Tabloyu Okuyabilmek
..        
Ülkemiz alkollü içki tüketiminde dünya sıralamasında ikinci, sigarada ise üçüncü sırada yer almaktadır. Yeşilay'ın yayınladığı bildiride ülkemizde her yıl sigara nedeniyle 200 bin ölümün meydana geldiği kaydediliyor. Yapılan araştırmalara göre özellikle liselerde yapılan araştırmalar, gençler arasında uyuşturucu kullanımı gün geçtikçe artmaktadır. Yine araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin bu kötü alışkanlıklarla genelde arkadaş grubu tarafından tanıştığını ortaya koyuyor. İstanbul Bakırköy Hastanesine balı olarak hizmet sunan ÇEMATEM (Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezi)'in son bir yılı ele alan araştırması da oldukça ilginç; Yapılan araştırmaya göre son iki yılın gözlemleri 2001 yılı sonuçlarına hiç benzemiyor. Eskiden özel okullarda, ekonomik durumu iyi aile çocuklarında uyuşturucu kullanımı yaygındı. Ama şimdi ise durum çok farklı. Özellikle varoş kesimlerinde, yarı kentsel alanda, tahminlerden uzak yüksek bir oranda madde kullanılıyor. Daha iki yıl öncesi uyuşturucu kullanma yaşı on iki yaş civarları iken şimdi bu oran on yaşlara kadar düştü. Eskiden trend daha çok tiner-bali gibi uçucu maddeler i şehir merkezlerinde görülüyordu, varoşlarda pek görülmüyordu. Şimdi ise varoşlarda kullanılıyor. Ve uyuşturucuda trend ecstacy'e kayıyor. Önceleri kulüp ve diskolarda eğlence sırasında kullanılan uyuşturucular şimdi ise kafelerde müzik eşliğinde içiliyor. İşin ilginç olan tarafı da madde kullananların neredeyse yüzde 80'nin aynı zamanda suç işlemesi. Gençler arasında suç oranı giderek artmaktadır. Kimi zaman sadece suç işlemek için, kimi zaman da parayı bulmak için suç işleniyor. Madde kullanımı artık ilkokuldan liseye kadar yayılmış durumda. Madde kullanımı varoşlara kadar iyice yayıldı. Gecekonduların apartman haline gelmesi ilişkilerin zayıflaması ve aile kontrolünün azalması madde kullanımını hızlandırdı. Çocuklar artık daha isyankar ve kendilerine de kötü model alıyorlar, aileler de bunlara sınır koyamıyorlar. Sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı dışında okullarda şiddetini de önüne geçilemiyor artık. Şubat ayında Türkiye genelinde 16 ayrı kentte okullarda şiddete dayalı 25 olay meydana geldi 7 öğrenci hayatını kaybetti., 35 öğretmen yaralandı, 34 genç de göz altına alındı. Eğitimciler çaresiz yanlış modeller, aile içi ilişkilerin zayıf olması, ilgisizlik ve sevgi eksikliği sorunları iyice körüklüyor. Ve şiddet toplumla da sınırlı kalmıyor. Türkiye'nin de içerisinde bulunduğu 30 ülkede cinayetlerin yüzde 85'i, eşlerini dövenlerin yüzde 70'i, trafik kazalarının yüzde 65'i, intihar edenlerin yüzde 90'ı akıl hastalarının yüzde 60'ı, şiddet olaylarının yüzde ellisi, ırza tecavüzlerin yüzde ellisinin sebebi alkoldür. Elbette ortaya bir sorun çıkmışsa onun de birçok nedeni vardır. Göç, eğitim yetersizliği, aile yapısının bozulması gibi nedenler bunların başında gelmektedir. Tabi ki arkadaş ilişkileri, sosyal çevre, sokağın cazip olması gibi nedenleri de unutmamak gerekir. Tablolar, rakamlar gösteriyor ki ortada ciddi bir sorun var. Ailenin yapısı kabuk değiştiriyor, ilişkiler zayıflıyor, değişik istismar şekilleri beraberinde diğer sorunları körüklüyor, çocuklar üzerinde aile birinci derecede etkili olamıyor, sokağa ve suça yönelme hız kazanıyor, uyuşturucu kullanımı hızla artıyor, suç ve şiddet toplumsal yapıda çözülmeleri hızlandırıyor. Hizmet sunan değişik birimlere, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün takdire şayan çalışmalarına rağmen her gün gazetelerde ve ekranlarda izlemek zorunda kaldığımız bu dram giderek daha da vahim hale geliyor. Gün yok ki sokakta çalışan veya yaşayan çocuklarla, uyuşturucu kullanımıyla, şiddete yönelme ve suç işleme ile ilgili bir haber duyulmasın. Eğitim kurumlarımızda bile Şubat ayı içerisindeki şiddetten yedi çocuğumuz ölmedi mi, elliye yakın kişi yaralanmadı mı ? Peki İlgili Devlet Bakanlıkları, Milli Eğitim, Sağlık, Adalet, İç İşleri gibi Bakanlıkların çalışmalarına, Uluslar Arası Kuruluşların, Gönüllü Kuruluşların çalışmalarına ve kişisel çalışmalara rağmen neden bu sorunların önüne geçilememektedir? Yıllardır birikerek kanayan yara haline gelen bu sorunların çözümlenmesi gereken okullar bile sorun yaşıyorsa sorunu detaylı bir şekilde ele alarak kökten çözüm yollarına gitmek gerekmektedir. Peki sorun kökünden nasıl çözümlenebilir acaba? Acaba emniyeti ve asayişi iyice arttırarak, denetimleri daha kontrollü bir hale getirebilerek, herkesin başına bir polis, gözetleyici dikerek toplumsal huzuru sağlayabilir miyiz? Veya bu sorunu nasıl çözebiliriz? Devletler bu tür sorunlarını çözebilmek için, sosyal kalkınma ve huzurun anahtarı içine eğitime ağırlık verirler. Devletler bütçelerinden eğitime büyük pay ayırırlar ve değişik eğitim metotlarını denerler. O halde değişik hizmetlerle, denetleme, baskı ve gözetleme ile bu sorun çözümlenemeyeceğine göre eğitime önem vermek gerekmez mi? Onun için de tablo göz önünde bulundurularak öncelikle doğru bir şekilde sorun tanımlanmalıdır. Sorunu çözme metotlarına gelince; Bu metotlardan bir tanesi tedavi edici, diğeri de koruyucu ve önleyici metotla sorunları çözebilmektir. Üstelik tedavi edici metot, sorunu çözmekten çok sorunun ortaya koymuş olduğu sonuçları ortadan kaldırmaya yönelik bir uygulama biçimidir. Tedavi ve önleyici metot ise daha sorun ortaya çıkmadan sorunu tümden engellemeye yönelik uygulama türüdür. Bu anlamda önleyici ve koruyucu metot hem daha kolay, hem de daha masrafsız bir yöntemdir. O halde eğitim yoluyla sorunu yaşamaya yönelik şartları ortadan kaldırmak, aile yapısını güçlendirmek, sosyo- kültürel çözülmeyi önleyebilmek; her şeyden önemlisi de eğitime önce kişiden başlayarak sosyal yaşama ve toplumsal huzura katkıda bulunarak asayişi, sağlayabilmek … Kişiye insan olmanın sadece akla sahip olmak anlamına gelmediğini, insan olabilmenin güzelliklerini ve farklılığını anlatabilmek. İnsana sorumluluk duygusunu aşılayarak, güzel ahlakı, doğruluğu, kendini ve kendisi dışındakileri sevebilmeyi, kendisi başta olmak üzere insanlara zarar vermemeyi öğretebilmek. Kısaca insanı, insan onurunu kurtarabilmeyi insana anlatabilmek… Şefkati, doğruluğu, vicdani hassasiyeti, hürmeti, hakkı olmayana sahip olmanın yanlışlılığını insanlarımıza işleyerek emniyet güçlerine bile ihtiyaç duymadan asayişi sağlayabilmek. Haksız bir davranışın ne kendisine yapılmasına müsaade etme, ne de başkalarına zarar verme hakkı olmadığını insana hatırlatabilmek. Hatta kişilik itibarı ile başkalarına zarar vermeme adına insanlara yardımcı olabilmek.. İnsana kazandırılan sorumluluk duygusu ve güzel hasletlerle emniyet ve asayiş yetkililerini hiç harekete geçirmeden akıl ve kalp güzellikleri ile asayişin mimarı olabilmek, kafalara ve kalplere yerleştirilen duygular karşısında kötülüklere karşı gelebilme adına adeta bir bekçi, polis, amir görevi üstlenebilmek… Kendi rahatı ve çıkarı için masumlara zarar verme hakkının olmadığını öğretebilmek. Hani derler ya” Karıncayı bile incitmemek.” Öyle bir eğitim olmalı ki değişik kurumların iş birliği, eşgüdüm, entegrasyon ve iş birliği çerçevesinde hareket edebilmek, kişisel hakları sağlama adına emniyet güçlerine ihtiyaç duymadan nizamı, intizamı, sosyal huzuru sağlamayı akıl ve kalplere yerleştirerek sorunları tümden çözerek sosyal huzura katkıda bulunabilmek…
Bu Yazı 1895 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar