TEVHİT KELİMESİ - 4
..        

ŞEHADETİN İKİ CÜMLESİNİN AYRILMAZLIĞI

İslamiyetle şereflenmenin ilk ve ön şartı “La ilahe illallah Muhammedür Resulullah kelime i tevhidi veya eşhadü ella ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resuluhü”şehadet kelimesini söylemektir.
Sözü buraya getirmişken bazı önemli gördüğümüz hususları paylaşmak istiyorum.
Şehadetin iki ana cümlesinin varlığı ve ayrılmazlığı Kuran ve sünnetle sabittir. Yani bu önemli iki cümleyi Kuran ve sünnet amir bulunmaktadır. Bu husus Kuranda şöyle beyan edilmektedir: “Müminler, ancak Allah'a ve Resulüne gönülden inanmış kimselerdir.” (83) Ayette “Allah a ve Resulüne “ gönülden inanmak bu iki ayrılmaz şehadet cümlesinin delili olmaktadır.
Peygamber (sav) Efendimiz de”insanlarla Allah tan başka ilah olmadığına Muhammed'in ise Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet getirinceye kadar savaşmaklığımla emrolundum.” (84) Bu hadiste de iki şeyin telaffuzu için savaşla emrolunmuştur: Allah'a ve resulüne inanmanın telaffuzuna bu da iki cümlenin ayrılmazlığını ifade etmektedir.
Bu iki şehadet cümlesinin ayrıca ayrı ayrı delilleri de mevcuttur. Bunlardan bahsettik, ancak bir örnek olması bakımından şu ayeti birinci cümle olan “La ilahe illallah” a delil getirebiliriz. Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur” (85) bunun örnekleri yüzlercedir ve bunlardan onlarcasını baştan buraya kadar serpiştirerek verdik. Şimdi de “Enne Muhammeden Resullullah” cümlesinin müstakil delillerine bir göz atalım. Kuran da,
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan (kötülüklerden ve inkardan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah müminlere büyük bir büyük bir lütufta bulunmuştur” (86) buyurulmaktadır. Ayrıca Kuran da,
“Andolsun size kendimizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir” (87) ve,
“…Allah da bilir ki sen elbette, O'nun peygamberisin” (88) buyurulmakta ve Resulullah (sav) a imanın bizzat kuranın ve sünnetin emri olduğu ve La ilahe illallah Muhammedür Resulullah cümlelerinin Kuran ve sünnet tarafından oluşturulduğu ve birbirine değişmez kanunlarla yakıştırıldıkları gerçeği ortaya çıkar.
Öyle ise, “Enne Muhammeden Resulullah'ın “ manası Resulullahın Allah ın kulu ve bütün insanlara ve cinlere gönderilmiş Resulü bulunduğuna dille beraber samimi ve kesin olarak inanmak ve tasdik etmektir. O Resul ki, cin ve inse şahid, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah a davet eden ve bir aydınlatıcı olarak gönderilmiştir. Onun geçmiş ve geleceğe ait verdiği bütün haberleri tasdik etmek zorunludur. Helal kıldığını helal haram kıldığını da haram olarak kabul etmek; emir buyurduklarını kabulle beraber boyun eğmek, yasakladıklarından uzak durmak, şeraitine tabi olmak, sünnetini açık ve gizli, hükmettiği şeylere razı olarak ve teslimiyet göstererek iltizam etmek gerekmektedir. Peygamber'e itaati Allah a yapılmış itaat kabul etmek; ona isyan etmenin Allah a isyan olduğunu bilmek gerekmektedir. Çünkü o, her şeyi Allah tan geldiği şekliyle ketme tenezzül etmeden tebliğ etmiştir. Ve her hali uyulmaya, örnek alınmaya değer bir peygamber-i Zişandır.

ŞEHADET KELİMESİNDEKİ YÜKSEK DEĞER ÖLÇÜSÜ NEDİR?

Yüzlerce ayete ve bir o kadar da hadisi şerife konu olan, Müslümanlığın ilk adımı, başta peygamber (sav), Ashab-ı Güzin, milyonlarca evliya, bir o kadar ehl-i tahkik, sayısız ulema ve gönül erlerinin milyarlarca kere tekrar tekrar söylemek zorunluluğu hissettikleri, yüce peygamber tarafından “cennetin anahtarı” olarak nitelendirilen şehadet kelimesinin gerçekten değer ölçüsü nedir? Niçin yüce peygamber o kelimeyi gece gündüz her halü karda söylememizi istiyor?
İnsan vücudunun bunalımlara girmeden mutlu olması islamiyetin bir hedefidir. Öğretileri evrensel ve zamanlara sığmayan Kuran ve sünneti nebevi bu saadeti temin etmenin reçete ve devalarıyla lebaleb doludur.
La ilahe İllallah ta şöyle bir müjde var ki: sınırsız ihtiyaca müptela, nihayetsiz düşmanların hücumuna hedef olan insan ruhu şu kelimede öyle bir çağrı noktası bulur ki, bütün ihtiyacını temin edecek bir rahmet hazinesinin kapısını ona açar. Ve öyle bir dayanak noktası bulur ki bütün düşmanların şerrinden emin edecek mutlak bir kudretin sahibi olan kendi mabudunu ve halikını bildirir ve tanıttırır. Sahibini gösterir, maliki kim olduğunu irae eder. Ve o göstermekle kalbi mutlak vahşetten ve ruhu elem verici hüzünden kurtarıp ebedi bir ferahı daimi bir sevinci temin eder.(89)
Peygamber (sav) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şehadet kelimesinin her gün defalarca söylenmesi zaruretine işaretle şöyle buyuruyor:
“imanınızı la ilahe illallah ile yenileyiniz..”(90)
İnsanın hem şahsı hem alemi her zaman yenilendikleri için, her zaman imanı da yenilenmeye muhtaçtır. Zira insanın her bir ferdinin manen çok fertleri var. ömrünün seneleri adedince birer ferdi aher sayılır. Çünkü zaman altına girdiği için, o bir tek fert bir model hükmüne geçer, her gün bir başka fert (ferd-i aher) şeklini giyer.
(Yani işlediği amelleri ve sergilediği davranışlarıyla ömrü boyunca farklı şahıslar ortaya çıkar ve her birinin hükmi durumu asıl şahsı ilgilendirir. Günahkar Mehmet, iyi Mehmet, hırsız Mehmet, namazlı Mehmet, cumadan kaçan Mehmet gibi hakiki şahsın yüzlerce manevi yansıması olur. İşte her bir durum imanın yenilenmesine muhtaçtır ki, ta ki manevi yansımalar iyiye dönünceye kadar şehadet kelimesinin tekrarına ihtiyaç varıdır.)
Hem, insanda bu teaddüt (çoğalma) ve teceddüt (yenilenme) olduğu gibi, tavattun ettiği(yerleştiği) alem dahi seyyardır (gezici ve hareketlidir.) O gider, başkası yerine gelir. Daima tenevvü ediyor (çeşitleniyor), her gün başka bir alem kapısını açıyor. İman ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği alemin ziyasıdır. La ilahe illallah ise (91), o nuru açar bir anahtardır.(92)
Hem insanda madem nefis, heva ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; Çok vakit(insanın) imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle iman nurunu kaparlar.
Hem, şeriatın zahirine muhalif düşen ve hatta bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden kelimeler ve hareketler eksik olmuyor. Onun için her vakit, her saat her gün tecdid-i imana (imanı yenilemeye) ihtiyaç vardır.(93)
İşte tevhid kelimesinin tekrar ile zikrine devam etmek , kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak(koparmak) içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan (nefsin sevdiği şeylerden) yüzünü çevirmektir. Bununla beraber, zikreden şahısta bulunan hasse ve latifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi; o hasse ve latifelerin de onlara münasıp şerikleriyle olan alakalarını kesmek içindir.(94)
İnsandaki nefsin vehmin, hevanın ve şaytanın insanın hayrına olmadığı Kuran ve Sünnetle ifade edilmiştir. İnsandaki her latife her hasse ve fiziksel her organın ve hatta her vücut zerresinin tevhidlerine karşılık bütün bunlara mukabil ve münasip şerikleri de vardır. Bunların başı taze iken la ilahe illallah varyozu ile ezilmezse kalınlaşır, koparılamaz bir vaziyet alır ki , işte her an söylenmesini Resulullahın tavsiye ettiği şehadet kelimesi Müslümanın kullanılmaya hazır en tesirli silahı olarak belinde taşıması gerekmektedir.

DİPNOTLAR
(82)Buhari, sahih , kitabü'l genaiz, C.1, S.215
(83)Nur, 24/62; Hucurat, 49/15
(84) Buhari, Sahih, Kitabü'l İman, C.1, S.11; Müslim Sahih, Kitabü'l İman, C.1, S.39; Ebu Davud, Sünen, Kitabü'l Cihad, C.3, S.44; Nesai, Sünen, Kitabü'l İman, C.8, S.109; İbnü Mace, Kitaübü'l Fiten, C.2, S.1295, Hadis No: 3927-3929; İmam Ahmed, Müsned, C.4, S.8; Darimi, Kitabü's Siyer, C.2, S.137
(85) Muhammed, (47,19)
(86) (Al-i İmran, 3/164)
(87) (Tevbe, 9/128)
(88) (Münafikun, 63/1)
(89) Mektubat, S.376, İstanbul , 2005
(90) Münziri, Tergip ve Terhip, c.2, S.415; müsned, C.2, S.359; Hakim, Müstedrek, C. 4, S.256; Heysemi, Mecmau'z Zevaid, C.1, s.52
(91) Muhammed, 47/19; saffat , 37/35
(92) Ahmed b. Hanbel, müsned, C.5, s.242
(93) Mektubat, S.556 - 557
(94) Mesnevi-i Nuriye, S.80, İstanbul, 1990


Bu Yazı 3059 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar