TERÖR İLE ETKİN MÜCADELE
..        
TBMM'nin erken seçim kararı almasından sonra, terör olaylarında büyük bir artış meydana geldi. Teröristlerin hain saldırı ve tuzaklarında şehit olan Mehmetçiklerin cenazeleri Anadolu'nun muhtelif köy, kasaba ve şehirlerine geldikçe; yürekler yanmaya, öfkeler bilenmeye ve tansiyon yükselmeye başladı.
Gizli bir el bir anda ülkenin gündemini değiştirdi. Cumhurbaşkanı seçim sürecinin kilitlenmesi, Anayasa Mahkemesinin Tartışmalı 367 kararı, Genel Kurmay'ın gece yarısı bildirisi, muhalefetin anti demokratik yöntemlerden medet uman yaklaşımı vs. unutuldu. Bütün tartışmalar, terörle mücadele ve şehit cenazeleri etrafında odaklanmaya başladı. Bölücü terör, yine ülkenin en öncelikli gündem konusu haline geldi.
Terör olaylarındaki artış ve şehit cenazeleri, iki ayrı olguyu da beraberinde getirdi. Bir taraftan, terör olaylarında ki artışın ve şehit cenazelerinin faturası İktidara kesilmeye başlandı. Terör ile ilgili söylem ve ifadelerde Hükümetin yetersizlik ve zafiyetinden olayların tırmanışa geçtiği vurgulandı. Hükümet terör örgütü karşısında pasif kalmakla suçlandı. Güvenlik güçleri terörle etkin mücadeleyi yapabilmek için gerekli donanım ve yetkiyi bulamıyormuş gibi, terörle mücadele edilecekte, hükümetin tutumu buna engel teşkil ediyormuş havası yayıldı . Terör eylemlerindeki artış ile ilgili söylemler, şehit cenazesi merasimlerinde yapılan organizasyonlar, cenaze merasimlerinde atılan sloganlar, alkışlamalar, yuhalamalar ve tüm bu hadiselerin medya kuruluşlarınca kamuoyuna servis edilme biçimi vs. maalesef şehitlerin cenaze namazlarını, şehide yapılan son görev ve bir dini vecibe olmaktan çıkarıp; iktidarın yuhalandığı ve iktidar karşıtlarının alkışlandığı siyasal içerikli programlara ve propaganda malzemelerine dönüştürmeye başlandı. Türk siyasal hayatı ilk defa “şehit cenazeleri üzerinden siyaset yapmak” kavramı ile tanıştı .
Terör olaylarındaki artışın doğurduğu ikinci önemli sonuç ise, Kuzey Irak'a sınır ötesi askeri operasyon düzenlenmesinin gündeme gelmesidir. Bazı asker-sivil bürokratlar, ulusalcı gruplar, muhalefet çevreleri ve bazı medya kuruluşları, ısrarla ve yüksek sesle sınır ötesi operasyonun gerekliliğini dillendirmeye başladılar. Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon düzenlenmesi, kanlı bölücü terörün durdurulabilmesinin en önemli şartı olarak ilan edildi. Sınır ötesi operasyon kararı almamakla, iktidarın güvenlik güçlerini pasif konumda tuttuğu, askerin elini-kolunu bağladığı ve gerekli yetkiyi vermediği, terörle mücadeleyi engellemekle PKKya fırsat verildiği…türü propagandalar yapılmaya; sınır ötesi operasyon kararı alınması için Hükümet üzerinde yoğun baskılar kurulmaya başlandı.
Kuzey Irak'a Sınır Ötesi Operasyon Düzenlenmesi
Uzmanlar, içinde bulunduğumuz konjöktürde Kuzey Irak'a yönelik sınır ötesi bir askeri operasyon düzenlemenin Türkiye'yi yurt içinde ve uluslar arası arenada çok büyük felaketlere sürükleyebileceğini ifade ediyorlar. Çünkü sınır ötesi askeri operasyonun anlamı gerek iç hukukumuzda ve gerekse uluslar arası hukukta “savaş hali” demektir.
Sınır ötesi operasyon ile yurt içinde savaş hali hukuku uygulanacaktır. Demokraside ki müspet gelişmelerin yerini anti-demokratik uygulamalar alacak ve devlet yönetiminin militarist özelliği gelişecektir. Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde özel güvenlik bölgeleri oluşturulacak ve muhtemelen olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilecektir. Muhtemelen Kürt-Türk gerginliği tırmandırılacak, Bölge halkının Devlete güven ve bağlılığı azalacak, PKK taban ve güç kazanacak ve ülkeyi bölünmeye kadar götürebilecek iç kargaşalara zemin hazırlanacaktır. Terörle mücadele kendi vatanına ihanet etmiş bir grup haine karşı yürütülen bir faaliyet iken, tüm coğrafyayı kuşatan bir Kürt-Türk Savaşına dönüşebilir.
Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon düzenlenmesi, Türkiye için uluslar arası ilişkilerde de çok büyük siyasi ve ekonomik riskler taşımaktadır. Kuzey Irak'a düzenlediğimiz askeri operasyon ile kendimizi bir anda Büyük Ortadoğu Savaşlarının içinde bulabiliriz. Birinci Dünya Savaşı'na Osmanlı Bayrağı takmış iki Alman savaş gemisinin Karadeniz'de ki Rus limanlarını bombalaması nedeniyle oldu-bittiye getirilerek girmek zorunda bırakıldığımızı unutmamalıyız.
Türkiye, enerji kaynakları ve jeopolitik özellikleri bakımından dünyanın merkezi sayılan Ortadoğu'da demokrasi ile idare edilen, huzur ve istikrara sahip, güvenli ve gelecek vadeden tek ülkedir. Doğu ve Batı sermayeleri için cazibe merkezi olabilebek özelliklere sahiptir. Bu özellikleri ile dünyanın en büyük siyasi ve ekonomik güçlerinden birisi olabilecek potansiyele sahiptir. Onun için Türkiye son yıllarda yerli ve yabancı yatırımcıların ve finans piyasalarının ilgi odağı olmaya başlamıştır. Son birkaç yıl içerisinde yabancı sermaye yatırımlarında meydana gelen büyük artışlar bunun en büyük göstergesidir.
Türkiye son yıllarda yürütmüş olduğu uluslar arası diplomasi atağı, Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde katettiği mesafe ve İslam ülkeleri ile geliştirilen sıcak diyaloglar nedeniyle uluslar arası arenada saygınlık ve prestijini de artırmıştır.
Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon düzenlenmesi ile doğacak savaş hali nedeniyle Türkiye, tüm bu olumlu kazanımlarını bir anda kaybedebilir. Avrupa Birliği ile ilişkilerde en başa dönülebilir. Uluslar arası camiada yalnızlığa itilebilir. Gelecek vadeden istikrarlı bir ülke görünümünden çıkıp riskli ve istikrarsız ülkeler kategorisine düşebilir. Cazibe merkezi olma vasfını kaybedip, kaçılması ve uzak durulması gereken coğrafyalar sınıfına dahil edilebilir.
Bunlardan daha vahim bir tehlike daha var: Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon düzenlenmesi, ABD ve İsrail'in Türkiye'yi Ortadoğu'da ki savaş bataklığına çekebilmek ve Bağımsız Kürdistan Devleti kuruluşunu sağlamak üzere tertip ettikleri sinsi bir oyun olabilir .
İsrail'in “Büyük İsrail Devleti” hayalinin son yıllarda tekrar canlandırıldığını, Büyük İsrail Devleti ülkesinin Türkiye'nin Güney Doğu'sunu da kapsadığını, İsrail'in Güney Doğu Anadolu'da ki verimli tarım arazileri ile engin su kaynaklarında gözü olduğunu bütün dünya kamuoyu biliyor. ABD ve İsrail'in, Rusya, İran ve Türkiye ile diğer Ortadoğu ülkelerinin arasında tampon görevi yapacak ve İsrail'in bir ileri karakolu gibi iş görecek bir Kürt devleti kurmak istediğini artık herkes biliyor. ABD ve İsrail'in PKK'yı himaye ettiklerini, silah ve lojistik destek sağladıklarını, Türkiye'ye karşı bir şantaj aleti ve terör taşeronu olarak kullandıklarını; Kuzey Irak'ta ki peşmergeleri İsrail ajanları ve Amerikan Subaylarının eğittiğini, ABD ve İsrail tarafında teçhiz edilerek düzenli ordu haline getirildiklerini, Barzani'nin şımarıklığının arkasında ABD ve İsrail'in bulunduğunu artık cümle alem biliyor.
Türkiye'nin parçalanmış haritaları ABD'de bir yıldır elden ele dolaşıyor ve internet siteleri vasıtasıyla tüm dünyada yayınlanıyor. Türkiye'yi bölme ve parçalama arzusu artık gizli bir emel değil, açıkça ortaya konulan, gereği ve hazırlıkları yapılan aleni bir politika haline geldi. Türkiye'yi parçalanmaya götürecek süreci başlatabilmek içinde; ülkemizi Ortadoğu savaş bataklığına çekmeye çalışacaklar. Türkiye'nin Kuzey Irak'a sınır ötesi askeri operasyon düzenlemek zorunda bırakılması bu sinsi tezgahın bir parçası olabilir.
Bize göre PKK'da, peşmergelerde, ABD ve İsrail'de Türkiye'nin Kuzey Irak'a operasyon düzenlemesini çılgınca arzuluyorlar. Zira plan şu: Böyle bir operasyon lokal ve sınırlı kalmayacak. Operasyondan sonra Türkiye'nin Güney Doğusu da savaşa dahil edilip, Güney Doğu Anadolu ve Kuzey Irak'ı da kapsayan tüm bölgede bir Türk-Kürt Savaşı başlatılacak. Bu savaş da Türkiye sadece PKK ve peşmergelerle değil, aynı zamanda gizliden de olsa ( tıpkı Irak-İran savaşında İran'ın sadece Irak ile değil, tüm Batı dünyası ile savaştırıldığı gibi) ABD ve İsrail ile de savaşmak zorunda kalacak. Bu belki de üçüncü dünya savaşının da başlangıcı olacaktır. Böyle bir savaşın ekonomik yükü ve siyasi kayıpları bir yana çok fazla kan akacaktır.
Hz. Peygamber(s.a.v.), ahir zamanda Fırat Havzasında çok büyük bir savaşın çıkacağından, bu savaşın çok kanlı olacağından ve çok fazla insanın öleceğinden haber vermekte. İnşallah haber verilen o çok kanlı olacak büyük savaşın arefesinde değildiriz .
Hemen kahramanlık duygularımız kabarıp; “Biz İstiklal Harbinde tüm dünyaya karşı savaşmıştık . Gerekirse şimdi Amerika ve İsrail'e de haddini bildiririz !” diyebiliriz. Amenna! Ancak unutmamamız gereken bir husus var: İstiklal Harbini yaparken ülke genelinde tek yürek olmuştuk. Bütün millet tam birlik-beraberlik içerisinde omuz omuza vermiş, toplumun her kesimi birbiriyle kenetlenmiş, o zor ve ağır şartlara rağmen canını dişine takarak azami gayret ve fedakarlıkla hürriyet ve namusunu korumuştu. Bugünkü gibi laik-dindar kutuplaşması yoktu. Türk-Kürt gerginliği yaşanmıyordu. Milli birlik ve bütünlüğümüzü zedeleyen bunca ihtilaf unsurları yoktu. Bizi birbirimize bağlayan manevi bağlarımız kuvvetli idi.
Tarih boyunca hiçbir Türk Devletinin dışarıdan gelen saldırı ve müdahelelerden yıkılmadığını, tamamının iç savaşlar ve kardeş kavgaları ile zayıf düşürülüp sonrada dış müdahalelerle tarih sahnesinden silindiğini unutmayalım.
Türkiye'nin Kuzey Irak'a sınır ötesi operasyon yapmasını, PKK ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetimi de ister. Çünkü Bölgede meydana gelecek Kürt-Türk gerginliği ve kutuplaşma PKK'ya taban ve güç kazandırır. Ayrıca uluslar arası camianın da açık desteğini sağlarlar. Bölgesel Kürt yönetimi ise, Kürt milleti kimliğinin oluşması, Kürt Milliyetçiliğinin gelişmesi, Güney Doğu Anadolu'da yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımız üzerinde de nüfuz temin edilmesi ve Kürt-Türk savaşının tüm bölgeyi kuşatarak Bağımsız Kürdistan oluşumunun önündeki engellerin kalkması bakımından sınır ötesi operasyonu ve Bölgede çıkacak bir savaşı arzu eder.
Terör İle Mücadele
Bütün bu risklere ve doğabilecek felaketlere karşın bölücü terör faaliyetleri artarak devam ediyor. Terör can almaya, vatan evlatları “ bir hilal uğruna” kara toprağın bağrına düşüp şehit olmaya devam ediyor. Her gün kasaba, köy ve şehirlerde karşılayıp, kıldığımız cenaze namazının akabinde Huzur-u İlahiye gönderdiğimiz şehitlerimiz yüreğimizi yakmaya, acılarımızı katlayarak dayanılmaz hale getirmeye devam ediyor.
Türkiye düşmanlarının ihanetlerine seyirci mi kalacağız? Hainleri kendi haline mi bırakacağız? Bu acıları, akan kanları durdurmayacak mıyız? Hainleri cezalandırmayacak mıyız? Yani kısacası terörle mücadele etmeyip her şeyi oluruna mı bırakacağız?
Elbette ki hayır! Elbette hainler cezasız kalmayacak. Elbette kan ve gözyaşına seyirci kalınmayacak.
Elbette ülkemiz üzerinde tezgahlanan karanlık oyunlar bozulacak ve elbette bölücü terörle etkin mücadele edilecek.
Ancak, terörle etkin şekilde mücadele edebilmek ve vatanımız üzerindeki felaket senaryolarını bertaraf edebilmek için; öncelikle doğru ve sağlıklı durum tespiti yaparak, terör örgütünün ve destekçilerinin pozisyonuna karşın en doğru yöntemleri belirleyip, en doğru usul ve vasıtalarla mücadele edilmesi şarttır. Bu cümleden olarak; bölücü terör örgütü PKK'nın ve faaliyetlerinin genel bir fotoğrafını çekmeye çalışalım.
Bölücü Terör Örgütü Faaliyetleri
1-Terör örgütünün ve terörist faaliyetlerin genel amacı; Türkiye'yi bölmek ve ırk temeline dayalı bir Kürt devleti kurmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için de Kürt-Türk gerginliğini artırmak, halk arasında kutuplaşmayı körüklemek ve bölge halkını kendi yanına çekebilmektir.
2- Terör örgütünün amacına yönelik faaliyetlerini üç gruba ayırabiliriz.
a)Silahlı mücadele ve eylemler:
Terör örgütü iyi teçhiz edilmiş, hareket kabiliyeti yüksek, az sayıda militanlardan oluşan küçük gruplarla silahlı eylemlerini yürütmektedir. Bölge şartlarına biyolojik olarak uyumlu, bulunduğu coğrafyayı iyi tanıyan, iyi gerilla eğitimi almış ve uzun dönemli eylem tecrübesi bulunan militanlar tarafından eylemler yapılmaktadır. Geçen 25 yıllık dönemde terör örgütünün, terörist eylemler konusunda büyük tecrübeler kazandığı ve gelişen şartlara göre kendini yenilediği bir gerçektir. Terörist grupların hem Türkiye içinde hemde Kuzey Irak'ta konuşlandığı bilinmektedir. Militanların Kuzey Irak'taki kamplarda eğitildiği ve Türk topraklarında eylem yaptıkları bilinmektedir.
b)Psikolojik Savaş ve Propaganda Faaliyetleri:
Terör örgütünün en tehlikeli ve zararlı faaliyetleri, Bölge halkını devletten soğutmaya, Türk-Kürt kutuplaşması ve Kürt Milliyetçiliğini pekiştirmeye, ülkeyi bölmeye yönelik propaganda çalışmalarıdır. Örgüt, Bölgede sürekli olarak Kürtlerin ayrı bir millet olduğu ve her millet gibi kendi devletlerini kurma haklarının bulunduğu, Türklerin Kürtleri sevmediği ve hakir gördüğü, Kürtlerin toplumda dışlandığı ve ikinci sınıf insan-ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü, bölge halkının kasıtlı olarak cahil ve fakir bırakıldığı, Devletin gerekli yatırımları yapmayarak Doğu'yu geri bıraktığı, köken olarak Kürtlere Ermenilerin Türklerden daha yakın olduğu, İslam kardeşliği söyleminin geçersiz olduğu, çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin İslam düşmanlığı yaptığı propagandalarını yapmaktadır.
c)Eleman/militan , silah , teçhizat ve lojistik destek sağlama faaliyetleri :
Doğu ve güney Doğu Anadolu Bölgelerinde olağanüstü hal yönetiminin sona erdirilmesi, huzur ve güvenin tesis edilmesi ile hayat şartlarının normalleşmesi Devlete duyulan güven ve itibarı artırarak, terör örgütüne güç ve taban kaybettirmiştir. Huzur ve güvenin hazzını ve lezzetini tadan bölge halkı, terör örgütüne sırtını dönmüş ve örgüt bölgeden eleman temin edemez hale gelmiştir. Son yıllarda bölge halkından örgüte katılım yok denecek düzeye inmiş, örgüt daha çok Avrupa ülkelerinden militan temin edebilmiştir. Huzur ve güven ortamında taban kaybettiğini bilen Örgüt, tekrar bölgedeki normal hayat şartlarını bozacak olan OHAL yönetiminin ilan edilmesi ve huzur ortamının bozulması için her yolu denemektedir.
Terör örgütü dünyanın her yerinden silah ve teçhizat satın alabilmektedir. Terörizme savaş ilan eden devletlerinde PKK'ya silah ve teçhizat sattığı hatta hibe olarak verdikleri bilinmektedir. ABD, İsrail ve Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin PKK'ya her türlü teçhizat ve lojistik desteği sağladığı da bilinmektedir.
PKK terör örgütünün başta uyuşturucu olmak üzere kaçakçılık, kara para ve kayıt dışı ekonomiden alınan haraçlar, bölge halkından ve bölge dışında yaşayan Kürt kökenli esnaf ve işadamlarından vergi adı altında toplanan haraçlar, bazı uluslar arası örgütler ve Batılı enjiyolar tarafından dolaylı yollardan aktarılan paralar gibi önemli finansman kaynakları bulunmaktadır.
Geçtiğimiz son 25 yıllık süreçte, terör örgütü eylem yapabilme yeteneğini ve hayatta kalabilme tedbirlerini geliştirmiştir. Kısacası, karşımızda terör eylemleri konusunda tecrübeli, profesyonelleşmiş ve kurumlaşmış bir terör örgütü bulunmaktadır.
Bölücü terör örgütü ve faaliyetleri hakkında kısa ve genel bir durum tespiti yaptıktan sonra, bölücü terör ile en etkin mücadeleyi nasıl yapabileceğimiz hususunu değerlendirmeye çalışalım.
Terör İle Etkin Mücadele
Bölücü terörle etkin mücadeleyi gerçekleştirebilmek, akan kanı ve göz yaşını durdurabilmek, Ülkemiz üzerinde oynanan karanlık oyunları ve sinsi emelleri bertaraf edebilmek, Vatanımızın bütünlüğünü muhafaza edebilmek, milli birlik ve bütünlüğümüzü pekiştirebilmek için bölücü terör faaliyetlerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak, mevcut terörle mücadele uygulamalarımızın gözden geçirilmesi ve bölücü terörle mücadele sistemimizin günün şartlarına göre yeniden dizayn edilmesi gerekir.
Terör İle Silahlı Mücadele
Konu hakkında ki düşüncelerimizi aktarmadan önce, strateji uzmanı Doç. Dr. Sedat Laçiner'in ilginç bir benzetme ve tespitini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Sayın Laçiner, terör örgütünü sineğe, orduyu ise balyoza benzetiyor ve şu tespitte bulunuyor: “Sineğe karşı balyozla mücadele edilmez .” Ülke ve devlet vücut gibidir. Sinek vücudun orasında burasında gezer, kan emer, mide bulandırır ve rahatsızlık verir. Eğer siz sineği balyoz ile öldürmeye, yok etmeye kalkışırsanız; muhtemelen sineği yakalayamaz ve öldüremezsiniz. Ama balyozu kendi, vücudunuza indirmiş, kendi bedeninize darbe indirmiş olursunuz. Onun için sinek ile mücadele, sinek gibi hafif, hareketli, pratik ve donanımlı vasıtalarla yapılmalıdır.
Bölücü terör ile yapılacak silahlı mücadele bakımından, strateji uzmanı Doç. Dr. Sedat Laçiner'in bu tespitlerine bizde aynen katılıyoruz.
Teröristler, Kuzey Irak'ta eğitiliyor olabilir, ancak bizim askerlerimiz Kuzey Irak'ta değil, kendi vatan topraklarında şehit oluyor. Terörist gruplar Türkiye topraklarında eylem yapıyor. Sinek bizim vücudumuzda geziniyor ve bizim bedenimize rahatsızlık veriyor. Önce kanımızı emen sineği öldürmeli, sonra da bataklığın tümünü kurutma yoluna gitmeliyiz. Kuzey Irak Dağlarından önce Tunceli, Siirt, Şırnak, Hakkari dağlarını kontrol altına almalıyız.
Ülkemizde terörle mücadele faaliyetleri, büyük oranda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülmektedir. Bu durumu tekrar gözden geçirmeliyiz.
Bazı üçüncü dünya ülkeleri dışında dünyanın hiçbir ülkesinde terörle mücadeleyi ordu yapmaz. Ordunun kurumsal yapısı sınır güvenliği ve dış güvenliği sağlamak üzere dizayn edilmiştir. Terörle mücadele bir iç güvenlik sorunudur. Terörle mücadele savaş düzenine göre dizayn edilmiş çok sayıda askerden oluşan iri yapılı askeri birliklerle değil; gerilla tipi çatışmalarda uzmanlaşmış ve hareket kabiliyeti yüksek özel birimler vasıtasıyla yapılır.
20-30 kişilik bir terörist grubu takip edebilmek için binlerce askeri sevk etmek hem çok pahalı hemde çok etkisiz bir mücadele şekli olup; başarı şansı oldukça az fakat riski çok yüksektir. Şu anda yapılan mücadele şekli büyük oranda bu tarzdadır.
Polis Özel Harekat Timleri
Türkiye, terörle mücadele için özel eğitilmiş, polis özel harekat timleri kurmuştu. Bu özel timler hem çok iyi yetiştirildi hem de silah ve teçhizat bakımından çok iyi donatılmıştı. Bu timlere yüreği vatan sevdası ile dolu, şehadeti arzulayan maneviyatı kuvvetli, moral düzeyi yüksek cesur vatan evlatları seçilmişti. Polis özel harekat timlerinin terörle mücadeledeki etkinliği ve başarısı inkar edilemez bir gerçektir. Çok başarılı operasyonlar yaptılar. Çok riskli ve tehlikeli görevleri yüzlerinin akıyla ve başarıyla tamamladılar. Hainlerin, vatan düşmanlarının, teröristlerin korkulu rüyası haline geldiler.
Bu özel harekat timlerinin nitelik ve niceliği artırılması gerekirken; birde baktık ki imkanları, yetkileri, görevleri budanmaya, pasifize edilmeye, sayıları azaltılıp, teçhizatları ellerinden alınmaya ve görev yerleri pasif noktalara çekilmeye başlandı. Acaba özel harekat timlerinin terörle mücadelede ki, başarısı ve etkinliğinin artması kimleri niçin rahatsız etti? Ve etkinlikleri niçin azaltıldı? Niçin torpillerle görevlendirme yapılarak yozlaştırıldı ve ruhsuzlaştırıldı?
Terörle silahlı mücadele de tecrübeli ve başarılı olmuş bir güvenlik birimi olan Polis Özel Harekat timleri yeniden derlenip toparlanmalı, moral ve motivasyonları yükseltilmeli, nitelik ve nicelikleri geliştirilmeli ve kırsal kesim dahil olmak üzere terörle mücadelede aktif olarak görevlendirilmelidir.
Özel Eğitimli Askeri Birlikler
Türk Silahlı Kuvvetler bünyesinde de terörle mücadele konusunda özel eğitim almış tecrübeli birlikler mevcut. Ordu bünyesindeki bu özel birliklerin hem sayısı artırılmalı hem de yeniden yapılandırılmalıdır. Silahlı Kuvvetler bünyesindeki bu terörle mücadele timleri küçük timler, en fazla da bölük düzeyinde yapılandırılmalıdır. Bu askeri özel timler büyük oranda uzman erbaşlardan oluşturulmalı ve bölgede uzun dönem görev yapmaları sağlanmalıdır.
Geçici Köy Korucuları
Bölücü terörle mücadelede görev alan üçüncü bir güvenlik birimi de geçici köy korucularıdır. Bölgede sayıları zaman zaman değişmekle birlikte 65-80 bin civarında GKK görev yapmaktadır. Askeri birlikler ile beraber operasyonlara katılarak çatışmalara giren ve teröristlere karşı kahramanca mücadele eden, vatansever geçici köy korucuları olduğu gibi; başta kaçakçılık olmak üzere her türlü karanlık işlere vekaranlık ilişkilere giren, aldığı maaşın bir kısmını PKK'ya vererek haraç ödeyen ve PKK ile işbirliği yapan GKK ların olduğu da bir gerçektir. Köy ve mezra bazında ve tim düzeyinde yapılanan GKK lar yer yer yozlaşmış; GKK lık müessesesi, sanki Devletin bölge insanına verdiği bir rüşvet gibi algılanır olmuştur. Bölge insanları arasında sanki “GKK olanlarla onların aileleri Devlet taraftarı, GKK yapılmayan veya GKK olmayı kabul etmeyenlerle onların aileleri ise Devlet karşıtıdır” şeklinde bir anlayış yer etmeye başlamıştır.
GKK'lar bölge insanları arasında olup, o coğrafyayı, yörenin sosyo-ekonomik yapısını ve hatta teröristlerin halet-i ruhiyesini iyi bilen insanlardır. Pek çoğu ağır ve zor şartlara dayanıklı, azimli ve mücadeleci insanlardır. Ancak zaman içerisinde bu müessese büyük ölçüde yozlaşmıştır. GKK müessesesi yeniden dizayn edilmelidir. Sayı olarak azaltılmalı, ancak nitelik olarak geliştirilmelidir. Köy veya mezra bazında değil, genel güvenlik teşkilatları bünyesinde özel statüde yerel güvenlik timleri şeklinde yapılandırılmalıdır. Maaş ve özlük hakları iyileştirilmeli, buna karşın görev ve sorumlulukları artırılmalıdır. Sicil ve disiplin hükümleri çarşı ve mahalle bekçilerininkine benzer şekilde yeniden düzenlenmelidir. Taltif, tecziye, terfi ve tenzile ilişkin esaslar yönetmeliklerle ayrıntılı olarak düzenlenmelidir.
Terör İle Psikolojil Mücadele
Bataklığın tamamen kurutulması ve bölücü terör sorununun kökten çözülebilmesi bakımından; terörle psikolojik mücadele, silahlı mücadeleden daha önemlidir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyo-ekonomik yönden kalkındırılması için son yıllarda Devlet, Bölgede çok önemli ve büyük yatırımlar yapmakta, sosyal yardım projeleri ve özel sektör yatırımlarını teşvik paketleri uygulamaktadır. OHAL yönetimine son verilmesi ile normale dönmeye başlayan hayat şartları ve hayat standartlarında ki artış Devlete duyulan güveni ve itibarı artırmakta ve terör örgütüne güç ve itibar kaybettirmektedir.
Ancak son dönemlerde çok sinsi ve tehlikeli bir oyun ile karşı karşıya bulunuyoruz. Hem Türkiye'nin Güneydoğusunda, hem de Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler “Bağımsız Kürdistan” kartı ile kandırılmaya, bin yıldır birlikte yaşamış olan kardeşler birbirine düşman yapılmaya ve bölgede Türkiye düşmanlığı körüklenmeye çalışılıyor.
Türkiye, PKK'nın bölücülük yayan propagandalarının tesirini eğitim ve ikna yolu ile kırmalıdır. İki aşamalı bir terörle psikolojik mücadele çalışması yürütülmelidir. Birinci aşamada; bizim kendi vatandaşlarımız terör örgütünün psikolojik savaş ve propaganda taarruzlarından korunarak, kardeşlik duygularımızı artıracak, birlik ve bütünlüğümüzü koruyacak manevi bağlarımız kuvvetlendirilmelidir. PKK'nın Marksist ve metaryalist düşünce temeline dayanan ırkçılığı/Kürt milliyetçiliğini yayma çalışmalarına karşı; İslam'ın birleştirici gücünden faydalanılmalı, ırkçılık zehirinin vereceği zarar İslam kardeşliği panzehiri ile yok edilmelidir.
İkinci aşamada; Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler de ikna edilerek Bölgede meydana getirilmek istenen Kür-Türk kutuplaşması ve ırkçılığa dayalı gerginlik yok edilmelidir. ABD, İsrail veya başka yabancı güçlerin kontrol ve desteği ile Türkiye aleyhine yapılacak teşebbüslerin bölge insanlarına huzur, refah ve mutluluk getirmeyeceği çok iyi anlatılmalıdır. İnsanların bundan çok zarar göreceği, hem Kürtlerin hem Türklerin hem de bütün İslam aleminin mağdur olacağı; İsrail güdümünde kurulacak bir Kürt devletinin Lübnan veya Filistin'den farklı olmayacağı; insanların şimdiki kadar rahat ve huzurlu olamayacağı ve akacak kardeş kanlarının manevi mesuliyetinin çok ağır olacağı gibi hususlar çok iyi anlatılmalıdır. Kuzey Irak'ta ki Kürtler de ABD ve İsrail tezgahından kurtarılmalıdır. PKK ile peşmergelerin ittifak yapması önlenmeli PKK ile mücadelede Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtler ile Güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın desteği mutlaka sağlanmalıdır.
Halkımıza, Türk ile Kürdün etle-tırnak gibi ayrılmaz kardeşler olduğunu; birlik ve bütünlüğümüzü yok etmeye yönelik faaliyetlerden hepimizin zarar göreceğini; Türkiye'de huzur, güven ve istikrar olmadan Kürtlerinde hiçbir yerde rahat ve huzur bulamayacağını çok iyi anlatmalıyız.
Bir televizyon programında Batman'da yaşayan yaşlı bir kanaat önderi aynen şunları söylüyordu: “Ben Kürdüm .Bir gelinim Siirtli Arap kökenli bir ailenin kızı, diğeri de Trabzonlu Laz kökenli bir ailenin kızı. Şimdi bizi ne diye ve nasıl böleceksiniz. Benim ailemi nasıl ve hangi parçalara ayıracaksınız ?” diyordu .
Kim ne derse desin, şu hakikati çok yüksek sesle haykırmalı, beyinlere ve kalplere nakış nakış işlemeliyiz: “Hepimiz Türk değiliz, hepimiz Kürt değiliz, hepimiz Laz değiliz, hepimiz Gürcü, Boşnak, Abaza veya Arap değiliz! Ama hepimiz Müslüman'ız ve aynı Allah'ın kulu aynı Peygamber'in ümmeti ve aynı kitabın talebeleriyiz. Yüzlerce, binlerce ortak noktamız var! Ve hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Yüce kitabımız Kur'an, Ay-yıldızlı şanlı Bayrağımız ve bu mukaddes Vatan hepimizin ortak değeri. Müslüman'ın Müslüman'dan başka dostu olmaz! ABD ve İsrail ise Kürdün asla dostu olamaz!”.Kısacası 'İslam Kardeşliği' bağımızı kuvvetlendirmeliyiz.
Teröristlerin
Lojistik Desteğinin Kesilmesi
PKK terör örgütünün iç ve dış lojistik desteğini kesmek ve finansal kaynaklarını kurutmak için; Türkiye, hem kaçakçılık, kara para ve kayıt dışı ekonomi ile etkin mücadele etmeli; hem de asıl resti ABD ve İsrail'e çekerek, teröre destek sağlayan tüm devletlere dişini göstermelidir. Terör örgütüne destek veren devlet ve örgütlerin bu desteği mutlaka kesilerek teröristler yalnızlaştırılmalıdır.
Halk arasında “Eşeği dövemeyen semerini dövermiş” denir. Bu ülkede eşeğin kim veya kimler olduğunu herkes iyi biliyor. ABD ve İsrail'in bilgisi dışında PKK teröristleri ile peşmergelerin tuvalete bile gidemediklerini, Barzani alçağı ve Talabani yalakasının horozlanmasının arkasında MOSSAD ajanları ile ABD subaylarının olduğunu artık duymayan, bilmeyen kalmadı. Semer ile uğraşmayalım. Bütün cesaretimizi, basiretimizi ve ferasetimizi toparlayıp ne yapacaksak şu eşşeklere yapalım.
Uluslar arası ilişkilerde hamasi nutuklara, dostluk edebiyatlarına yer yoktur. Karşılıklı menfaat ve çıkar ilişkileri ile misliyet ve mütekabiliyet esasları vardır. Bize karanlık oyunlar oynayanlara bizde misilleme yapabileceğimizi, canımızı yakanların canını yakacağımızı hissettirmeliyiz.
Sonuç:
Sinek üreten bataklık Kuzey Irak peşmergesi değil; İsrail ve ABD' deki Yahudi lobisidir!—

Bu Yazı 3911 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar