Türk Sanatında ÇİNİ
..        

Şekillendirilmiş toprak levha yada objelerin yüksek ateşte fırınlandıktan sonra, tezyin edilip üzerlerinin sırlanarak yeniden yüksek ateşte pişirilmesidir.(900' C)
Günümüzde, hem mimari hem de tabak vazo kâse gibi kap kacak için aynı tabir kullanılmaktadır.
Osmanlıda Kap kacak için evani, mimarideki çini için de, kâşi kelimeleri kullanılmıştır. İlk Osmanlı Dönemi” olarak bilinen Çiniler İstanbul Bursa ve İznik'te görülür.
Geçmişi M.Ö:. 3000 yıllarına kadar uzanan çininin en eski kullanım örneği, sırlı tuğladır.Sırlı tuğlanın geçmişi Mısır ve Mezopotamya'ya kadar uzanır.
İslam sanatında çini Sasani'lerin etkisiyle Abbasi halifeleri döneminde İran ve Irakta gelişmiş,buradan Kuzey Afrika'ya Mısıra ve İspanyaya geçmiştir.İran'da Kâşan ve Rey şehirleri tarihte önemli çini merkezleri olarak bilinir
Daha sonraları Semerkant ve Buhara önemli Çini merkezleri olmuşlardır.Tebriz
Erdebil ve İsfahandaki mimari yapılarda çok güzel çini örnekleri kullanılmıştır. Özellikle
İsfahan'daki yapılarda ve Cami minarelerinde çini kullanımı çok yaygındır.
Bu dönemde tuğla yada plâka şeklinde fırınlanmış kırmızı toprak ,bazen de üzeri
beyaz toprak astarlı olarak renkli sırlarla desenlenerek fırınlanmak suretiyle mimaride
kullanılmıştır. Buralardaki çini üretim ve kullanımı 1220-1270 yıllarında Moğol istilası
döneminde her yerin tamamen tahrip ve yok edilmesi nedeniyle durmuştur. İlhanlılar
döneminde yeni tekniklerle gelişen çini sanatı Safeviler döneminde zirveye ulaşmıştır.
Çini ilk olarak ilk müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılarda görülür Anadolu Selçuklu Devletinin dağılmasından sonra, , Beylikler dönemi ve Osmanlı dönemi ile günümüze kadar gelen çini, Anadolu'ya Türklerle birlikte İran'dan gelmiştir.
Uygurların, Karahanlılar'ın, Gazneliler'in, Harzemşahların ve bilhassa İran'da Büyük Selçukluların mimaride çini kullanıldığı bilinmektedir Anadolu Selçukluları ile çok geniş bir alana yayılan bu sanat eserleri günümüzde halâ ayaktadır
Osmanlılar döneminde çini sanatında belirgin bir gelişme görülür.Bursa Yeşil Cami (1419-1422) ve külliyesinin çini süslemeleri, ilk dönem Osmanlı sanatında çininin ulaştığı seviyeyi gösterir.Yine Edirne Muradiye Camii'nin (1436) çinileri ve Edirne Üç şerefeli Cami'nin (1437-1447) çinileri de mimarideki bu renkli sırlı çini tarzının güzel örnekleridir.
15. yüzyılın tekniği olan renkli sırla boyama, 16. yüzyılda, özellikle de İstanbul'da devam eder. Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi'nin (1522). şehzade Mehmed Türbesi (1548), bu tekniğin mükemmel örnekleridir16. yüzyılın ikinci yarısından sonra ise “sıraltı” diye adlandırılan teknik kullanılmaya başlanır.Yani desenler çizilip boyandıktan sonra üzeri sırlanarak fırınlanır. Desenler adeta bir camın altındaymış hissi verir.
Meşhur mercan kırmızısı da bu yarım asırlık dönemde ortaya çıkar. Ve biter. Bu dönemdeki çinilerde, tabiattan stilize lâle, sümbül, karanfil, gül ve gül goncası, süsen ve nergis gibi çeşitli çiçekler, üzüm salkımları, bahar açmış ağaçlar, servi ağaçları, elma ağaçları desenler hakimdir.
Ayrıca, hançer biçiminde kıvrılmış sivri dişli yapraklar ve bunların arasında çeşitli kuş figürleri, kimi zaman da bazı efsanevi hayvan motiflerine rastlanır.Bu bir Osmanlı saray üslubu haline gelmiştir artık İstanbul Süleymaniye Camii'nin (1550-1557) Rüstem Paşa Camii (1561), İstanbul Kadırga'da Sokullu Mehmet Paşa Camii (1571), Piyale Paşa Camii (1573) çinileri, Edirne Selimiye Camii (1569-75) ve İstanbul Sultan Ahmed Camii (1609-1617), çinileri bu dönemin eserleridir, Üsküdar'da Atik Valide Camii (1583) Osmanlı Çini sanatının sembolleridir
Osmanlı Çini sanatında, 17. yüzyılın ilk yarısından itibaren gerileme başlar. Bu muhteşem dönemin son örnekleri İstanbul Sultan Ahmed Camii (1609-1617), nde görülür.Bu yapıda, 16. yüzyıl ikinci yarısı ve 17. yüzyıl başı İznik ve Kütahya çinileri bir arada kullanılmıştır.
Topkapı Sarayı'nın çinilerinde , Osmanlı çini sanatının bütün dönemlerini bir arada görebiliriz. Hırka-i Saadet Dairesi 'nde ve Sünnet Odasında ,Bağdat Köşkü Harem kısmında, Valide Sultan ve şehzadeler Dairesi'nde çok farklı ve zengin örnekler vardır .Mekke ve Medine tasvirli çiniler ise Valide Sultan ibadet odası'ndadır görülür. Topkapı Sarayı Arz Odası'nın cephesindeki renkli sır tekniğinde yapılmış çiniler ise, 16. yüzyıl başındaki örneklerin özelliğini taşır. Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan, Çinili Köşk (1472),te son derece güzel çinilerle müzeyyendir.
Türk hattatları da en güzel yazılarıyla cami türbe medrese gibi pek çok yerde yazılarını çininin sırrı ile ebedileştirmişlerdir
Osmanlı dönemi çini merkezi olan İznik' te mimarinin yanı sıra çok çok güzel formlarda vazo tabak türü kullanım ve süs eşyası yapılmıştır.Bu eşyaların desenleri kendi biçimlerine göre motiflerin mimariye nazaran daha farklı uygulamaları olmuştur
Ancak artık İznik' te Çinicilik sona ermiş yerini, Kütahya almaya başlamıştır. Üsküdar Çinili Cami (1640) mihrabı, minberin külahı ve nişli duvarları İzniği aratmayacak ölçüde Kütahya'nın yüz akıdır.
Geçmişte, Kütahya'nın ,İznik gibi saray desteği olmamıştır .Ama18. yüzyıldan itibaren tek çini merkezi olarak halâ çini sanatı devam etmektedir burada..Her evde mutlaka çini çalışan insan bulmak mümkündür.Profesyonel üretimin yanında amatör sanatçılar da çok güzel eserler ortaya çıkarmaktadırlar.Üretim daha ziyade süs eşyası amaçlı devam etmekte, eski çinilerin kopyaları üretilmektedir. Yeni tasarımlarla Selçuklu ve Osmanlı dönemi yakalanmaya çalışılmaktadır. İznik'te de yeniden çinicilik canlanmaya başlamış olup,çalışmalar sevindiricidir.
Günümüzde mimaride ise dış cephelerde, tabiat şartlarına dayanıklı olmadığı için çini kullanılamamaktadır.Kullanılanlar da çok kısa ömürlü olmaktadır..Daha çok iç mekânlarda ve bilhassa cami içi süslemelerinde ve süs eşyası ,vazo, duvar tabağı ve biblo gibi objeler olarak kullanılmaktadır.Sırçasında kurşun bileşeni bulunduğundan mutfak eşyası olarak ta kullanılamamaktadır Çininin dış cephe mimarisinde kullanılabilmesi için dayanıklılığının arttırılması yönünde ciddi bilimsel çalışmalar gerekmektedir.Oysa bugün halâ küçük atölyelerde yapılan çiniler elişi olarak çoğunlukta, bilimsel araştırma ve geliştirmenin dışındadır.
Bir de çininin porselenle karıştırılmaması gerekir. Çinide kullanılan sır şeffaftır ve desenlerin üzerini örter. Yani sıratlı tekniğidir. Porselende ise sır her renk olabilir ve desenler sır üstündedir. Porselen çiniye göre daha yüksek ısıda fırınlanır.Ve bilindiği gibi mutfak eşyasıdır.Şurası muhakkaktır ki kullanım eşyası olmasa dahi ,Çini geleneksel kültür ve sanatımızın devamı olarak el emeği göz nuru ürünler olarak,Kütahya tabiriyle “ateşte açan çiçekler”olarak mutlaka yaşatılmalıdır.


Bu Yazı 5191 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar