Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi
06.07.2014        

Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi

Tacettin Özeren

 

 

Tarihin çok eski devirlerinden beri Türklerin, “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar” yeryüzüne hâkim olarak yurt edinmek ülküsünü taşıdığı bilinmektedir. Eski Türklerin inançlarına göre Türk hakanı, yerlerin ve göklerin İlahının tüm insanlığı yönetmekte ve yeryüzüne nizam (barış, huzur ve asayiş) vermek üzere görevlendirdiği, İlah namına hükümranlık kuran seçilmiş insanlardır. Onun için, bilinen tarihin her döneminde Türklerin “Dünya Devleti” kurma idealinin var olduğu söylenebilir.

Oğuz Kağan destanına göre, Toy da hükümdar ilan edilen Oğuz Kağan, “Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız” parolası ile “daha çok denizlere, daha çok ırmaklara doğru…” diyerek yeryüzünün fethine kalkmış, dünyanın her tarafına haberciler göndererek milletlere “Ben Uygur hakanıyım. Sizden itaat bekliyorum. Yoksa üzerinize ordu sevk ederim.” Diye ihtarda bulunmuştur.

Orhun Abidelerinde yer alan “Yukarda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldıkta ikisinin arasında insanoğlunun üzerinde atalarım Bumin Kağan ve İstemi Kağan tahta oturmuştur.” Cümlesinde Türk kağanlarının bütün insanoğlunun hakanı olarak tahta oturduğu anlatılıyordu.
Türk devlet geleneğinde, hakanlar, sultanlar, hükümdarlar, padişahlar kendilerini Allah'ın yeryüzündeki halifesi kabul ederek, kendilerini Allah namına insanoğlunu yönetmek, yeryüzünde barış ve adaleti/nizamı tesis etmekle görevli sayılmışlardır. Onun için fetih ruhu ve cihan hâkimiyeti mefkûresi her zaman canlı tutulmuştur.

Cihan hâkimiyeti mefkûresi, Türklerin sancaklarına ve bayraklarına da şekil vermiştir. Bilindiği üzere Kayı Aşiretinin sancağı ve Osmanlı'nın bayrağında yer alan “Altın yay ve gümüş oklar” cihan hâkimiyeti mefkûresinin temsil etmektedir. Altın yay, cihanı/ yeryüzünü sembolize etmektedir. Üç adet gümüş oklar ise, Oğuzların üç kolunu sembolize etmektedir. Oklardan yayı germiş olanı iktidarda bulunan Oğuz boyunu yani “Kayı”yı temsil etmektedir.

Cihan hâkimiyeti mefkûresi, İslam'dan önce de Müslüman olduktan sonra da Türk milletine fetih/gaza ruhunu aşılayan ve zafere taşıyan en önemli faktörlerdendir. Bu yüce ideal, gazayı milli hayatın asli unsurlarından biri yaparak, millete “Muzaffer millet psikolojisi” aşılamış ve zafere odaklanmayı sağlamıştır. Zafere/ başarıya odaklanmış bir mücadele anlayışı ve ruh hali zaferi getiren en önemli amillerden birisi olmuştur.

Türkler, Müslüman olduktan sonra da, Cihan hâkimiyeti fikrini canlı tutmuşlardır. Zira İslam'ın cihat farizası, cihan hâkimiyeti fikriyle uyuşmakta ve muzaffer millet psikolojisini okşamaktaydı.

Selçuklu Sultanı Melikşah'a Abbasi Halifesi'nin 7 Hil'at giydirmesi, 7 iklimin Selçuklu sultanına tevcihi anlamını taşıyordu. Halife, Tuğrul Bey'e “Doğunun ve Batının hükümdarı” ünvanını vermişti.

İslam Halifesine bir mektup gönderen Sultan Sencer, “Yüce Allah'ın yardımıyla cihan padişahlığına yükseldik. Allah dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir. Bütün emirler ve hükümdarlar bizim memurumuzdur.” Diyordu.

Piri Reis'in çizdiği dünya haritasını eline alıp inceleyen Yavuz Sultan Selim'de, haritaya bakarak “Dünya ne kadar da küçük, bir hükümdara bile yetmez.” Demişti.

Cihan hâkimiyeti idealinin Osmanlı'da İslam'ın emrine ve hizmetine girdiği görülmektedir. Zira Osmanlı Devleti, İslam'ı yaşama ve yaşatma amacı güden bir İslam devleti idi. Bu nedenle İslam Dini'ne hizmet amacı ve İ'lâyı Kelimetullah davası daima canlı tutuldu.

Cihan hâkimiyeti mefkûresi, cihad farizası disiplini ile yoğrularak, ila-yı kelimetullah (Allahın isminin yayılması) davası olarak yeniden şekillenmiş ve milli bir politika haline gelmiştir.

Ferdi hayatın amacı, Rıza-i ilahi ye mazhariyet, yani Allahı'n rızasını kazanabilmek; toplum ve devlet hayatında ki hedef ise, Allahın isminin tüm yeryüzüne yayılması olmuştur. Bugün bu mefkûre, ila-yı kelimetullah davası olarak dimağlarımızda yaşamaktadır.

 


Bu Yazı 6249 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar