Türk Dünyasının Aksakalı: Prof. Dr. Turan Yazgan
05.11.2015        

TÜRK DÜNYASININ AKSAKALI: TURAN YAZGAN

 

 

Mehmet PEKTAŞ

 

 

Hayatı:

Isparta’nın Eğirdir ilçesinde dünyaya gelen Turan Yazgan’ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte resmi kayıtlarda 20 Ocak 1938 olarak geçer. Bu tarihin abisinin askerliğine göre hesaplandığını söyleyen Yazgan, asıl doğum tarihinin 1935 veya 1936 olması gerektiğini düşünür.

Yazgan, 1948’de Eğirdir Zafer İlkokulu’nu, 1951’de İstanbul Vefa Lisesi orta kısmını, 1955’de parasız yatılı olarak Kastamonu Lisesi’ni pekiyi derece ile bitirdi.

Makine mühendisi olmayı çok istemesine rağmen babası vefat edince İstanbul Teknik Üniversitesi’nin imtihanına giremedi. Artık okumaktan ümidini kesmişken bir arkadaşının İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne onun adına başvuru yaptığını öğrendi ve böylece iktisatçı oldu. 1959’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İmar ve İskan Bakanlığı Bölge Planlama Daire Başkanlığı’nda iktisadi araştırmacı ve bölge plancısıolarakbeş yıl görev yaptı.

1966’da asistan olarak girdiği İktisat Fakültesi’nde “Şehirleşme açısından Türkiye ’de İşgücünün Demografik ve Sosyo-Ekonomik Bünyesi” adlı teziyle 1967’de doktor, “Gelir Dağılımı Açısından Sosyal Güvenlik” konulu teziyle 1971’de doçent, 1979’da ise profesör oldu. 1977 ve 1978’de Güneydoğu Anadolu Bölgesi Planının Genel Koordinatörlüğü görevini yürüterek yedi cilt, 117 haritadan oluşan Güneydoğu Anadolu Gelişme Planını hazırladı.

Üniversitede çeşitli görevler üstlenerek 36 sene görev yaptıktan sonra 2000 yılında emekliye ayrıldı ve kendisini tamamen 1980’de kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın işlerine verdi. Vakıf bünyesinde pek çok faaliyete imza atan Yazgan, hizmetlerinden dolayı TC Cumhurbaşkanlığı Üstün Hizmet Ödülüne layık görüldü. Kendisine çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından binlerce plaket; Ukrayna, Kazakistan, Kırgızistan, Tataristan, Azerbaycan ve Türkiye’nin pek çok üniversitesi tarafından fahri profesörlük unvanları verildi. İsmi caddelere, sokaklara ve okullara konuldu. Karahan, Korhan ve Közhan adında üç çocuk babası olan Yazgan, ömrü boyunca fikir adamı olmanın yanında eylem adamı olmanın da gereklerini yerine getirerek 22 Kasım 2012’de vefat etti.

Mücadelesi ve Fikirleri:

Turan Yazgan ilkokul öğretmeninin etkisiyle çocuk yaştan itibaren milliyetçilik kimliğini benimsemeye başlar. Lise çağlarına geldiğinde ise karşımıza şuurlu bir Türk milliyetçisi olarak çıkar. Bu yıllarında bir haritanın önünde Türkistan bölgesini işaret ederken çektirdiği fotoğraf ve fotoğrafın arkasına yazdıkları Yazgan’ın ömrü boyunca takip edeceği yolu çoktan çizmiş olduğunu gösterir:

“İşte tam buraya gideceğiz. Atalarımızın ülkesine! Burası bizim ana vatanımız. Ötüken burası. Anayurdumuz ayının pis ayaklarında çiğnenmekten kurtulacak. Bu cennet ülke yine TÜRK’ün olacak, bizim olacak Turan. Gideceğiz ve oraları ayı istilasından temizleyeceğiz. Benim cennet vatanım! Tekrar bizlere, bizim sana kavuşacağımız günler uzak değil. Yine Altay’da bahar olacak, mor menekşe yine açacak, Kürşad’lar Ötüken ormanında avlanacak, yüce kağan şölenler verecek, Çin surları Türk’ün erkek naralariyle titreyecek”

Yazgan’ın uğrunda ömrünü harcadığı ideallerinin temelini teşkil eden milliyetçilik, hissî değil akılcı bir milliyetçiliktir. Onun düşünce dünyasında ırkçılığa yer yoktur. Irkçılığın Türkün tabiatına aykırı olduğunu savunur ve ırkçılık geni bulunmayan tek milletin Türkler olduğunu söyler: “Bizden üstünü yoktur, biz de kimseden üstün değiliz. Bu son derece akılcı, makul ve Allah’ın emirlerine uygun bir hükümdür.” diyerek millet sevgisinin sınırlarını çizer.

Türk dünyasını bir insana benzeten Yazgan, bu insanın başını Türkiye, boynunu Azerbaycan, gövde ve kollarını ise Türkistan olarak görür. Bu geniş coğrafyanın hemen her yerinde hizmet etmeye çalışır. Türk dünyası ile ortak hareket etmenin bir olmanın, birlik olmanın yollarını arar. Türk dünyasının her yerindeki Türk topluluklarını Türklerin idare etmesini, Türk coğrafyasının bütün iktisadî kaynaklarının Türkler tarafından, Türkler için Türklerle birlikte kullanmasını ister. Bu konuda şöyle söyler: XVI. yüzyılda olduğu gibi, Allah’ın Türk coğrafyasına bahşettiği bütün kritik maddelerin, Moskova’ya doğru akışını durdurarak, Türklerin kontrol ettiği yollardan geçirilerek, cari fiyatlarla, dünya pazarlarına çıkmasını sağlama zarureti vardır. Bunun için Hazar’ın doğusundaki kaynaklar Hazar’ı aşarak Ermenistan üzerinden Türkiye’ye akmalı ve Türkiye üzerinden pazarlanmalıdır. Böylece Ermenistan üzerinde Türk yumruğu daima hazır beklemelidir. Ancak bu takdirde Türk Cumhuriyetlerinin istiklâlleri “tam” olur ve refah seviyeleri yükselebilir, Türkiye de oyuncak olmaktan kurtulur.”

Eğitime büyük önem veren Yazgan, eğitimin bir millette var olması istenen vasıfların birinci derecedeki tayin edici faktörü olduğunu düşünür. Doğruyu arayan, soran, düşünen nesillere ihtiyaç olduğunu söyler. Yabancı dil öğretimini bir gereklilik olarak görmekle birlikte, yabancı dille eğitime şiddetle karşıdır. Eğitim, mutlaka ana dilde yapılmalıdır. Yabancı dille eğitim bütün okullardan derhal kaldırılmalıdır. Eğitim reformları siyaset karıştırılmadan çağın gereklerine ve sosyal talebe göre yapılmalı ve vatana, millete, devlete hayırlı bireyler yetiştirilmelidir.

Dünyada 38 alfabesi olan tek dilin Türkçe olduğundan yakınan Yazgan, alfabe birliğinin mutlaka gerçekleşmesini ister. Türkler alfabe ile bölünmüştür ve dilde birliği sağlamanın yolu alfabe birliğinden geçmektedir. Dünyadaki ilk alfabenin Türk alfabesi olduğu ve diğer alfabelerin Türk alfabesinden doğduğu kanısındadır. Alfabe birliği, ilim adamlarına bırakılmadan Türk cumhuriyetleri cumhurbaşkanlarının iradesiyle halledilebilecek bir meseledir. Dünyadaki Türkçe okuyup yazan herkesin ihtiyacına cevap verebilecek tek alfabe ise Latin alfabesidir. Yeryüzünde istisnası bulunmayan her şeyi kurala bağlı, tek matematik dil Türkçe, kayıtsız şartsız istikbalin dili olacaktır.

Faaliyetleri:

Son nefesine kadar bir Türk milliyetçisi olarak yaşayan Turan Yazgan, fikirlerini 1980 yılında kurduğu Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ile kurumsallaştırır. Gülen Hanım, eşinin vakfa bağlılığını şu sözlerle özetler: “Vakıf Turan Bey’in birinci eviydi. İkinci ev benimdi. Vakıfla nikahlıydı. Vakfa bir şey olacak diye aklı çıkardı.” Yazgan, vakfın çatısı altında bütün Türk dünyasını kucaklamak için ömrünün sonuna kadar çalıştı. Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Tataristan, Çuvaşistan, Gagavuzya, Bulgaristan, Hakasya, Makedonya, Kosova, Özbekistan ve Türkmenistan başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde eğitim ve kültür hizmetleri yürüttü.

1989 yılında bir uçak dolusu adamla Azerbaycan’a giderek Türk dünyasıyla ilk köprüleri kurmaya başladı. Ertesi yıl yine Azerbaycan’a ve Özbekistan’a daha sonraki yıl Kazakistan’a yapılan gezileri her sene devam ettirdi. 1990’da açılan Türk Dünyası Bakü Atatürk Lisesi’ni, Türk dünyasının her köşesinde peş peşe açılan liseler, Türk dili bölümleri, enstitüler, fakülteler takip etti. Vakfın imkanları ile finanse edilen bu okullarda binlerce genç Türkiye’deki okullara paralel olarak öğrenim gördü.

Yazgan, Türk Dünyasından Sesler Korosuile dünya Türklerinin müziğini derleyip bütün Dünyaya tanıtırken, çocuk ve gençlik şölenleri ile Türk dünyasından binlerce gencin Türkiye’ye gelmesini ve ülkemizi tanımasını sağladı. Türk Halkları Asamblesini ve Türk Dünyası Kadınlarının Kurultaylarını tertip etti. Konferanslar, sempozyumlar, sergiler düzenledi. Türk Dünyası’yla ilgili yüzlerce kitabın yayınlanmasını sağladı.

SSCB’nin dağılmasının ardından, hazırlıksız yakalanan Türkiye Cumhuriyeti kendisinden beklenenleri yerine getiremeyince Turan Yazgan devreye girerek İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, işte, fikirde birlik” şeklinde formülleştirdiği idealin çağımızdaki temsilcisi oldu. Cumhurbaşkanlığı döneminde Süleyman Demirel’in Yazgan’a “Devlet çapında işler yapıyorsunuz” demesi boşuna değildir. Türk dünyasının Turan Ata’sını vefatının 3. yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.


Bu Yazı 1445 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar