Ulu Çınarın Kökleri ve Ertuğrul Gazi
04.09.2013        

      ULU ÇINARIN KÖKLERİ VE ERTUĞRUL GAZİ

 

 

 

Doğum tarihi:1188

Doğum yeri: Ahlat?

Ölüm sebebi: Yaşlılık, nikris (gut)?

Ölüm tarihi: 1281

Ölüm yeri: Söğüt

Türbesi: Söğüt

Soy/Nesep: Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyu

Babası: Gündüz Alp

Annesi: Hayme Ana

Dedesi: Kaya Alp

Eşi: Halime Hatun

Kardeşleri: Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar

Çocukları: Saru Batu Savcı Bey, Gündüz Bey, Osman Gazi

Aşiret reisi olduğu tarih: 1220

Uc (sınır)  beyi olduğu tarih: 1222

Bey olduğu süre: 61 yıl

Hakimiyet alanı: Domaniç, Söğüt, Sultanöyüğü (Eskişehir), İtburnu, İnönü (Yaklaşık 5 bin km2)

 

Ertuğrul Gazi, üç kıta yedi iklimde cihanşümûl bir Türk devletinin kurucusu Osman Gazi’nin babasıdır. Osmanlı cihan devletinin ilk harcını,  temelini atmıştır. O, Osmanlı cihan devletinin mihenk taşıdır. Tarihi an’aneye göre 24 Oğuz boyu içinde önemli bir mevkiye sahip olan ve hükümdar çıkaran Bozok kolunun Kayı boyuna (aşiretine) mensuptur.

Ertuğrul Gazi’nin Atalarının Türkistan’dan Anadolu’ya Göçü

1220 tarihinden itibaren başlayan Moğol saldırıları üzerine Orta Asya, İran ve Azerbaycan’dan Anadolu’ya büyük bir Türkmen göçü başlamıştı. Ertuğrul Gazi’nin ataları Kayıhanlılar da Aral havzasından (Maveraünnehir’den) Horasan’a (Mahan/Merv’e) oradan da Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu’ya Van Gölü’nün batısında yer alan Ahlat’a gelmişlerdi.

1220’de İran’a giren Moğol kuvvetleri, Cebe ve Söbüdey’in kumandasında Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı istila etti, sonra güneye İran’a yönelip 1221’in sonbaharında Celaleddin Harezmşah’a karşı yürüdü.

Ertuğrul Gazi’nin ataları da bu tarihte Harezmşahlar’a ait Ahlat’ı terketmiş, Sürmeliçukur’da (Aras nehri-Pasinler vadisinde) bulunuyorlardı ve bu Moğol istilası sonucu Anadolu içlerine göç etmek zorunda kaldılar.

Kayıhanlılar bir ara Erzincan üzerinden güneye indiler ve kendileri gibi Kayı soyundan olan Artukoğulları’ndan Mardin hükümdarının maiyetine girdiler. Urfa üzerinden Halep’te Caber Kalesi civarına göç ettiler.[i]

Kayıhanlılar bir süre sonra Halep’ten hareketle Çukurova üzerinden tekrar Erzurum’a geldiler. Burada ikamet ederken aşirette görüş ayrılığı baş gösterdi. Gündüz Alp’in oğulları Sungur Tekin ve Gündoğdu aşiretin büyük bir kısmı ile beraber Türkistan’a  (Horasan’a) geri döndüler. Gündüz Alp idaresindeki Kayıhanlılar ise Erzurum/Erzincan üzerinden Sivas’a doğru hareket ettiler. Göç yolunda Hafik (Sivas) civarında bir mahalde Selçuklu ve Moğol kuvvetleri arasında bir savaşa rast geldiler. Yenilmek üzere olan Selçuklu ordusuna yardım ederek Moğolların yenilmesinde etkili oldular. Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubad (1220-1237), bu savaştaki hizmetlerinin karşılığında Kayıhanlılara Ankara’nın güneyindeki Karacadağ’ı kışlak ve yaylak olarak verdi. Bunun üzerine Kayıhanlılar da Karacadağ bölgesine göçtüler.

Ankara, Abbasi halifelerinin Bizans’a karşı Anadolu seferlerinde en önemli bir üs merkeziydi. Aynı zamanda I.Alaeddin Keykubad’ın melik olarak görev (staj) yaptığı yerdi (1211). Kayıhanlılar, Ankara’ya geldiklerinde Selçuklu melikülümerası Kızıl Bey, Bizans’a karşı Uc (sınır) akınlarını örgütlüyordu.

Ertuğrul Gazi’nin ataları 340 (veya 400) çadırlık (hane) boyları ile Ankara civarında Karacadağ bölgesine gelip yaylayıp kışlamaya başladılar. Ankara-Karacadağ, Kayıhanlıların Anadolu’daki ilk konak yeridir.[ii] Gündüz Alp bu bölgede, kendisi gibi Kayı Türkmenlerinden olan Selçukluların Kastamonu Uc beyi olan Hüsameddin Çoban, Sultanöyüğü (Eskişehir) emiri Cacaoğlu Nureddin ve Ankara melikülümerası Kızıl Bey ile dostane ilişkiler içerisinde bulunuyordu.

Ertuğrul Gazibabası Gündüz Alp’in Ankara’da vefatı üzerine küçük kardeşi Dündar’ın büyüğü olarak (veraset geleneğine göre) Kayı boyunun başına geçti. Ertuğrul Gazi idaresinde Kayıhanlılar Karacadağ’da yaylayıp kışlarken Uc’taki diğer Türkmen beyleri gibi Ankara ve Eskişehir arasındaki bölgede Bizans’ın şehir, kasaba ve köylerine karşı zaman zaman akın ve gazalarda bulundular. Anadolu’nun bu Uc kısmı o tarihlerde Türkler için bir gaza diyarı idi. Ertuğrul Gazi’nin ilk dönemlerinin genel karakteri bir gaza yani kutsal savaş (İlay-ı Kelimetullah / Cihad) niteliği taşır. Kayıhanlıların şanını yüceltmek ve İslam’ın cihad emrini, cihan mefkûresini yerine getirmek isteyen Ertuğrul Gazi’nin batı Uc bölgesinde gaza hareketlerinde bulunmaya başlaması; ileride kurulacak olan devletin siyasi hayatında Uc geleneğinin yerleşmesine ve Bizans üzerine daimi gaza hareketlerinin yapılmasına vesile oldu.

ERTUĞRUL GAZİ’NİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

Karacahisar Kalesinin Fethi:

İznik Bizans İmparatoru Yuannis III. Dukas Vatatzes Basileus’un Selçuklu Uc’larına karşı yaptığı seferleri Rum Laskaridler tarihinde özel bir yer tutar. Sultan I.Alaeddin, Selçuklu Devleti’nin güney ve batısında Bizans’ın hakim olduğu yerlere fetih hareketlerinde bulunmaları için Türkmen aşiretlerini Uc (sınır) bölgelerine yerleştirmeye önem veriyordu. İmparator Vatatzes ise Bitinya’da (Bursa-Bilecik havalisi) Ertuğrul Gazi’nin de içinde olduğu Türkmen akınlarını durdurmaya çalışıyordu. Vatatzes, İstanbul’u Latinlerden geri alma girişimini sonraya bırakıp 1222 tarihinden itibaren Türkmenlere karşı harekete geçti ve güney Bitinya’da birçok kaleyi aldı. Bunun üzerine Sultan I.Alaeddin 1222’de İznik Bizans İmparatorluğu’na karşı gaza için önce Ankara’ya oradan da Selçuklu Uc bölgesi Sultanöyüğü’ne geldi. Böylelikle İmparator Vatatzes ile Sultan I.Alâeddin arasında 1222-1230 yılları arasında uzun bir mücadele başlamış oldu.

Sultan I. Alaeddin, Bizans’a karşı gaza için Ankara’ya geldiğinde (1222), Ertuğrul Gazi aşiretiyle akıncı olarak Sultan’ın ordusuna katıldı ve Karacahisar kalesinin kuşatmasında bulundu. I.Alaeddin Moğol akınları üzerine kuşatmayı bırakıp Konya’ya dönmek zorunda kaldı. Kalenin fethine Ertuğrul Gazi’yi memur etti. Birkaç gün süren kuşatmadan sonra kale ele geçirildi. Ertuğrul Gazi, kalenin esir tekfurunu ve ganimetlerin beşte birisini I.Alaeddin’e gönderdi. Fetih müjdesini alan Sultan, mükafat olarak Kayıhanlılara Domaniç’i yaylak Söğüt’ü kışlak olarak ikta/dirlik verdi. Ertuğrul bu Uc’ta gaza akınlarına devam etti.

İnegöl-Yenişehir Akını:

Moğol tehlikesinin uzaklaşmasından sonra Sultan I.Alaeddin’in İmparator Vatatzes ile savaşı 1225-1230 yıllarında da devam etti. 1225’de Vatatzes, I.Alaeddin’in akını üzerine Trakya’daki kuvvetlerini acele Anadolu’ya çağırdı ve savaşlar aralıklarla 1230’a kadar sürdü. Sultan I.Alaeddin, Selçuklu arazisine saldıran Bizans’a hem ders vermek hem de Uc’u itaat altına almak amacıyla İnegöl ve Yenişehir’e akın düzenledi. Ertuğrul Gazi bu akında öncü kuvvetlerin komutanı olarak Selçuklu hizmetindeydi. İçinde Aktav Tatarları’nın da olduğu Bizans ordusu Ermeni Derbendi’nde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Bu zafer sonrası Sultan I.Alaeddin, Ertuğrul Gazi’ye mükafat olarak Sultanöyüğü’nü yurt olarak verdi.

Yassıçemen Savaşı (1230):

Sultan I.Alaeddin, hem Vatatzes ile savaş halinde olduğu için hem de Moğolların istilaları nedeniyle, rakibi Harezmşah Sultanı Celaleddin’e 1227/1228 tarihinde barış ve ittifak önermişti. Fakat Celaleddin’in Doğu Anadolu’yu ilhak etme girişimi ve Ahlat’ı (Kubbetü’l-İslam’ı) yağmalayıp tahrip etmesi iki tarafı savaşa sürükledi. Bu durum üzerine Sultan I.Alaeddin, Vatatzes ile savaşa son vererek, Doğu Anadolu’ya (Sivas’a) hareket etti. Eyyübiler’le de bir antlaşma yapan I.Alaeddin, Erzincan’ın kuzeybatısındaki Yassıçemen platosunda Harezmşah Celaleddin’in ordusunu yenerek üstünlük sağladı.  Bu savaşta Ertuğrul Gazi idaresindeki Kayıhanlılar, Selçuklu saflarında yer alarak yardımda bulundular.

Babaî İsyanının Bastırılması (1240):

II.Gıyaseddin Keyhüsrev  zamanında doğudan gelen Moğol baskısının da tesiriyle Anadolu’da son derece yoğun sosyal ve siyasal olaylar yaşandı. Bu dönemde yaşanan en önemli sosyo-kültürel ve ekonomik temelli olay Babaî isyanıdır. Baba İshak isimli bir şahıs kendisinin peygamber olduğunu iddia ederek kandırdığı bazı konar-göçer Türkmenleri etrafında topladı ve Selçuklu Devleti’ne karşı Adıyaman-Kahta’da bir isyan başlattı. İsyan Sivas, Tokat ve Amasya’ya kadar yayıldı. Olay, aylar boyunca Selçuklu Devleti’ni şiddetli bir şekilde sarstı. İsyancı Babaîler, Kırşehir’de Selçuklu kuvvetleri karşısında yenilgiye uğradılar ve tamamen ortadan kaldırıldılar. Kırşehir’deki bu savaşta Ertuğrul Gazi idaresindeki Kayıhanlılar Selçuklu kuvvetlerinin saflarında yer alarak isyanın bastırılmasında çok büyük katkı sağladılar.

Siyavuş (Cimri) İsyanının Bastırılması (1279):

Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konya’yı ele geçirerek II.İzzettin Keykavus’un oğlu şehzade Siyavuş’u sultan yapması üzerine, Sultan III.Gıyaseddin Keyhüsrev harekete geçti. Ertuğrul Gazi başta olmak üzere Sultanöyüğü valisi Cacaoğlu Nureddin, Germiyanlı Ali Şir oğlu Hüsameddin ve Sahip Ata’nın da içinde yer aldığı Selçuklu ordusu, Eskişehir civarında isyanı bastırdı. Ertuğrul Gazi’nin idaresindeki Kayıhanlılar isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynadı.

-Sulh ve Sükûn Dönemi:

Curmagun Noyan idaresinde büyük bir Moğol ordusunun 1230’da Harezmşah Celaleddin’e karşı Azerbaycan’a gelmesi üzerine Sultan I.Alaeddin, Bizans İmparatoru Vatatzes’le 1231’de barış yaptı. Bu antlaşma Ertuğrul Gazi’nin Uc’da pasif bir politika izlemesine neden olmakla birlikte Uc Türkmenleri ile Bizans arasında sulh ve sükûna vesile oldu. Ertuğrul Gazi  bu antlaşma sonrası Uc’ta yeterli derecede aktif olamadı, barış merkezli siyaset izledi. Bu tarihten itibaren kendine yurt olarak verilen Uc bölgesinde herhangi bir gaza faaliyetinde bulunmadı, daha çok aşiretinin günlük idaresini sağlayarak ve çevredeki Bizans Rum tekfurları, diğer Uc beyleri ve Selçuklu valilerinin nüfuz mücadelesi içinde dostça iyi ilişkiler içinde ömrünü geçirdi. Selçukluların Moğollara yenildiği Kösedağ bozgunundan (1243) sonra Selçuklu iktidarı zayıfladı ve dengeler Bizans tekfurlarının lehine değişti. 1261’de Latin İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine Bizans İmparatorluğu’nun başkentini İznik’ten İstanbul’a taşıması, yerel tekfurların güçlerini yeniden arttırmasına neden oldu. Bu arada Karacahisar kalesi tekrar Bizans’ın eline geçti.  Bu gelişmeler yaşanırken Ertuğrul Gazi, aşiretinin nüfusunun az olmasından dolayı tedbirli, ihtiyatlı ve uzlaşmacı bir siyaset izlemek zorunda kaldı. Şartları gayet iyi değerlendirerek başında bulunduğu aşiretini ve idaresi altında yaşayan tebaasını güçlü bir durumda adalet, sulh, sükûn ve huzur içinde yaşattı. Ertuğrul Gazi’nin faaliyet alanı 35-40 kmlik yarıçaplı bir çember içindeydi. Domaniç, Söğüt, İtburnu, Sultanöyüğü/Sultanönü (Eskişehir) bu çember içinde yer alıyordu.

Ertuğrul Gazi, 1281’de 93 yaşında iken Söğüt’te vefat etti. Türbesi Söğüt’tedir. Her yıl eylül ayının 2.haftası Pazar günü anma törenleri yapılmaktadır.

ŞAHSİYETİ:

Ertuğrul Gazi hakiki bir Türkmen asilzadesi olup hayatını milletine adamış büyük bir dava adamıydı. Karakter ve karizmasıyla iyi bir teşkilatçı, kahraman bir kumandan olan Ertuğrul Gazi’nin hayatı, aşiretin idaresini eline aldığı günden itibaren daima göç ve mücadele içinde geçti. Zühd ve takva sahibi olan Ertuğrul Gazi cömert, şefkatli, dirayetli, sebatkar, fedakar, adil, merhametli, açık yürekli, samimi, sabırlı ve faziletli bir insandı. İhtiyaç sahiplerini giydirip donatır, dul kadınlara fakirlere ve düşkünlere daima yardım ederdi. Hayırseverliği yanında güzel ahlak timsaliydi. Emri altındaki topraklarda yaşayan Hristiyan tebaa başta olmak üzere bütün halk tarafından çok sevilen ve sayılan bir idareciydi. Yiğitlik ve erliğin bütün vasıflarını şahsında toplayan Ertuğrul Gazi, vakarlı, ilkeli ve dürüst idare anlayışı, ileri görüşlülüğü ve etkin devlet adamlığı gibi meziyetleriyle kendinden sonraki liderlere örnek oldu.

Anadolu’da uzun bir mücadele hayatı geçiren Ertuğrul Gazi, tarihteki en büyük ve en uzun ömürlü bir Türk devletinin temelini atarak kurulmasını sağladı. Oğlu Osman Gazi’ye sağlam temelli küçük ama büyümeye aday, tecrübeli ve sadık kumandanlar ve iyi bir nam bıraktı. Oğlu Osman Gazi’ye bıraktığı en büyük mirası “ Cihad ve İlay-ı Kelimetullah (Allah’ın ism-i şerifini yüceltme İslam’ı yayma)” oldu.  Türkiye Selçuklu Devleti’nin çöküşü ile hemen bağımsızlığını ilan eden Anadolu beyliklerinin hepsi kısa sürede tarih sahnesinden silinirken, Ertuğrul Gazi’nin stratejik dehayla idare ederek temelini attığı en küçük beylik olan Osmanlı Cihanşümûl Devleti 600 yıldan fazla hüküm sürdü, dünyanın en büyük devletleri arasında yer aldı. 

KAYNAKÇA:

- Ahmedî, Dâstân ve Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman, Haz.Nihal Atsız, Osmanlı Tarihleri-1, İstanbul 1949

-Anonim, Tevârih-i Âl-i Osman, Gıese neşr, Haz.N. Azamat, İstanbul 1992

- Aşıkpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman, Haz.N. Atsız, Osmanlı Tarihleri-I, İstanbul 1949

- Başar, Fahamettin, “Ertuğrul Gazi’nin Yaşadığı Dönemde Anadolu’nun Siyasi Durumu”, Türk  Dünyası Tarih Dergisi, S.123, Mart 1997

- Bayatlı Mahmutoğlu Hasan, Câm-ı Cem Âyin, Sad.Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlı Tarihleri-1, İstanbul  1949

- Demir, Galip, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Ahilik, İstanbul  2000

- Emecen, Feridun, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Dönemine”, Osmanlı, C.I, Ankara 1999

-F.Köprülü, Orhan, “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesindeki İtici Güçler, Osmanlı”, C.I,   Ankara 1999

- Gelibolulu Ali, Kitâbü’t- Tâih-i Künhü’l-Ahbar, Haz. İ. H. Çuhadar, C.I, Kısım I, II, Kayseri 1997

- Hoca Sadettin Efendi , Tâcü’t-tevârih, Haz.İsmet Parmaksızoğlu, C.I, Ankara 1974

- İbn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, I.Defter, Haz.Şerafettin Turan, Ankara 1991

- İnalcık, Halil, Devlet-i Âliyye /Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-1, İstanbul 2009

-İnalcık, Halil, “Ertuğrul Gazi’nin Gerçek Hikayesi”, NTV Tarih Dergisi, S.15, Nisan 2010

-İngenç, Mustafa, Tarihimiz Kaç Devlet Kurduk?, Kütahya 2000

-Kafalı, Mustafa, “Osman Gazi’nin Ataları ve Ahilik”, Uluslar Arası Kuruluşunun 700.Yıl Dönümünde  Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi, Konya 2000

- Karadeniz, Hasan Basri,  Osmanlılar ile Beylikler Arasında Anadolu’da Meşruiyet Mücadelesi,  İstanbul 2008

- Kürkçüoğlu, Erol,  “Kayıların Anadolu’ya Gelişi”, Osmanlı, C.I, Ankara 1999

- Lütfi Paşa ve Tevârih-i Âl-i Osman (İbtida-yı Devlet-i Âl-i Osman),  Haz.Kayhan Atik, Ankara 2001

-Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, Yay.M.Altan Köymen-F.Reşit Unat, C.I, Ankara 1987

-Nişancı Mehmet Paşa, Osmanlı Sultanları Tarihi, Çev.İ.Hakkı Konyalı, Osmanlı Tarihleri-1, İstanbul  1949

- Öcal, Safa, Devlet Kuran Kahramanlar, İstanbul 1987

-Solakzade Mehmet Hemdemi Çelebi, Solakzâde Tarihi, Haz.Vahit Çabuk, Ankara 1989

- Şükrullah, Behçetü’t-Tevârih, Çev.Nihal Atsız, Osmanlı Tarihleri-1, İstanbul 1949

- Şükrü, Mehmet, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Ankara 1934

- Uzunçarşılı, İsmail Hakkı,  Osmanlı Tarihi, C.1,TTK, Ankara 1972

- Yinanç, Mükrimin Halil, “Ertuğrul Gazi”, İA, C.IV, İstanbul 1993

 

 



[i] Bazı Osmanlı tarihçileri Ertuğrul Gazi’nin babasının Süleyman Şah olduğunu ve Caber’de Fırat’ı geçerken boğulduğunu yazmışlardır. Halbuki Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp, Ankara-Beypazarı’na bağlı Hırkatepe köyünde medfundur. Anadolu Selçuklu hükümdarı Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın Halep’te medfun olması, Kılıçarslan’ın Habur ırmağında boğulması gibi olaylar birbirine karışarak Osmanlılara intikal etmiştir. 1921’de Ankara Antlaşması ile Türkiye’ye bırakılan Caber Kalesi’ndeki “Türk Mezarı” denilen  türbede yatan kişi Ertuğrul Gazi’nin babası değil ama atalarından birisi olabilir..

[ii]  800 yıldır bu bölgede hâlâ Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’nın  hatırası ilçe ve plato ismi  (Haymana) olarak yaşatılmaktadır.


Bu Yazı 8066 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar