TELEVİZYON, BİZ VE ÇOCUKLARIMIZ
..        

Yaşlıların bizlere ballandıra ballandıra anlattıkları; “Nerede eski günler ? diyerek başlayan cümlelerle anlatılan ve herkesin bir arada oturup oyunlar oynadıkları, muhabbetin çayın demi kadar koyu olduğu geceler… Herkesin sabahları çalıştığı akşamları beraber oldukları ve birbirlerinden hiç sıkılmadıkları ama komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin güçlü olduğu, hatta şimdi arızaya uğrayan aile içi iletişimin ne kadar sağlam temellerde olduğunu gıptayla dinlediğimiz o günleri merak ediyorum. Neydi bunun sırrı diye düşündüm. Günümüze baktım birde anlatılan günleri hayal etmeye çalıştım. Günümüzde olan ama eskilerde olmayan birçok şey buldum. Aklıma ilk cep telefonu geldi nedense. Sonra sıralamaya başladım; bilgisayar, televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, klimalı-airbagli arabalar ve daha birçok şey eskiden yoktu. Eskilerde olan ama şimdi olmayanları sıralamaya çalıştım aklıma pek bir şey gelmedi.
Kendimi biraz zorladım bulamadım. Sordum, soruşturdum yaşlılardan yardım aldım. Yine içlerini çekerek eski günleri gıptayla andılar. Eğlence vardı, birlik vardı, muhabbet vardı diye başladılar ben durdurdum onları. Neydi bu farklılığın sebebi dediğimde herkesten tek bir şey duydum. “TELEVİZYON” Televizyon icat oldu herkes onun esiri oldu. Bu nedenle bu konuyu sizinle paylaşmak istedim. Televizyon insanlık tarihi adına büyük gelişmelere araç olmuş ve günümüzde de tesirleri tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır. Aile hayatı; televizyon öncesi ve sonrası olmak üzere ikiye ayrılabilir. Televizyon hayatımıza etkin bir şekilde yerleştikten sonra birçoğumuzun evindeki durumu şöyle özetleyebiliriz; evde birden fazla televizyon, baba maç seyreder, anne pembe dizisini izler, çocuk ders çalışır gözükmektedir. Herkes kendi âleminde anlayacağınız. Bunların sonucunda paylaşım azalmakta ve aile bağları da gün geçtikçe zayıflamaktadır.20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemli yeri de televizyon almaktadır.
Günümüzde televizyonun olumsuz etkileri sıklıkla konuşulur olmuştur. Peki, nedir bu olumsuz etkiler? İnsanlığı en çok etkileyen haberleşme aracı hiç şüphesiz televizyondur. Aile içi iletişimi engelleyen, insanları kendine esir eden, şiddeti körükleyen, başarı ve motivasyonu düşüren, bağımlılık yapan televizyon şu anda birçok ülkede hemen hemen her eve girmiş durumdadır.
Hayal mahsulü dizi, program ve filmlerle ahlaksızlığı, alkol ve sigarayı teşvik etmesi, çok seyredenlerde dikkatsizliğe, strese, yoğunlaşma eksikliğine sebep olması, fizikî olarak gözde bozukluklara yol açması televizyonun sayabileceğimiz olumsuz etkilerinden sadece birkaçıdır. Çocuklarda kavgacılığa, hayal dünyasında yaşamaya ve taklitçiliğe sebep olması,üzerinde çok durulması gereken konulardan sadece birkaçı. Televizyonun bu kadar olumsuz etkileri varken düşünün bakalım, evde televizyonu ne zaman açıyoruz? Televizyon ne zaman kapanıyor? Televizyon kaç saat açık kalıyor? Bu konuda yapılan araştırmalar konumuzun vahametini gözler önüne sermektedir.
ABD'de insanlar, haftada ortalama 25 ile 30 saat arası televizyon seyretmektedir. Programları takip edenlerin çoğunluğunu çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oluşturmaktadır. Liseden mezun olan bir öğrencinin geçmiş zamanı incelendiğinde, televizyon önünde okuldan fazla zaman harcadığı tespit edilmiştir. Bu durum sadece Amerika'da değil, birçok ülkede benzerlik göstermektedir.¹
İlginç olan bir noktada; insanların zararlı olarak nitelendirdikleri zararlı maddelerle ilgili sigara,alkol vb.) karşı mücadele verirken televizyonun zararlarının insanlar tarafından görmezden gelinmesi değil mi? Televizyonun en büyük etkisi, 0-6 yaş arası çocuklar üzerinde olmaktadır.
Çünkü bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psiko-sosyal ve psiko-motor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Anne-babalar çocuklarına yeterince vakit ayır(a)mamakta ve çocuklarını televizyon ile baş başa bırakmaktadırlar. Bebeği okşamak, onun ile konuşmak, kucaklamak, oynamak, sevildiğini hissettirmek, birlikte vakit geçirmek, onu gezdirmek, çocuğun psiko-motor ve psiko-sosyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Sosyalleşmek ve iletişim kurmak için çevresindekilerden destek almalıdır. Bu şekilde çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak, onun dertleri ile ilgilenmek, onun ile vakit geçirmek, onu okşamak, onun ile konuşmak, oynamak vb. yapılan girişimler ile çocuğa sevildiği hissettirilerek psiko-sosyal gelişim için bir teşvik oluşturulmaktadır. Bebek ile vakit geçirmek, onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller sosyalleşmesini sağlar. Çocuk cansız bir varlığın karşısında, sevgiden uzak, çocuğun konuşmasına karşılık vermeyen, gönderdiği mesajlara cevap vermeyen bir cismin karşısında çok uzun süre kaldığında bazı sorunlar oluşmaktadır. Bu sorunlar; sosyalleşme, bireyselleşme sorunlarının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Ama bizler ne yapıyoruz? Çocuklarımız mama yemediğinde hemen televizyondan yardım almaya çalışıyor ve çocuğumuzu doğumundan hemen sonra televizyon ile tanıştırıyoruz. Hâlbuki uzmanlar çocuklarımızın yürümeye ve çabuk konuşmaya başlamasını istiyorsak televizyonu kapatmamız gerektiğini ısrarla söylüyorlar. 3 yaşına kadar televizyonu çok seyreden çocukların otistik olma riskinin arttığı yönünde araştırma bulguları da mevcut. Psikolog Doktor Jung Bay Ra'nın yaptığı araştırma sonuçları da düşündürücüdür:
Araştırmaya göre, “Babanızı mı daha çok seviyorsunuz televizyonu mu?” sorusunu ankete katılan çocukların %44'ü “televizyonu” “anneni mi daha çok seviyorsunuz televizyonu mu?”şeklindeki diğer bir soruya da “televizyonu” diyen çocukların sayısı %20'dir.² Andison ve Haroldon isimli iki araştırmacının yüz-bine yakın insan üzerinde yaptığı bir çalışmada, sürekli şiddet programı seyreden yetişkin ve çocukların merhamet duygusunu gün geçtikçe kaybettikleri, asabî tavırları normal bir davranış gibi gördükleri ortaya çıkmıştır.¹ Televizyon, göze ve kulağa hitap edebilen etkili bir iletişim aracı olduğundan olumlu taraflarının olması yanında, dikkat edilmezse olumsuz sonuçlara sebep olduğu görülmektedir. Fakat çoğumuz, bu olumsuz sonuçları dikkate almıyoruz ve geleceğimizi emanet edeceğimiz bu çocuklarımızın televizyon ile yatıp kalkarak “televizyon çocukları” haline gelmelerine seyirci kalıyoruz. Çocuklar, kendilerine model olarak seçtikleri televizyon kahramanlarının özelliklerini günlük hayatlarına ve oyunlarına yansıtmaya başlarlar. Bu kahramanlar özellikle şiddet unsurlarıyla öne çıkarsa, çocuktaki saldırganlık duygularını harekete geçmeye başlar hemen. Televizyonda, suçluyu saygın ve sevilen biri olarak göstermek, suç tekniklerini öğretmek, suçu doğal ve heyecanlı bir faaliyet olarak göstermek; suçun adeta reklâmını yapmak, suçluyu sempatik ve sevilen bir karakter olarak yansıtmak; güvenlik güçlerini gülünç göstermek vb. gibi pek çok yanlış çocuklarımıza normalleştirilerek televizyonda yer almaktadır. 3 Drama programlarıyla ilgili bir araştırmaya göre; Türk televizyonlarında şiddetin % 62, suçun % 48, cinselliğin % 59, ölümün % 33,3, alkolün % 31,7 nispetinde yer tuttuğu tespit edilmiştir. Bu konuda, ABD'de Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı da yapmış olan Zibignievv Brezinski, şu tespitte bulunmuştur: "...şiddet olaylarını gündelik hale getiren televizyon ve film kültürü, uygar ülkeler içinde ABD'yi en yüksek cinayet oranına ulaştırmıştır.4 Psikolog doktor var Lövaas'ın yaptığı bir araştırma, neticesi itibarıyla çok düşündürücüdür: Araştırma için topladığı çocukları iki ayrı grup olarak,oyuncak dolu iki odaya yerleştiren Lövaas, çocuklardan bir gruba şiddet içerikli bir filmi izletti. Diğer gruptaki çocuklar oyuncaklarıyla sessiz ve kavgasız bir şekilde oynuyor oldukları halde, filmi seyreden çocuklar, filmden hemen sonra oyuncak bebeklerin başlarını tokuşturmaya başladılar.5 Ayrıca ABD Psikiyatri Cemiyeti'nin bu yılki toplantısında konuşan Dr. Brondon Centerwal, “TV ve filmlerdeki şiddet sahneleri; cinayet ve şiddet hadiselerinin %50'sinin sebebidir. Şayet şiddet gösteren TV filmleri olmasaydı, 10.000 daha az adam öldürme, 70.000 daha az ırza tecavüz, 1 milyon daha az motorlu vasıta hırsızlığı, 2,5 milyon daha az ev hırsızlığı ve 10 milyon daha az diğer hırsızlık vakaları olacaktı.” 6 demektedir.ABD' de bir televizyon programında yaşananlar: “New York'ta yılbaşı sabahında bir televizyon kanalında Muphet Show'u sunan kişi, çocuk/ara erken saatte 'Babanız uyuyor mu çocuklar? Eğer uyuyorsa gidin ceketinin cebinden cüzdanını alın, cüzdanının içinden eski başkanımızın resimleri olan yeşil kâğıtlardan birkaç tanesini bir zarfa koyun ve bizim şu adrese yollayın' deyince, ertesi günden itibaren televizyon kanalına dolarlar yağmaya başlamıştır” biricik yavrularımızın televizyondan ne kadar çok etkilendiklerine bir örnek teşkil etmektedir.İngiltere'de muhafazakâr milletvekilleri parlamentoya sundukları önergede : “Televizyon aracılığıyla milyonlarca eve Allah'a inanmazlık şüphe ve kirli düşünceler yayılıyor Suç, vahşet, kanunlara karşı çıkmak, durmadan artıyor; televizyonumuz ise, bütün bunları, tabii davranışlarmış gibi sergileyen filmleri yayınlamaktadır. Televizyonun politikasında köklü ve mecburi değişiklik yapılmalıdır. Bu programlarda Allah, millet hayatımıza yeniden kazandırılmalıdır...”7 diyerek devletlerinin bekası için çocuklarını korumaya almaya çalışmaktadırlar. Tabi olumlu gelişmelerde var ülkemizde; yayın esnasında “akıllı işaretler” ile televizyondaki yayının hangi yaş gruplarına uygun olduğunu anlatan işaretlerin konulması mecbur hale getirildi ve birçok aile bunlara dikkat ederek çocuklarını zararlı programlardan korumaya çalışıyorlar. Şimdi bunları okuyunca hepiniz telaşlandınız ve ne yapmalıyım diyorsunuz? Evet, çocuklarımızı bu tehlikeden nasıl korumalıyız birkaç madde halinde sıralayacağım.
Televizyon programlarını inceleyip yararlı programları seçmeliyiz.
Çocuğunuzun neleri seyredeceğine ve ne kadar süre ile televizyon başında kalacağına beraber karar vermelisiniz. Televizyonu tamamen reddedelim demiyoruz. Ama yukarıda sıraladığımız sadece birkaç araştırmanın verdiği sonuçlar ortada gerisini siz düşünün.
Özellikle küçük yaşta soyut düşünme bilinci gelişmeyen sadece somut düşünebilen çocukların seyredecekleri programlar konusunda daha seçici olmalısınız.
Yetişkinlerin kendi çocuklarına televizyon nasıl seyredilir konusunda öncelikle kendilerinin örnek olmaları gerekir. Örneğin; çocuğuna “ televizyon seyretme ders çalış” diyen bir yetişkinin televizyonun başından hiç kalkmaması ne kadar doğru olur?
Televizyona karşı evimizde ailece birlikte stratejiler geliştirerek (kitap okuma vb.) hem televizyonun etkisinden kurtulmuş hem de ailece beraber vakit geçirmiş olursunuz.
Televizyonun hangi durumlarda yarar ve zarar getireceğini her fırsatta çocuklarımızla paylaşmalıyız.
Programlarda yanlış ifade edilen, toplumu rahatsız ettiğini düşündüğünüz ve çocukları olumsuz etkileyecek davranış, sembol, söz vb. ile ilgili şikâyetlerinizi ilgili kuruluşa bildirebilirsiniz.
Özellikle inkarı, küfrü ve ataleti yaymak için televizyon etkili bir şekilde kullanılmakta ve insanlar farkında olmadan televizyonunun esiri olmaktadır. Buna karşı uyanık olun.
TELEVİZYONUN ESİRİ OLMAYIN. He piniz sağlıcakla kalın. Allaha Emanet Olun. —

KAYNAKÇA :
1. Chıldhood Agression Violence David H. Croweil. İan M. Evans, C.R.O'Donnel
2. Şener, Erman; Televizyon, Video, İst. 1984, 5.57
3. Sızıntı Aralık 1993, Sayı:179 s.9
4. Zbigniew Brezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, İş Bankası Yay., 1994, S. 117.
5. Köprü Nisan 1985, Sayı: 85, s.19
6. Korkmaz, Hasan Hüseyin; Çocuk Eğitimi, Feza Yay. İst. 1993, s. 107
7. Tuğrul, Semih; Türkiye'de Televizyon ve Radyo Olayları, İstanbul 1975, s.110


Bu Yazı 2729 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar