Türkiye’nin Önemli Bir Handikapı:Yabancı Dil Muamması
..        
Yabancı dil bilmek, hele Batıdan “İngilizce”; İslâm Âleminden Arapça öğrenmek, her entelektüel Müslüman için hayatî önem taşıyan bir sorumlu- luktur. Şahsen ben sadece İngilizce öğrenebildim ve bu alanda birkaç kitap yazdım. Arapçayı da öğrenmediğime çok hayıflandım. Ancak yine de gittiğim Arap ülkelerinde Tarzanca da olsa anlaşa- biliyorum.
İngilizce bilmenin sayılamayacak kadar fayda- sını gördüm ve halen de görmekteyim. Örneğin bu kitaplardan para kazandım ve kazanıyorum. Askerliğime, Etimesgut'ta “Zırhlı Birlikler Yedek Subay Okulu”nda başladım ve İngilizce sınavını kazanınca GATA Sağlık Astsubay Okulu'na İngilizce öğretmeni olarak atandım ve çok rahat bir askerlik yaptım. ERASMUS çerçevesinde Almanya Nürnberg-Erlangen Üniversitesi'ne misafir öğretim üyesi olarak gittim seminer ve konferans verdim ve bütün masraflarım AB ve Türkiye'nin işbirliğiyle karşılandı.

Akademisyenliğe 35 yaşında başladım ama Allah'ın izniyle kısa sürede doçentliğe yükseldim. Bazı uluslar arası konferanslarda İngilizce bildiriler sundum ve sorulan İngilizce soruları oldukça rahat bir şekilde cevapladım. Bu saydıklarım İngilizce bilmenin getirdiği faydalardan sadece birkaçı.

Bazen öğrencilerime diyorum ki, “Hayatınızı renklendirmek istiyorsanız yabancı dil öğrenin. Yok, eğer siyah beyaz olmasını istiyorsanız, o zaman öğrenmenize gerek yok.” Benim bu teşviklerimi, Kâinatın Efendisi de bilhassa manevî oğlu Zeyd (RA) de yapmıştır. Fakat Peygamberimiz (SAV) bu teşviklerini, o zamanın şartları gereği olarak daha çok “güvenlik” amacıyla yapmıştır. Örneğin “Komşunuzun dilini öğrenin ki, onun şerrinden emin olasınız,” şeklinde bir Hadis-i Şerif işitmiştim. Eğer gerçekten böyle bir hadis varsa, Peygamberi- miz (SAV), müşriklerin desiselerinin öğrenilmesi için yabancı dili şart koşmuş demektir. Ancak, Peygamberimizin (SAV), Hz. Zeyd'le arasında geçen şu muhavere, kesin bir şekilde, Peygamberi- mizin (SAV), yabancı dili teşvik ettiğini göstermek- tedir. Hz Zeyd (RA), olayı şöyle naklediyor( Müsned , Tirmizî, İstizan, Ebû Dâvud,):
Bir seferinde bana şöyle buyurdu:

"Ey Zeyd, Yahudilerin yazısını öğren. Çünkü, vallahi ben, Yahudilerin bana yazdıklarına güvenemiyorum."
"Ben de 15 gece içinde İbraniceyi yazıp okumasını öğrendim. Artık bundan sonra Yahudilerin Resulullaha gönderdikleri mektupları okuyor, cevaplan İbranice yazıyordum."1
İhtiyaç olduğu için Zeyd bin Sabit Süryanice de öğrenmişti. Bir gün Peygamberimize Süryanice bir mektup gelmişti. Resulullah (a.s.m.) Zeyd bin Sâbit'e, "Bana Süryanice yazılar geliyor. Sen Süryani lisanını güzelce yazabilir misin?" buyurdu. Zeyd, "Hayır, bilmiyorum" deyince, Peygamberimiz, "Öyleyse, bu dili öğrenmeye çalış" emrini verdi. Hz. Zeyd Süryaniceyi 17 gün içinde öğrendi. Bu kadar kısa sürede öğrenmesi Peygamberimizin bir mucizesidir.

Bundan sonra artık Peygamberimize gelen Süryanice yazıları Zeyd okudu ve yazdı.2
Bu rivayetlerden açıkça anlaşılıyor ki, Peygam- berimiz kendisine yabancı dilden gelen mektupları Hz. Zeyd'e havale ediyor, bu iş için onu vazifelendi- riyordu.
İşte Peygamberimizin (SAV) bu vurgusu, günümüz için daha geçerli bir hale gelmiştir. Küreselleşmenin en önemli sac ayağını oluşturan “iletişim” faktörünün en önemli aracı dil bilmek olduğuna göre, yabancı dil bilmenin önemi her geçen gün artmaktadır. Yabancı dil bilmekle akademisyenler hem hiyerarşik yükselmesini kısa sürede tamamlar, hem de tüm yabancı dil kaynaklarından kolayca faydalanır. Yabancı dile önem veren şirketler, benchmarking (kıyaslama) olgusunu rahatça yaparlar ve rekabet güçlerini artırırlar. Kısacası her alanda yabancı dil ön şartlardan biri olarak karşınıza çıkar.

Peki ama, yabancı dil öğrenmenin bir kolay yolu var mıdır? Bilhassa Türk insanının yabancı dili kolay öğrenememesinin altta yatan gerçek sebebi nedir?
Kolay yolları elbette var. Metot seçimi öncelikle en önemli bir basamaktır. Türk insanın öğrenme güçlüğü öncelikle yanlış metotları tercih etmesin- den kaynaklanıyor. Ayrıca Türkçenin “Ural-Altay Dil Topluluğu”na ait olması İngilizce gibi birçok Batı dillerinin “Hint-Avrupa Dilleri Topluluğu'na ait olması da önemli bir handikaptır. Ancak bunun gibi gerekçeler tali gerekçelerdir. Asıl önemli olan metottur.

Öncelikle şunu vurgulamada fayda vardır. Yabancı dil öğrenmek tek yönlü bir olay değildir ve öğrenme amaçlarına göre farklı metotlar ve uygulamalara sahiptir. Örneğin sırf konuşma amaçlı öğrenilmek isteniyorsa, bunun yolu ve metodu çok farlıdır. Temel stratejiler öğretildikten sonra pratik için ya yurt dışına gidilmeli veya yabancı dil konuşan insanlarla sürekli diyalog içinde olunmalıdır. Ayrıca TV ve radyo gibi iletişim araçlarında yayınlanan yabancı dil programlarını izlemek gerekir. Tıpkı araç sürmeyi teorik olarak öğrenip, direksiyon başına geçerek uygulama yapmak gibi bir süreçten geçmek gerekir kısacası. Aksi takdirde konuşma işlemi gerçekleşemez.

Okullarda, bilhassa İngilizce öğretilememesi- nin en önemli sebebi metot yanlışlığı olmasının yanı sıra ödev verme alışkanlığının da yanlış olduğunu söyleyebilirim. Zaman zaman eşten dosttan rica ediyorlar ve çocuklarının İngilizce ödevlerini yapmamı istiyorlar. Bunlardan çarpıcı bir-iki örnek vermek istiyorum. Bir İngilizce öğretmeni ilk öğretim öğrencisine “Isparta'da halıcılık” konusunu İngilizce anlatmasını istemişti yıllar önce. Kendi kendime demiştim, “Acaba ey İngilizce öğretmeni kardeşim, sen bunu İngilizce yazabilir misin, ya da sen bu çocuğa bu ödevi yazacak kadar İngilizce öğrettin mi? Zaten öğretseydi, çocuk bu ödevi bana getirmezdi. Başka bir öğretmen “İngilizce dilinin kronolojik tarihçesini, İngilizce olarak yaz” diye bir ödev vermişti. “Tut kelin perçeminden,” diyesi geliyor insanın. Yahu bunu İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde bile istemiyorlar, çünkü ben bu bölümde de okudum. Bu bağlamda ödevlerin işlenen konuyu pekiştirici paralel alıştırmalar veya uygulamalar olması gerekir.

Ben bir akademisyen olduğum için, benim ilgi alanım daha çok ileri düzey İngilizcedir. Bilhassa kitaplarım, KPDS-ÜDS gibi sınavlara yöneliktir. Bu yüzden, yabancı, özellikle İngilizce konusunda bu sınavlardan muzdarip olanlara tavsiyelerim olabilir. O halde bu sınavlara hazırlananların İngilizce süreç yönetimi nasıl olmalıdır ve hangi basamakları takip etmek gerekir, sorusuna cevap vermeye çalışalım:

Her şeyden önce konunun hiyerarşik çerçeve- sini oluşturmak gerekir. Yani nereden başlanmalı ve hangi basamaklardan çıkılmalıdır? Öncelikle bu sınavlara hazırlanmanın iki devresi bulunmaktadır. Birincisi “Bilimsel Hazırlık Devresi”, ikincisi ise “Psikolojik Hazırlık Devresi”dir. Önce “Bilimsel Hazırlık Devresi” ele alalım.
KPDS ve ÜDS sınavlarının mahiyeti hemen hemen aynıdır ve aynı hiye¬rarşiye sahiptir. Sadece ÜDS'de branşlaşma hakimdir ve bu sınav Sosyal Bi¬limler, Fen Bilimleri ve Sağlık Bilimleri şeklinde kategorize edilmiştir. Yoksa Amerika yeniden keşfedilmemektedir ve bu sınavın sorularının hazırlanmasında farklı bir yöntem izlenmemekte- dir. Öncelikle bunun bilinmesi gerekir.

İşte bu benzerlik yüzünden, her iki sınava da hazırlanırken aynı basamaklardan çıkmak gerekir. Bu basamakları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Basamak: Aynı bir bina gibi, bu sınava gireceklerin de sağlam bir temele sahip olmaları gerekir. Sağlam bir temel oluşturmak için tüm yapı elemanlarının tanınması, neyin nereye konulacağı- nın çok iyi bilinmesi gerekir. Bu doğrultuda, bizler de tüm cümle yapılarının yapı elemanları olan isim, sıfat, zarf, edat, fiil vs. gibi elemanların çok iyi tanımalı ve bilmeli, bu yapı elemanlarının da kendi aralarında bir hiyerarşiye sahip olduğunu unutma- malıyız. Mesela fiilin mahiyetini çok iyi öğrendik-ten sonra deyimsel fiilin mahiyeti öğrenilmelidir; sıfatın mahiyeti öğrenildikten sonra sıfat tamlaması, sıfatın zarfı vurgulaması gibi konular öğrenilmelidir.

2. Basamak: Yine binanın temeli atıldıktan sonra kaba inşaatının yapılması gibi temel cümle yapılarının öğrenilmesi gerekir. Temel Cümle Yapıları üç çeşittir: Basit Cümle (Simple Sentence), Bileşik Cümle (Compound Sentence) ve Karmaşık Cümle (Complex Sentence).(1)
3.Basamak: İstisnai Cümle Yapılarının öğrenil- mesi gerekir. Bunlar: Devrik Cümle (Inversion), Vurgu Cümlesi (Cleft Sentence), Çekimsiz Fiil Gerektiren İsim Cümlecikleri (Uninflected Verbs) gibi yapılardır.

4.Basamak: Özel Güçlük (Special Difficulties) oluşturan ayrıntıların ve yapıların öğrenilmesi gerekir. Mesela, 'about,' hakkında anlamına gelen bir edat olduğu halde, 'What about you?' dendiğinde 'Senden ne haber?' anlamı taşımakta; 'How about going?' dendiğinde bir yere gitmek için bir 'teklifte bulunma' ifade etmekte, 'He is about to come here' dendiğinde ise 'O buraya gelmek üzere' anlamına sahip olmaktadır. Bu gibi çeşitli anlamlar taşıyabilen yapıları iyice irdelemek gerekir.
5.Basamak: Yukarıdaki basamakları çıktıktan ve iyice irdeledikten sonra (ki bu çalışma günde 3-4 saat çalışarak en az bir yılda tamamlanmalıdır) test tekniği ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Test tekniği çalışması, binanın ince inşaatıdır ve iyi işlenmelidir.

6.Basamak: Test Tekniği kuralları iyice öğrenil- dikten sonra bol miktarda test çözülmelidir ki, bu da binanın aksesuarlarını oluşturur. Ne kadar bol miktarda test çözerseniz, binanızın aksesuarları ve katma değeri o kadar çok ve albenili olur. O zaman sınavlarda çok fazla sıkıntı çekmeden, rahatça soruları çözebilirsiniz.
Yukarıdaki çalışmaların yanında, zaman zaman seviyeye göre seçilmiş İngilizce hikaye kitapları ve bilimsel kitapların okunması gerekir. Bu kitaplar- daki metinlerde geçen kelimeleri olaylarla bağlantı kurarak ezberlemeli, dilbilgisi yapıları irdelenerek okuma çalışması yapılmalıdır. Yoksa üstün körü, gelişi güzel bir okumanın çok fazla bir kıymeti yoktur.

Burada verdiğimiz bilgiler konunun genel ve teknik bir çerçevesini oluşturmaktadır. Yukarıda verilen çalışma süresi sıfırdan başlayanlar içindir. Yoksa 1. basamağı çıkmış olanların o basamakta oyalanması büyük bir hata olur. Zira çalışma sistemini. bir hadiste belirtilen 'iki günü müsavi olan ziyandadır' mantığıyla veya Japonların geliştirdiği 'kaizen' yani 'sürekli gelişme ve iyileşme' kuralına göre geliştirip uygulamanız gerekir. 'Bizim oğlan bina okur, döner döner yine okur' sistemiyle çok fazla bir mesafe kat edemezsiniz.
Ayrıca her basamağın ayrı bir kitabı vardır. Bazı arkadaşlar ortada bina yokken, binanın aksesuar- larıyla uğraşıyor. Yani daha olgun ve dolgun bir bilgi dağarcığı oluşturmadan test çözmeye çalışıyorlar. Bu büyük bir yanlıştır ve adayın konunun ciddiyetini kavrayamamış olduğunu gösterir.

Psikolojik Hazırlık Devresi:
Her şeyden önce şurası çok iyi bilinmelidir ki, bu sınavlar ancak sağlıklı bir ruh haliyle kazanılabilecek sınavlardır. Psikolojik sıkıntıların hâkim olduğu bir atmosferde bu tür sınavlarda başarılı olmanın imkânsız olduğunu bilmek gerekir. O halde öncelikle ruhsal açıdan sıkıntıların giderilmesi ve bir huzur ortamında soruların çözülmesi çok önemli bir olgudur, diyebiliriz.

Psikolojik sıkıntıların giderilmesi için, öncelikle bu sıkıntıların çok iyi teşhis edilmesi ve sonra da tedavi edilmesi yoluna gidilmelidir.
Psikolojik sıkıntıların en başında 'yeis ve ümitsizlik' hastalıkları gelmektedir. Bir insan başarıyı elde etmek için öncelikle yeisten ve ümitsizlikten sıyrılarak 'ümitvar' olma yeteneğini kazanmalıdır. Bu yetenek yaratılıştan herkese verilmiştir. İnsanların yapması gereken şey ise bu potansiyel gücü kinetiğe çevirmek veya gerekli yerlere yönlendirmektir. Öncelikle bir işe başlayan kişinin 'ben bu işi yaparım ve başarırım' ümidini beslemesinin başarının temel öğesi olduğu anlaşılmalı, aksi türden bir davranış içerisinde olmanın başarısızlığın birinci nedeni olduğu kabul edilmelidir. Bu konuda bir alimin örneğini ilave etmekte fayda vardır diye düşünüyorum: Köyden tedrisat için büyük bir şehre giden bir kişi, çok çalışmasına rağmen başarılı olamayıp köyüne dönmek üzere yaya olarak yola koyulur. Yolda sağnak halinde bir yağmura tutulan şahıs bir köprünün altına sığınır ve yağmurun dinmesini bekler. Bu arada gözü damlayan su katrelerinin oluşturduğu bir taş üzerindeki oyuğa takılır. Birden zihninde bir şimşek çakar ve kendine, 'şu minik katreler bile sert bir taş üzerinde böyle bir oyuk oluşturuyor da bana ne oluyor ki bilgileri hafızama akşedemiyorum' diyerek tekrar şehre döner ve azimle çalışarak zamanın mühim bir alimi olur. Bu, her başarının altta yatan sebeplerinden birinin 'ümit' ve 'azim' olduğunu gösteren ve ibret alınması gereken bir olaydır.

Diğer bir hastalık 'bıkkınlık'tır. Çalışmanın zevkini tadamayan insanlar, bu hastalığa sık sık yakalanırlar. En küçük bir sebebi öne sürerek çalışmayı bırakıp yaptığı işten vazgeçerler. Oysa insanın başarılı olması için sürekli gayret sarfetmesi temel esaslardan biridir. Mesela yabancı dilde süreklilik çok önemli bir kuraldır. Bu durum cep telefonunun şarj edilmesi gibidir. Şarj edilmeyen telefonun bataryası zamanla tamamen tükenir ve işe yaramaz hale gelir. Aynı şekilde yabancı dil bilgisi de sürekli şarj edilmelidir. Aksi halde öğrenilenler unutulur ve zamanla kişi en başa dönmüş bulur kendini. Bu yüzden başarının elde edilmesi için az da olsa sürekli çalışmak ve bıkkınlık göstermemek önemli bir düsturdur.
Bu tür sınavlara hazırlananların sıkıntı çektiği hastalıklardan biri de 'zamanı iyi yönetememektir. Dil çalışması yapanların çoğu sistematik bir çalışma programı hazırlayamıyor ve uygulayamıyor. Birkaç ay çalışmaları bırakıyor ve tam sınava bir iki ay kalmışken yeniden yoğun bir çalışma temposu uygulamaya başlıyorlar.

Kabağın bile bir iki ayda zor yetiştiğini düşünmeden, bu denli zor sınavların bir iki ayda geçileceğini sanıyorlar. Böyle yetersiz bir çalışmanın ardından gelen başarısızlıklar da onları psikolojik açıdan büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakıyor. Oysa yukarıda belirttiğim gibi, sıfırdan başlayanların en az bir yıl boyunca sistematik ve sürekli bir şekilde günde en az üç dört saat çalışması gerekiyor. Böyle bir sistematik çalışmayı kişisel olarak başaramayanların grup çalışmasına katılarak bu sürekliliği elde etmesinde büyük fayda vardır.

Diğer bir hastalık da 'önceliklerin iyi seçilememesi'dir. Yani, eğer bir akademisyen öncelikle dilden geçmesi gerekiyorsa bütün çalışmalarını bir kenara bırakıp dili halletmelidir. Tam tersi bir yaklaşım içinde olan ve bir yandan bilimsel faaliyetlerine yoğunlaşan, diğer yandan da hem derse giren (bilhassa gece ücretleri cazip olunca), hem de sınav hazırlıklarını yürüten bir akademisyenin başarı elde etmesini beklemek bence mantıklı değildir. Böyle yapanlardan yok denecek kadar az akademisyen başarılı olabilmiştir. Hatta bir beyin cerrahı olan yardımcı doçent arkadaşımız çok önemli olmadıkça ameliyatları bile başkasına havale ederek odasına kapanır, dil çalışması yapardı. Sınavı geçtikten sonra bilimsel faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Bizim Erzurum'da bir söz var: 'Hem elli hem şoför mahalli olmaz'. Özetle bu sınava hazırlanmak ve alnının akıyla bu sınavdan çıkmak isteyenlerin iyi bir planlama yapmaları ve bu iş için tüm emeklerini vermeleri son derece önemlidir.

Bu ve buna benzer kişiden kişiye değişen ve göreceli olan psikolojik etmenlerin iyi etüt edilmesi ve başarının önüne geçmeyecek hale getirilmesi gerekmektedir. İçsel huzuru elde etmeden, teknik bilgilerle sınav kazanılmayabilir. Çok kişiler var ki teknik açıdan iyi hazırlandığı halde uykusuzluk, halsizlik, heyecan veya sınav esnasında meydana gelen bir takım gürültü ve seslerden ötürü başarılı olamamışlardır.

Bu tür sınavların kazanılması için sadece teknik bilgi ve becerilerin elde edilmesi yeterli değildir, bilginin yanında bazılarını yukarıda saydığımız psikolojik etmenler de gözden geçirilmeli ve başarıya engel olacaklar var ise bu aksaklıkların giderilmesine bakılmalıdır.

Sonuç olarak, İngilizce KPDS-ÜDS gibi önemli ve zor sınavlarda başarı elde etmenin, hem bilimsel hem de psikolojik açıdan yeterli olarak sağlanması gerektiğini ve ondan sonra bu tür sınavlara girilmesi gerektiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
DİPNOT
1-Bu cümle çeşitleri ile ilgili olarak daha fazla bilgi için benim Pelikan Yayınlarında çıkan ve şu sıralar 8.Baskısı hazırlanmakta olan “İngilizce KPDS&ÜDS Temel Hazırlık” kitabıma başvurabilirsiniz.
Bu Yazı 2512 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar