Toplumsal Cinnet mi Geçiriyoruz?
..        

Türkiye neredeyse her yeni güne vahşi bir cinayet haberi ile uyanır hale geldi. Ülkemizde yaşanan cinnet, cinayet gibi olaylar her geçen gün çığ gibi büyümekte ve bu olaylar vahşet boyutlarına ulaşmaktadır. Değişik tür ve yoğunluktaki şiddet olayları toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında, yaşanır hale gelmiş ve narsistçe bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Her gün meydana gelen bu tür hadiseler artık bireysel bir vaka olmaktan çıkmış, toplumsal bir nitelik kazanarak sosyal yapıyı tehdit eder duruma gelmiştir.
Geçtiğimiz aylarda Mardin'de 44 kişinin vahşice katledilmesi, Münevver Karabulut adında bir genç kızın işkence yapılarak öldürülmesi, kafasının kesilmesi ve bir çöp konteynırına atılması, Çorlu'da annesinin sevgilisi tarafından öldürülen küçük Muhammed'in bir tarlaya atılmış olarak bulunması ve günlerce televizyonlarda gözyaşı döken annenin cinayetten tutuklanması, Mersin'de bir babanın sözünü dinlemeyen kızını mezarlıkta boğazını keserek öldürmesi, Adana'da aynı aileden 8 kişinin evin oğlu tarafından katledilmesi, kaybo- lan küçük Beyza'nın komşu bir kadın tarafından öldürüp vahşice sobada yakılması gibi cinayetler artık bir insanı vahşice katletmenin, öldürmenin ne kadar sıradanlaştığını gösteriyor. Son günlerde yaşanan bu korkunç cinayetlerin birçoğu ya yakın akraba ya komşu ya da sevgililer ve eşler tarafından işleniyor. Bu cinayetlerin birçoğunda ya psikolojik nedenler ve sözde maddi gerekçelerin ön planda olduğu ortaya çıkıyor.

Son üç aydır arka arkaya yaşadığımız canice cinayet ve katliamlar, toplumda neler oluyor ve yoksa toplum olarak cinnet mi geçiriyoruz sorusu- nu sormamızı gerektiriyor. Küçücük masum bir çocuğun soğukkanlı bir şekilde sobada cayır cayır yakılarak öldürülmesi insanlık adına vardığımız noktanın ciddi anlamda sorgulanması gerektiriyor. Hele hele çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, inancı Müslüman olan birileri tarafından bu türden katliamların yapılması, dini değerlerin ne kadar aşındığını, bunu yapan insanların kalplerinde iman adına hiçbir değerin kalmadığını gösteriyor. Sıfatı Müslüman olan bir kimse bırakın insan öldürmeyi bir karıncayı dahi incitemez. Müslüman bir insan her şeyin, hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğini, her anın bir imtihan olduğu bilinciyle hareket eder. Kalbini, ruhunu Allah'a teslim etmiş olan bir Müslüman cinnet hiç geçiremez. Bir kadın, hele he- le bir şefkat abidesi bir anne, kızı yaşındaki bir bebe- ği öldürüp nasıl sobada yakabilir ki? Hiç kimse bu olanları sadece yaşadığımız ekonomik krize filan bağlamasın. Seküler bir yaşam tarzı benimseyen, hayatlarından Allah sevgisi ve korkusu, öldükten sonra hesap verme, tekrar dirilme, cennet ve cehennem gibi değer ve inançların zayıfladığı birey ve toplumlarda insanı ne ve kim kontrol edebilir ki? Yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik gibi mefhum ların erozyona uğradığı toplumlarda bireylerin bunalıma girmesini bir psikopat kişilik olmasını önleyecek mekanizmalar, inanç ve değerler nasıl devreye girecek ve müesseseler nasıl çalışacaktır?

İnsanlık değer ve sınırlarının ötesinde yaşanan bu tür vahşetler toplum olarak nasıl bir sosyolojik süreç ve eğitimden geçtiğimizin resmini çizmekte- dir. Mevcut eğitim sistemimizin çarpık yapısı insan yetiştirmekten ziyade artık hastalıklı ruhlar, psikopat kişilikler, bir cinayet işlerken dahi zevk alabilen narsist karakterler üretmeye başladı. Bu tiplerin en yakınımızda durduğunu, bir gün bize de zarar verebileceklerini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Çok geç olmadan çürümeye başlayan toplum- sal dokuyu restore edecek girişimler ve çözümler bir an önce hayata geçirilmelidir. Aksi takdirde toplumda gerek polisiye gerekse askeri tedbirlerle halledilemeyecek kaosun başlaması an meselesidir. Her şizofrenin, psikopatın ve ruh hastasının başına polis dikemeyeceğimize göre insanların yaptıkları bu eylemlerden alıkoyacak manevi tedbirlerin alınmasına büyük bir ihtiyaç vardır. Özellikle insanlara küçük yaştan itibaren verilen eğitim ve terbiye insan hayatında merkezi bir öneme sahiptir. Bu nedenle eğitimin sistemimizin kalbine sevgi dilinin yerleştirilmesi elzemdir. Zira insanı neyle terbiye edersek onunla biçimlenecektir. Terbiye şekline göre insan ya bir canavar olacak ya da melek suretinde bir insan halini alacaktır. Gerek aile eğiti- minde gerekse okul eğitiminde her şeyden önce aklı midesine, kalbi nefsine ve ruhu cesedine hakim olan bir yaşayışın temel alınması toplumsal yapıyı tehdit eden bu vakaların önüne mutlaka geçecektir.

Özellikle cinnet ve cinayet gibi şiddet olayları- nın nedenleri, buna yönelik psikolojik ve sosyolojik, eğitim sistemiyle ilgili tedbirlerin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması için hükümet nezdinde çalışmalar başlatılmalı, konferans ve sempoz- yumlarla kamuoyunun dikkati bu yöne çekilme- lidir.

Bu tür vakalar medya ve sivil toplum kuruluş- larınca da sebep ve sonuçlarıyla birlikte enine boyuna değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle bir grup ilim adamının bir araya gelerek ortak çözümler üretmeye çalıştığı fikir platformu olan Abant Platformu, bu yılki konusunu toplumsal cinnet, cinayetler, katliamlar ve tecavüzlere ayırarak dikkatlerin bu tür sosyal sorunlara çekilmesini sağlamalıdır.


Bu Yazı 2957 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar