Tarihi Demleyen Odalar
03.05.2015        

TARİHİ DEMLEYEN ODALAR

Hamza ÖZEREN

Türkçe Öğretmeni

 

 

Uygarlık tarihi araştırmaları göstermektedir ki Anadolu, dünya medeniyetine kaynaklık eden havzanın tam da orta yerinde bulunmaktadır. Eskilerin deyimiyle yetmiş iki milletten insanın yaşadığı bu coğrafyada insanlar farklı dinlere, farklı dillere sahip olsalar da huzur ve sükun içinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Anadolu’da bin yıllardır yaşanan ve son bin yılda zirve noktasına ulaşan bu huzur ve güven ortamının temininde insanlık tarihinin biriktire geldiklerinin, merkezine insanı alan İslam inancıyla yoğrulması çok önemli bir yer tutmaktadır. Bugün dünyamızın ihtiyaç duyduğu barış ve huzuru tesis edecek olan da Anadolu’da yerleşik bulunan kadim Türk – İslam medeniyetinin ihya edilmesi olacaktır.

Kadim Türk – İslam Medeniyeti denildiğinde zihinlerde sadece belirli merkezlerde bulunan eserlerin, kurumların, teşkilatların ve uygulamaların düşünülmesi bu medeniyete yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Zira bu medeniyetin temelleri kırsalda gizlidir. Bunun içindir ki halk bilimi çalışmaları çoğunlukla kırsal kesimlerde yürütülür, kültürün izleri köylerde sürülür.

Kırsal kesimde oluşumu yüz yıllar süren bu köklü medeniyet tarih içinde nesilden nesie temsil yoluyla aktarıla gelmiştir. Bu aktarım işinde en önemli rolü, hiç şüphesiz, köy odaları ve köy kahvehaneleri üstlenmiştir.

Köy odaları dendiği zaman sadece yolu köye uğrayan ve köyde kalacak olan misafirlerin, yolcuların konakladığı bir oteli düşünmek çok yanlıştır. Ama bu yönü bile bu medeniyetin temelinde insanın bulunduğunun en büyük göstergesidir. Zira odaya gelen misafirler ve yolcular hiç bir ücret ödemeden konaklar, yemeğini yer, hayvanlarına bakılır ve sonra da yoluna devam eder. Bu yolla yolcuların duaları alınırken yol masrafları da en aza indirgenmiş olur.

Köy odalarının bu yönüne en güzel örneklerden birini Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun dilinden okuyalım. Memleketi Taşkent’te ailelerinin iaşesini ve idaresini sağladığı Davutlar Odası için Gürkan Zengin’in Hoca isimli kitabında şöyle diyor Sayın Davutoğlu:

“ Bizim ailede bu odanın sonradan kaybolan bir vakıfnamesi varmış. O misafirhaneye bakmak da erkek evladın sorumluluğundadır. Erkek evlat odayı devamlı açık tutacak, orası her daim temiz olacak ve kim gelirse gelsin tanrı misafiri olarak kabul görecek, yatacak. Misafir yemeğini de odada yiyecek. Ayrıca misafir yola devam etmek için ayrılırken, bir sonraki durağına kadarki erzağını da vereceksiniz. Bunlar da kültürünün şartlarıdır.”

Köy odaları yolcu, misafir ağırlamanın dışında köy hayatının kalbinin attığı yerdir. Köy odası; imece kararlarının alındığı bir kurultay, hayat boyu öğrenmenin devam ettirildiği bir okul, tarafların barıştırıldığı bir sulhhane, hakkın sahibine verildiği bir mahkeme, kalplerin mevlaya arz edildiği bir mabed, gençlerin güreştirildiği bir minder, köy seyirlik oyunlarının icra edildiği bir tiyatro salonu, kimi zaman bir düğünevi kimi zaman bir matemhane, çeşitli oyunlarla hoşça vakit geçirilen bir eğlence merkezi, menakıbnamelerin izinde bir kıraathane ve derin muhabbetlerin içinde insanın da demlediği bir ocak olarak düşünülmeli ve tasavvur edilmelidir.

Değişen, bencilleşen ve maddileşen dünyamızda radyoyla, televizyonla başlayıp bugün parmaklarımızın ucunda hayatlarımızı da kaydırdığımız akıllı telefonlarla devam eden süreç köy odalarına yaşam hakkı tanımadı ve köy odaları vazifesini tamamlayarak görme, havasını teneffüs etme bahtiyarlığına erişmiş talihlilerin zihinlerinde yeri doldurulamaz bir boşluk olarak yerini aldı.

Sahi ne güzel olurdu o güngörmüş, ak sakallı kocamışlarımız bizi de demleseydi odalarda...


Bu Yazı 2512 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar