Kapak
Tütünle Savrulan Dert mi?
09.06.2016        

TÜTÜNLE SAVRULAN DERT Mİ?

Mahmut KAPLAN

 

Sigara tiryakiliği insanoğlunun zararını bile bile sürdürdüğü bir alışkanlık. Açlığa, susuzluğa katlanabilen, dayanabilen insanın sigaraya gelince iradesinin bağları gevşer,  ihtiyarı elden gidiverir. İnsan, tadı tuzu, hatta güzel kokusu bile bulunmayan bütün özelliği dumandan ibaret olan bu “habis” ota nasıl bağlanır, anlayabilene aşk olsun…

Açlıkla kolayca baş edilebilir. Su akla gelmeyebilir. Sigara öyle mi ya? Sigara deyince durmak lazım: sigara kokusu almaya görsün tiryakinin sinirleri gerilir, kan beynine hücum eder, elleri titrer, öfke beynini istila eder; o mavi duman kıvrıla kıvrıla burun deliklerinden fışkırmadıkça sükûnet peyda edemez. Tiryaki için sigara içilebilen aylar “mübarek on bir aylar”dır (!). Bu, aslında yazmayı hiç düşünmediğim bir konuydu da Şeyhülislam Yahya’nın tiryakileri inceden inceye alaya alan bir beyti beni zorladı, diyebilirim. IV. Murad’ın sigara ve içki yasağı koyduğu çağların insanı Şeyhülislam Yahya sevilen sayılan bir âlim; Türkçeye güzel şiirlerle dolu bir divan armağan eden büyük şair... O, aşağıya aldığım şu beytinde şöyle sesleniyor: “Tütün içtim diye mecliste hiç sevinmem; içtikten sonra derhal insanın burnundan gelen bir şeyden işret mi olur?”:

Duhân içdüm diyü meclisde şâd olmam hele

İşret olsun mu bu kim fi’l-hâl burnundan gele[i]

Yahya haklı değil mi? Türkçede, “burnundan gelmek”, “burnundan getirmek” deyimleri iyi durumlar için kullanılmaz. Burnundan getirmek, kişiyi hayatından bezdirmek, sürüm sürüm süründürmek anlamı taşır. O nasıl içecektir ki,  insanın burnundan gelir, kişinin burnundan getirir?  Bakın tiryakilere içlerine çektikleri duman fitil fitil burunlarından gelmiyor mu? Allah aşkına söyleyin böyle zevk olur mu? Olmaz mı diyenler çıkar elbet… Bu sözlerin sigara tutkunlarını kızdıracağı şüphesiz… Onların öfkelenmeleri Yahya’nın haklılığını ortadan kaldırmaz, kaldıramaz değil mi?

Şu aşağıdaki beyit ise duman altı olmanın şiirle çizilmiş resmidir: Siz bu gün zevk ve safa içinde tütün içerken, halkın ahı göklere çıktı, gökler mavi dumanla doldu:

Dûd-ı âhı göklere irdi re’âyânın bu gün

Siz safâlarda duhân içmekde âlem gök tütün

Şairin anlatmak istediği başka: O, muhtemelen devrin yöneticilerini; zevk ve safa içinde keyif sürüp çevrelerindeki aç susuz insanlarla ilgilenmeyen devletlüleri, zenginleri eleştirmek istiyor. Mazlum reaya ah çekerken, ahları semaya çıkarken dertsiz tiryakilerin tütün dumanları yükselmektedir. Şair, havada birikenin sigara dumanı değil mazlumların ahı olduğunu anlatmak istiyor. Manzara gerçeğe de uygun; kapalı alanda birkaç kişinin içtiği sigara dumanı, benzer bir manzara gösterir fakat onlar bunun farkına bile varmazlar. Şairin çizdiği tabloda farklı bir durum görünüyor: Gökleri kaplayan mazlumların ateşli inkisar ahlarının dumanıdır.

Klasik edebiyatımızın önemli bir şairi, dünyaya hikmet penceresinden bakan Nâbî’nin aşağıdaki rubâîsi, kendisi gibi nargile içenlerle ilgili bir mizahî tasvirdir. Kısa ayaklı kürsüye çöreklenmiş elinde tuttuğu kehribar marpucu durmadan somurup suyu fokurdatan, her fokurtuda havaya halka halka dumanlar savuran ve kızaran gözleriyle bir tiryaki karikatürü çiziyor.  Sözü uzatmadan rubaiyi sunalım:

Ne şugl-ı ‘abesdür bize bu tenbâkû

Kim hâk-ı hevâya tohm-ı dûd ekmedeyüz

Tâ sönmeye diyü dûdmân-ı lûle

Avurd ile dem-be-dem körük çekmedeyiz[ii]

Bu tönbeki ile uğraşmak ne abes iştir. Zira hava tarlasına duman tohumu ekmedeyiz. Nargilenin ateşi sönmesin diye durmadan avurt ile körük çekmedeyiz.

Yukarıdaki rubaiyi okuyunca aklıma çocukluğumda gördüğüm kalaycı ve körüğü gelir. Kalaycının çırağı kocaman körüğün başında iki yana sallana sallana körüğü çeker, yüzü gözü is içinde kalırdı. Nâbì’nin karikatürünü çizdiği nargile tiryakisinin durumu da işte tam böyledir… Aşağıdaki rubâî ise tütün içme konusunda bir mizah şaheseridir. Nâbî, durmadan sigara içenleri ateşle oynayan cehennemlikler gibi tasvir etmektedir:

‘İfrit-mizâc itdi bizi şürb-i duhân

 Bîni vü dehenden oluruz nâr-feşân

Ateşle  telâ’ub eylerüz şâm ü seher

Mânend-i kühen-sevâkin-i duzahiyân[iii]

Bu duman/sigara içme işi bizi ifrit mizaçlı etti. Burun ve ağızdan ateş saçarız. Cehennemin eski sakinleri gibi gece gündüz ateşle oynarız.

Sadece bu iki şair mi, tütüne mizah penceresinden bakan? Değil elbet. İşte bir başka şair, Kâmî’nin beyti:

Seyr eyle ehl-i keyfi ki çûb-ı duhân ile

Döndi Çubuklı bâğçesine kahve-hâneler

Keyif ehlini elde tütün çubuğuyla seyreyle (bak) kahvehaneler Çubuklu bahçesine döndü.

Kâmî’nin yukarıdaki beyti, elinde tütün çubuğu ile kahvehaneye doluşan insanların manzarasının canlı bir tasviri değil mi?

Şair Kânî’nin, tütünsüz kaldığı günler şöyle anlatılır: “Malları müsadere edilerek sürgüne gönderilen Kânî Efendi’nin, Limni adasındaki sürgün yıllarını sıkıntı ve yokluk içinde geçirdiği bilinmektedir. Bu yıllarda yazmış olduğu mektuplarında, birkaç aydır tütünsüz kaldığından nargilesinin gümüş başlığına sarılı duran hortumunun gözüne yılan gibi göründüğünden bahsetmesi yaşadığı sıkıntıların boyutunu göstermektedir”

Nâmî, kendince sigara içmenin mazeretini bakın nasıl açıklıyor? Bu kıt’ada şair sigara ile iç sıkıntısında kurtulup rahatladığını söylüyor:

Lûle düşmezse n`ola destümden

Sanmañuz kim idem safâ-yı duhân

Aña dûd-ı derûnumı koşarın

Râhat olur biraz dil-i sûzân[iv]

Elimizden ağızlık düşmezse şaşılmaz. Sigara safası sürdüğümü sanmayın; ona iç dumanımı eklerim. O zaman yanan gönlüm rahatlar.

Vusûlî, sevgilinin saçlarını görünce gözlerinin yaşardığını bir hüsn-i ta’lil estetiği içinde anlatıyor: Duman gözleri yaşartır. Beyitte açıkça sigaradan bahsedilmiyor ama sigara dumanı da göz yaşartır değil mi?

Gördügümce zülf-i miskînüni ağlarsam n’ola

Ey gözüm nûrı yaşardur âdemüŋ çeşmin duhân[v]

Misk kokulu zülüflerini görünce ağlasam şaşılmaz, zira ey gözümün nuru duman adamın gözünü yaşartır.

Halep kadılığına atanan Bahayî’nin hayatı sigara yüzünden sıkıntılı geçer. O sırada Halep valisi olan Ahmet Paşa ile Bahayì anlaşamaz. Vali, Bahayì’yi tütün içtiğini söyleyerek saraya şikâyet eder. Valiye göre bu durum, adlî ve idarî görevini yerine getirmeye engeldir. Bu şikâyet üzerine IV. Murad, Bahayì’yi görevinden uzaklaştırıp Kıbrıs'a sürgün eder. Şair de affedilme dilekleri ve yakarışlarla dolu ‘Niyaz-nâme’ isimli mesnevisini IV. Murad'a sunar. Bir yıl kadar Kıbrıs'ta kaldıktan sonra affedilerek İstanbul'a dönmesine izin verilir.[vi]

Nev’î-zade Atayî tütün yasağını şu mısralarla, adeta burnunun direği sızlayarak değinir:

Âh eylemege çâre mi var ‘âşık-ı şeydâ

O şâh-ı cihân şimdi yasag itdi duhâne[vii]

O dünya padişahı tütüne yasak getirdiğinden çılgın âşığın inlemesine ah etmesine çare mi var?

Osmanlı Devletinde tütün yasağı, şairi derinden etkilemişe benziyor. Sigara dumanından kıvrıla kıvrıla hava yükselen àşığın dertleridir. Tütün yasak olunca içine düştüğü sıkıntıyı varın hesap edin!

Zaman değişse de tiryakiler değişmez. Kanser koğuşlarında ıstırap çeken hastaları görmelerine ragmen sigara tüttürmeyi sürdürenlerin sayısı hiç de az değil. Kapalı alanlardaki sigara yasağı tuttu. Yasak tuttu tutmasına da üniversite binalarının kapıları önünde dumanaltı olan gençlere ne demeli!

 



[i] Şeyhülislam Yahya Divanı, haz. Hasan Kavruk, Ankara 2000, s.504.

[ii] Nâbî Divanı, Haz.Ali Fuat Bilkan, Meb yay. İstanbul 1997, s. 1201.

[iii] Nâbî Divanı, s. 1221.

[iv] Nami Divanı, haz. Ahmet Yenikale, Kültürturizm Bakanlığı e kitap, s.243.

[v] Vüsuli Divanı, haz.Hakan Taş, , Kültürturizm Bakanlığı e kitap, s.153.

[vi] Muhabbet Toprak, Şeyhülislâm Bahâyî Divanı Şerhi, Denizli 2006.

[vii] Nev’izade Atayi Divanı, haz. Saadet Karaköse, Kültürturizm Bakanlığı e kitap s.266-267.


Bu Yazı 807 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar