vakti, soğuk kış günü ne yapıyorsun bu ıssız yolda? Üstelik kaza yapmış gibi bir halin var? Ne oldu eline yüzüne?
Zavallı adamcağız:
Sorma oğul. Kaza yapmak ne demek. Sanki üzerimden tır geçti. O alçaklar beni öldüresiye dövdüler. Paramı, pulumu, babamdan kalma köstekli saatimi aldılar. Öldü numarası yaparak ellerinden zor kurtuldum. Yoksa beni sağ bırakmazlardı.
Peki, bedeninde kırık, çıkık var mı?
Yüzüm gözüm morluklar içinde. Sağ ayağım ağrıyor. Yürümekte zorlanıyorum.
Seni önce hastaneye götürelim. Tedavini yaptıralım.
Sağ ol oğul. Allah ne muradın varsa versin. Şehre gidince oğluma haber ulaştır da gelsin. Ben yabancısıyım buraların. Bayburtluyum. Oğlum şu karşı köyde öğretmen. Onu ziyarete geldim. Köyün arabasını kaçırdım. Ben de bir taksiyle köye ulaşayım dedim. Akşamın dar vaktiydi. Taksiye atlayıp yola koyulduk. Beş on dakika sonra şoför durup yolda iki kişi daha aldı. Binenleri hiç gözüm tutmamıştı. Ellerinde gazete kağıdına sarılmış bir şeyler vardı.Biraz ürperdim. Meğer bunların hepsi tezgâhmış.
Nehir kenarına geldiğimizde yol tenhalaştı. Beni arabadan indirip bir güzel dövdüler. Çantamı nehre attılar. Yapmayın, etmeyin dedimse de laf anlatamadım. Senden önce üç beş araba geçti. Yalvarırcasına kendimi yolun ortasına attım. Ama birisi olsun durmadı. Sen insan evladıymışsın ki benim halime acıyıp aldın. Sana ne kadar teşekkür etsem azdır oğul.
Sen üzülme amcacığım. Bak işte hastaneye geldik. Seni acile götürelim. Şöyle bir muayene etsinler. Başından geçenleri görevli polis memuruna anlatırız. Ben de bu arada oğluna haber veririm.
Yaşlı adam önce acil de film, tahlil derken en son polis memuruna başından geçenleri anlattı. Adamcağızı hastaneye aldılar. Kırık çıkık yoktu ama birkaç gün kalması gerekecekti. Oğlu Mehmet öğretmen haber alır almaz yetişmişti hastaneye.
Taksici ve ekibi ise iki saat içinde yakalanıp, yaşlı amcanın yanına getirildi. İhtiyar amca suçluları teşhis etti . Polis onları adalete teslim etti.
Semih bey, yaşlı amcaya iyi geceler dileyip, yarın ziyaretçi saatinde tekrar geleceğini bildirerek evinin yolunu tuttu.

Bu Yazı 3470 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar