Tüketim Çılgınlığına Bir Günlük Fren
17.07.2013        

TÜKETİM ÇILGINLIĞINA BİR GÜNLÜK FREN: SATIN ALMAMA GÜNÜ

Yrd. Doç. Dr. Veli Sırım

 

23 Kasım 2012 tarihinde ABD’de, hemen ertesi günü de İngiltere’de ve dünyanın 60’ın üzerindeki ülkesinde tüketim kültürü ve buna bağlı ortaya çıkan alışveriş bağımlılığına karşı ilginç bir eylem gerçekleştirildi. “Satın almak veya almamak! İşten bütün mesele bu!,” “Az alışveriş yap! Çok yaşa!,” “Sadece bir gün olsun alışveriş yapmayabilirsin,” “Alışverişe katılmayarak bu eyleme katıl” gibi sloganlarla hareket eden tüketim karşıtları, tüketime endeksli yaşam tarzına karşı bilinç uyandırma çabası sergilediler. Kimisi kredi kartını kesti, kimisi büyük alışveriş merkezlerinde zombi yürüyüşü yaparak, tüketim kültürünün insanı ne hale getirdiğini uygulamalı göstermeye çalıştı. Afişlerle, el ilanlarıyla, gazete ve dergilere verilen ilanlarla bu güne dair mesaj verme çabası gösterildi. Örneğin bir afişte “Alternatif Kredi Kartı Kullanım Yöntemi” başlığı altında kredi kartıyla ekmeğine krema süren bir el görüntüsü verilmekteydi.

Bütün bu çabalar çok ilginç bir günde gerçekleştirildi. Özellikle ABD’de “Kara Cuma” olarak anılan, bütün mağaza ve alışveriş merkezlerinde akıl almaz oranlarda indirimlerin yapıldığı ve insanların delirmişçesine alışverişe koştuğu, sabahın erken saatlerinden itibaren uzun kuyruklar oluşturdukları, bu uğurda birbirine girdiği, hatta pek çok kaza ve yaralanmaların yaşandığı bir gün seçildi tepki için. Tepkinin önemini anlama adına bu yıl sadece ABD’de yaklaşık 150 milyon kişinin mağazalara akın ettiklerini ve bu gün sayesinde perakendecilerin Kasım ayı cirolarının 500 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiğini söylememiz yeterlidir sanırım.

Bu ilginç eylem ve neredeyse küresel çapta gerçekleştirilen bu tepki hareketinin 20 yıllık bir mazisi var. Mimarı ise ne gariptir ki bir reklamcı. Şimdi gelin uluslararası Satın Almama Günü – Buy Nothing Day’in (SAG-BND) hikayesine kısaca bir göz atalım.

SAG’IN İLGİNÇ HİKAYESİ

Kanada’nın Vancouver şehrinde yaşayan Ted Dave grafik sanatçısıydı ve bir reklam şirketinde çalışıyordu. İşi reklam hazırlamaktı. Reklamlarla çeşitli ürünleri insanların tüketmesini sağlamaktı. İnsanlara bir ürünü tükettirdiği oranda para kazanıyordu.

Ted Dave işinde çok başarılıydı. Ama o, içten içe yaptığı işten rahatsızlık duymaya başlamıştı. Çünkü günlük yaşantıdaki karşılaştığı her olaya reklamcı gözüyle baktığı için, kendisi de dahil bütün insanların başkaları tarafından yönlendirildiğini görüyordu. İnsanlar kendi istekleriyle değil, gazetelerden ve dergilerden okudukları, radyo ve televizyonlardan gördükleri reklamlar doğrultusunda bir şeyler alıyorlardı. Üstelik sürekli bir şeyler satın alma işlemi alışkanlık sınırlarını da aşmış, bir bağımlılık haline gelmişti.

 1992 yılı sonbaharında yaşadığı çalkantılı dönemi, “Bu tablo zihnimi sürekli olarak meşgul ediyordu. Bu gidişatı geri çevirecek bir yol bulunmalıydı” sözleriyle ifade ediyor Ted Dave. Özellikle her Kasım ayının son Perşembe günü ABD ve Kanada’da Şükran Günü olarak kutlanıyordu ve bu iki ülke tam bir tüketim çılgınlığına sahne oluyordu. Onun ardından Noel ve Yılbaşı günleri ile tüketim çılgınlığı insanların ruhlarına kadar işliyordu.

Ted Dave işte tam o sıralarda radikal bir karar aldı. İnsanları biraz olsun kendilerine getirmek ve tüketim çılgınlığından kurtarabilmek için bir kampanya planladı.

Ted Dave bu kampanya ile insanları sadece bir günlüğüne alışveriş yapmamaya çağırıyordu. Kampanya için seçtiği ve “No Shop Day” (Alışverişsiz Gün) adını verdiği gün ise, bir yıl boyunca en fazla alışverişin yapıldığı Şükran Gününün hemen ertesi günü, yani Kasım ayının son Cuma günüydü.

Yıllarca bir reklamcı olarak çalışan Ted Dave, bu kez hazırladığı afişler ve posterlerle insanları tüketmemeye, alışveriş yapmamaya çağırıyordu.

Ted Dave, Vancouver halkından 24 saat boyunca hiçbir harcama yapmamayı istiyordu. Ancak onun amacı, tüketimi sadece bir günlüğüne frenlemek değildi. Temel hedefi, özellikle medya aracılığıyla topluma yerleşen tüketim kültürüne karşı bir set oluşturmaktı. Çünkü tüketim kültürüyle insanlar daha rahat ve daha konforlu bir hayatın kendilerini mutluluğa ulaştıracağına inanmışlar, bunun için de sürekli tüketmeyi, sürekli bir şeyler satın almayı zorunlu olarak görmeye başlamışlardı. İnsanlar böyle inanıp, bu doğrultuda harekete geçince de bir tür “tüketim tutsakları” haline gelmişlerdi. Böylece, güç tamamen piyasaya ürün süren ve bu ürünü tükettirmek için her türlü aracı kullanan kesimin eline geçmişti. Bu süreci tersine çevirmek gerekiyordu. İşte bu yüzden, Dave “Bu kampanyadaki amacım, alışverişteki asıl gücün satıcılardan alıcılara geçmesini sağlamaktı” diyordu ve tüketim bağımlısı olan insanların zihinlerine bu bağımlılıktan kurtulabilecekleri düşüncesini yerleştirmeyi hedefliyordu. Bunun için hazırladığı tanıtım afişlerinde şu soruyu yöneltmişti: “Alışveriş yapmadan bir gün geçirebileceğinizi hiç düşündünüz mü?”

Ted Dave’in öncülüğünü yaptığı bu hareket ilk yılında Kanada insanının bir hayli ilgisini çekti. Özellikle, sonraki yıllarda bu kampanyaya Media Foundation (Medya Vakfı) isimli kâr amacı gütmeyen bir bir vakfın destek vermesiyle, bir günlük alışveriş yapmama eylemi daha sistemli ve örgütlü hale geldi. Kampanyanın ismi de, daha öncekiyle aynı anlamı ifade eden “Buy Nothing Day” (Satın Almama Günü–SAG) olarak değişti ve bu isimle dünyaya yayıldı. Bu vakfın yayın organı olan Adbusters isimli dergi ve dergiye ait internet sitesi aracılığıyla SAG ile ilgili sürekli bilgiler verildi. Adbusters bünyesinde sanatçılardan, yazarlardan, eğitimcilerden, öğrencilerden ve hattâ işadamlarından oluşan pek çok isim vardı. Bu insanların ortak özellikleri, tüketim kültürüne karşı insanları uyarma görevini gönüllü olarak üstlenmeleriydi.

1997 yılında Medya Vakfı yetkililerince 30 saniyelik bir tanıtım programı hazırlandı. Bu program ABD’de yayın yapan CBS, NBC ve CNN gibi kuruluşlara para karşılığında yayınlanması için teklifte bulunuldu. Ancak CNN dışında diğer kuruluşlardan olumsuz cevap geldi. Örneğin CBS yetkililerinden Robert L. Lowary’nin açıklaması şöyleydi:

“Toplumun öncelikleriyle ilgili tartışmalı konularda bir tarafın görüşünü savunur ve izleyicileri belli bir bakış açısıyla eyleme yöneltir mahiyetteki reklamları yayınlamak CBS’in yayın politikalarına ters düşmektedir. Bu reklamlarla izleyicilerden 28 Kasım 1997 tarihinde herhangi bir alışveriş yapmamaları istenilmektedir. Bu ise ABD’nin yürürlükteki ekonomik politikalarına ters düşen bir girişimdir.”

SAG ile ilgili tanıtım programı 27 Kasım 1997 günü akşamı CNN’in ana haber bülteninde yayınlandı. Sadece 30 saniyelik bu reklam, SAG kampanyasının bütün Kanada ve ABD’de duyulması için yetmişti. Üstelik bu sayede yazılı medya da bu günle ilgili gelişmeleri okuyucularına duyurdular. Wall Street Journal ve New York Times gibi büyük gazetelerde SAG ile ilgili geniş yorumlara ve haberlere yer verildi.

Gerek medya organlarında çıkan yazılı ve görüntülü haberler, gerekse Adbuster dergisi sayesinde SAG kampanyaları Kanada ve ABD’nin sınırlarını aştı. Bu kampanyalar her yıl yeni yeni ülkelerde kutlanmaya başlandı. 1999 yılında Japonya’nın da katıldığı SAG kutlamaları aynı yıl Hollanda, İngiltere, Finlandiya, Polonya, Slovenya, Kuzey İrlanda, İsveç, Norveç, Avustralya, Yeni Zelanda gibi 30 ayrı ülkede gerçekleştirildi. 2001 yılında ise SAG kampanyaları tam 55 ülkede gerçekleştirildi.

“YETERLİ, YETERLİDİR!”

S.A.G. kutlamalarının ilk başından beri en temel sloganlarından birisi “Enouh is Enough!”, yani “Yeterli, Yeterlidir!” oldu.

Bu kampanyayla insanlara sahip oldukları şeylerin aslında insanlara yeterli olacağı vurgulanıyordu. Eğer bir şey alınacaksa, mutlaka o şeyin gerçek anlamda ihtiyaç olup olmadığı üzerinde düşünülmesi isteniyordu. Alışverişi bir alışkanlık ve bağımlılık haline getirenlere de kendi kendilerine şu sorgulamayı yapmaları öneriliyordu: “Hergün satın aldığım şeylerden kaçta kaçına gerçekten ihtiyacım var?”

Bu sorgulama işlemi, aslında sadece alınacak şeyin ihtiyaç olup olmadığıyla ilgili değildi. İhtiyaç olan bir ürünü alırken de, ne ölçüde dış etki altında kalındığı dikkate alınması istenilen noktalardandı. Bu açıdan insanların kendilerine şu soruyu da yöneltmeleri isteniyordu: “Ben bu ürünü bir reklamın etkisiyle, tanınmış bir insana benzeme arzusuyla veya farklı olma isteğiyle mi alıyorum? Yoksa tamamen kendi tercihim mi?”

S.A.G. etkinliklerine gönüllü olarak katılanlar, ulaşabildikleri insanlardan hayatlarında hemen köklü değişiklikler yapmalarını beklemediler. En azından zihinlerinde küçük de olsa bir iz bırakmaları onlar için yeterli oldu.

S.A.G., tüketim çılgınlığına ve alışveriş bağımlılığına karşı bir protesto anlamını taşıdığı kadar toplumsal problemlere çözüm arama, daha da ötesi dünyanın bozulan ekolojik dengesine dikkat çekme anlamlarını da taşıyor.

S.A.G. kampanyalarının bütün dünyaya tanıtılmasında önemli rol üstlenen Adbusters yetkililerine göre, bu günün ahlakî boyutları da var. Aşırı tüketimden kaynaklanan borçlanmaların insan ilişkilerine olumsuz etkilerinden dünya genelindeki doğal zenginliklerin paylaşılmasındaki dengesizliğe kadar pek çok noktaya bu gün aracılığıyla dikkat çekiliyor.

Tüketim çılgınlığının Batı insanına açtığı zararları görebilmek için aslında çok fazla beklemeye gerek yok. Günümüz şartlarında dahi pek çok Batılı alışveriş bağımlılığından kurtulamadıkları için borç batağında yüzüyor.

Batı ülkelerindeki aşırı tüketim, dünya kaynaklarının tamamına yakınının yine Batı ülkelerince tüketilmesine yol açıyor. Örneğin, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programınca hazırlanan 2001 yılı raporuna göre dünya nüfusunun sadece % 20’sini oluşturan Batı ülkeleri, doğal kaynakların % 86’sını tüketiyor.

S.A.G. ile dünyanın ekolojik dengesi arasında bağlantı da kuruluyor. Çünkü dünya genelinde tüketimin en fazla yaşandığı Batı ülkeleri, tükettikleri her bir ürünle bilerek veya bilmeyerek dünyanın dengesinin bozulmasına katkıda bulunmuş oluyorlar. Bu gerçekten hareketle S.A.G. ile ilgili kampanyalarda insanlar, en azından satın aldıkları ürünlerin çevreye zararlı olup olmadıkları, geri dönüşümün mümkün olup olup olmadığı gibi noktalarda duyarlı olmaya çağırılıyor.

Sonuç olarak, S.A.G. kampanyasını düzenleyenlere göre yıl içinde sadece bir günü bilinçli olarak alışveriş yapmadan geçiren insanlar, sıradan bir işlem gerçekleştirmiyorlar. Aynı zamanda bütün dünya insanları arasındaki yakınlaşma ve dayanışmanın artmasında, bozulan ekolojik dengenin düzelmesine küçük, ama çok önemli bir katkı sağlamış oluyorlar.

SAG KUTLAMALARI

SAG kampanyalarının en belirgin eylemi, 24 saat boyunca hiçbir şeyin satın alınmaması. Ancak başlangıcından günümüze kadar bu kampanyalarda, tüketim çılgınlığına karşı insanların dikkatini çekmeye yönelik pek çok ilginç yöntem de kullanıldı. Örneğin, konserler düzenlendi, kredi kartları kesildi, posterler asıldı, el ilanları dağıtıldı. Alışveriş merkezlerinin önlerinde merihli kostümlerini giyen, koyun maskeleriyle alışveriş reyonlarını dolaşan insanlar görüldü. İnsanlar birbirlerine bu günü hatırlatan mektuplar, kartlar, internet üzerinden yazılı ve resimli mesajlar gönderdiler. Bazı alışveriş merkezlerinin önünde veya içinde “alışveriş yapılmayan” küçük bölgeler oluşturdular. Buralara kanepe, masa, halı, minder gibi şeyler koydular ve alışveriş için gelenleri buraya çağırdılar. Misafirleriyle satranç oynadılar, kitap okudular, resim yaptılar, sohbet ettiler.

 SAG kampanyalarındaki etkinlikler kırıcı, incitici, hakaret edici özelliklerden uzaktı. İnsanların dikkatini çekebilecek, en azından kendi kendini sorgulamaya yöneltecek ve çoğunlukla da insanları gülümsetecek eylemler düzenlendi.

Örneğin 1999 yılında New York City’nin Times Meydanında üzerini altın ve dolarlarla donatan ve kendisini “Bay Materyalizm” olarak tanıtan bir eylemci, alışveriş yapanlara “tüketim çılgınlığına yaptıkları katkıdan dolayı” teşekkür ediyordu. San Fransisco’da SAG kampanyasını organize edenlerden Marie Drennan, Özgürlük Anıtını temsil eden bir kostüm giymiş, eline kampanyayla ilgili bayraklar almıştı ve yanı başındaki alışveriş merkezine girenlere şöyle diyordu: “Alışveriş yapmak zorunda değilsiniz.”

SAG ETKİNLİKLERİ

SAG kampanyalarını düzenleyen gönüllüler, insanlara sadece bu günde yapmamaları gerekeni söylemiyorlar. Yapabilecekleri bazı şeylerin listesini de sunuyorlar. Hattâ SAG için 101 maddelik liste hazırlayanlar da var. İşte bunlardan bazıları.

* Daha önceki dönemde hemen her gün aldığınız şeylerin bir listesini çıkarın. Daha sonra bütün aile bireylerinin bulunduğu bir ortamda, alınan bu ürünlerin gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını görüşün.

* Hazırladığınız bu liste için cebinizden çıkan tutarı tespit etmeye çalışın. Ardından aylık gelirinizin yaptığınız harcamaları ne ölçüde karşıladığını ve bunları alabilmek için ne kadar çalışmanız gerektiğini değerlendirin.

* Eğer bulunduğunuz şehirde bir müze varsa onu ziyaret edin. Eğer zaman bulabiliyorsanız, bir köy ziyaretinde bulunun. En azından geçmiş toplumların veya kırsal kesimde yaşayan insanların hayatını konu edinen bir kitap okuyun. Bir köyde veya eski dönemlerde yaşayan insanların günlük yaşam için ihtiyaç duydukları şeylerle, sizin kendiniz için temel ihtiyaç olarak nitelendirdiğiniz şeyleri kıyaslayın.

* Bir gün içinde yaptığınız ortalama harcama ve satın aldığınız şeylerle kendinize, topluma, hattâ dünyanın doğal dengesine hangi yönlerden yararlı, hangi yönlerden zararlı olabileceğinizi belirlemeye çalışın.

* Çocuklarınızla bir araya gelerek tüketim alışkanlıklarının zararları konusunda onlarla konuşun, onlara hikâyeler anlatın veya çeşitli oyunlarla bu konuyu anlatmaya çalışın.

* Tüketim alışkanlıklarının zararlarına karşı çok duyarlı birisi iseniz ve eğer bulunduğunuz şehirde SAG çerçevesinde bir kampanya düzenlenmişse, fiilî olarak katkıda bulunabilirsiniz.


Bu Yazı 3342 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar