Üç Heceli Sıcak Bir İfade İle AİLE
..        

Bir toplumun yapısı, sosyal, hukuki işleyişi hakkında bilgi sahibi olabilmek ve bir topluma hizmet sunabilmek için önce o toplumun en küçük yapısı olan aile yapısının incelenmesi gerekmektedir. Çünkü toplumlar, milletler ailelerden oluşmaktadır. Bu anlamda aile; anne, baba ve çocuklardan oluşan en küçük sosyal bir kurumdur. Bilimsel bir şekilde ifade etmek gerekirse, aile biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün devamını sağlayan toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, toplumda oluşturulmuş değişik zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb. yönleri bulunan toplumsal bir birimdir. Bir noktada aile, toplumsal bir hücredir, toplumun en küçük yapı taşıdır. Hani ta çocukluğumuzda duyageldiğimiz kalıplaşmış bir ifade var ya “ Toplumun en küçük yapıtaşı ailedir.” diye!

İnsanoğlu dünyaya gözünü açtığı ve tanıştığı ilk yer ailedir,anne ve babadır. Dolayısıyla aile yaşam için gerekli olan her türlü bilgi ve becerilerin öğrenildiği ve uygulandığı, ahlak ve görgü kurallarının öğretildiği ilk müessesedir. Yani bir noktada aile bir okuldur, eğitim ve öğretim yuvasıdır. Bununla beraber ailenin değişik biyolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik fonksiyonlarının olduğu da unutulmamalıdır.
Tarihsel süreç içerisinde sanayileşme dönemi öncesinde ve sonrasında değişik aile tipleriyle karşılaşmak mümkündür. Sanayileşmenin hız kazanması ile önceleri geniş ve daha çok ataerkil aile tipleri hakimken, sonraları giderek bu yapı çekirdek aile yapısına dönmüştür.İslamiyet'ten önce Türklerde aile, kan akrabalığı sistemine dayanıyordu. İslamiyet'in kabulünden sonra aile yapısı dini inançlar ve ilkeler çerçevesinde Allah'ın emri, sevap ve günah kavramları etrafında daha da anlam kazanmıştır. Tarihsel süreç içersinde değişik dönemlerden geçen aile Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında savaşın bıraktığı bütün sorunlara ve yoksulluklara göğüs gererek çocukların daha iyi bir eğitim ve öğretim, daha iyi hayat şartları için mücadele etmişlerdir. Milletimizin yarınlarının başarılı ve mutlu olması da bu ailelerin en önemli ve kutsal amacı olmuştur. Cumhuriyetin ikinci neslinden itibaren aile kurumlarında tekrar sarsıntılar görülmeye başlamıştır.
Özellikle planlı dönem olan 1950'li yıllardan itibaren sanayileşme ve göçün de etkisi ile köy, kasaba ve kent aile tipleriyle beraber adeta bir geçiş noktasında olan gecekondu ailesi doğmuştur. Asıl sıkıntı da ara noktada olan gecekondu ailesinde yaşanmaktadır. Çünkü “gecekondu ailesi” kent ile köy arasında kalan, her iki tarafında özelliklerini gösteren bir aile çeşididir. Biraz önce ifade ettiğim gibi aile toplumun bir hücresidir. Hücre de dokunun, organın ve sistemin en küçük yapı taşıdır. Hücrelerde meydana gelen herhangi bir sorun dokuyu, organı ve sistemi olumlu veya olumsuz bir şekilde etkiler. Aile yapısı, ilişkileri sağlam ve sağlıklı olan toplumlar psiko-sosyal ve soysa-ekonomik sorunları en az düzeyde yaşayan toplumlardır. Bunun için devletler sosyal hukuk devlet olmanın gereği toplumsal sorunları çözmek, toplumsal kalkınma ve sosyal refahı sağlamak için, aileye önem vererek aile yapısını güçlendirici politikalara ağırlık verirler. Özellikle batılı devletler bu anlamda bir çok sorunun çözümlenebilmesi için aile yapısının güçlendirilmesi gerektiği üzerinde odaklaşırlar. Bu anlamda her ne kadar Türkiye'de, batılı devletler kadar aile yapısında çözülmeler söz konusu değilse de aile yapısının eskisi kadar güçlü olduğu da söylenemez.

Özellikle sanayileşme süreci ile ülkemizde meydana gelen yeni sorunlar, göç, coğrafi ve sosyal hareketlilik, gecekondu ailesinin değişik sorunları ve uyum, soysa-ekonomik tabakalaşmalar, yatay ve dikey hareketlilikler, teknolojik gelişmelere bağlı etkileşim ve medya faktörü, kadınların iş hayatına daha aktif bir şekilde girmesi, ihtiyaç ve beklentilerin farklılaşması, gelir dağılımındaki adaletsizlik, boş zamanları değerlendirme ve değişik sosyal etkinliklere katılım sorunu ile beraber eğitim ve kültürel etkileşim sorunu, yoksulluk, şiddet, geçimsizlik, değişik istismar türleri, geçimsizlik, aile ilişkilerinin zayıflaması, boşanma, taciz, tecavüz, uyuşturucu madde kullanma, çevre faktörünün aileyi ikinci plana itmesi, sokakta yaşanan değişik sorunlar….

Aile yapısını olumsuz yönde etkileyerek aynı zamanda ailede ve dolayısıyla toplumda çözülmeleri hızlandırmıştır. Ailede görülen değişik sıkıntılar nedeniyle aileye yönelik bakım, sosyal hizmet, sosyal yardım ve sosyal refah toplumsal sorunları çözebilmek, sosyal kalkınmayı ve sosyal huzuru sağlamanın belki de birinci şartı ailenin güçlendirilmesi ile mümkündür.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 41. maddesi Aile ile ilgilidir. Bu maddede “ aile Türk toplumunun temelidir…” şeklinde ifade edilmektedir.

Biraz önce sıraladığım sorunları çözmenin yolu; gasp, hırsızlık, istismar, uyuşturucu madde kullanımı ve buna bağlı sorunların çözüm yolu ve bunun gibi birçok sorunun çözümü yine güçlü bir aile yapısı ve aile ilişkileri ile mümkündür.
Sorunları tedavi edici boyutla çözmek mümkündür. Bu metot zor ve aynı zamanda masraflıdır. Ancak koruyucu ve önleyici metot ise daha basit ve masrafsızdır ve daha ortaya sorun çıkmadan sıkıntıyı tümden ortadan kaldırmaya yönelik bir uygulamadır.
Ocaklar sönmeden, sıkıntılar daha derinleşmeden bu sorunları çözebilmek güçlü bir aile yapısı ile mümkün olduğuna göre; her insanın küçük bir dünyası, belki de cennet misali mutlu olduğu yer kişinin kendi hanesidir, ailesidir. İnsanoğlunun hayata hazırlandığı yer aile hayatıdır. Herkesin ailesi aynı zamanda kendisinin küçük bir dünyasıdır. İnsan, ailesinin desteği ve mutluluğu ile bir noktada vardır. Bir ailenin mutlu bir şekilde hayatlarını devam ettirebilmesi güvenilir ve samimi bir ortamda birbirlerine karşı muhabbet ve hürmet göstermekle mümkündür. Eğer herkes kendi hanesinde aile hayatının mutluluğunu sağlamaya yönelik samimiyeti, hürmeti, şefkati, samimiyeti, dostluğu, birlikte paylaşmayı, zamansız ve sınırsız bir şekilde karşılıklı ölümsüz bir şekilde beraber olmayı öğrenir, ailesinde yaşar ve yaşatırsa bir noktada huzuru elde etmiş olur. Bu hal topluma mal edilir, topluma yayılırsa sosyal huzur ve sosyal barış sağlanmış olmaz mı?

Bu şekilde sağlam inanç temeli üzerinde bina edilen aileler, güzel ahlakın esasları olan doğruluk, fazilet, hamiyet gibi duygular ile her bir hane ve şehir misali diğer ailelerin de huzuru sağlanır. Aynı şekilde gösterişe, düşmanlığa, zarar vermeye, şiddete meydan vermeyen aileler aynı zamanda memleketleri, vatanları dahi örnek ve güzel hasletlerle milli bir aile yapısı oluşturabilir.
Sevgi, saygı temeline dayanmayan, şeffaf bir iletişimden yoksun evliliklerin, ailenin devam başarı şansı yoktur. Aile konusunda uzman olan ağızlar, güven duygusunun çok büyük önem taşıdığını belirterek aile içi şiddetin eşler ve çocuklar arasında güven duygusunu yok ettiğini ve yalan söylemeye yönlendirdiğini belirtmektedirler. İnsanın içinde cevap isteyen gök gürültüsü gibi soruların susturulması elbette kolay değildir. Bunun için “Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gideceğim? Bütün bu geliş gidişlerin, varlığın manası ne? İnsan kimdir ve insan olabilmenin özellikleri nelerdir?” gibi soruları sorar ve buna da cevap bulabilirsek zannederim toplum olarak birçok sorunun üstesinden gelebiliriz.


Bu Yazı 2152 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar