Ümmet Açısından Hz. Muhammed (s.a.v.)
..        
Ümmet kelimesi “e-m-m” kökünden bir isim olup asıl anlamı, sınıf ve cemaat demektir. Kelime Türkçe'de, bir peygambere inananlar ve semavi dinlere mensup kavimler topluluğu; Kur'an' da ise genel olarak din, müddet, zaman; önder ve topluluk anlamlarında kullanılmıştır.

Kuran'da tekil ve çoğul olarak 64 yerde ümmet kelimesi geçmiştir. Hak dine mensup olsun, ya da olmasın hepsine ümmet denilmiştir. Cemaat olma canlılara ait bir özelliktir. Bu itibarla hem insanlara, hem de diğer canlılara “ümmet” denilmiştir. Çünkü insanın dışındaki hayvan toplumları da yaratıcılarını bilir ve onu tespih eder. Onun içindir ki Kur'an nazarında her bir cins birer toplum addedilmiştir.

Kendilerine peygamber gönderilen ümmetler- den iman edenler de etmeyenler de olmuştur. İman edenlere ümmet-i icabe, (Peygamberin davetini kabul eden ümmet/Toplum), iman etmeyenlere de Ümmet-i davet (İmana davet edilen ümmet/ Toplum) denir.
Hem hak dine iman eden bütün insanlara, hem de müminler içinde belli niteliklere sahip olan bir gruba, mesela insanları hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden belli bir mümin gruba da ümmet denilmiştir. Bu manada insanları ümmet yapan ortak değer İman ve İslam'dır.

Her devirde bu özel grup bulunmuştur. Elbette bu devirde de vardır. Hz. Peygamber (SAS) de bu hususu hadislerinde belirtmiştir; “Ümmetimden bir grup Allahın emri (kıyamet) kendilerine ulaşıncaya kadar hakka yardım etmeye devam edecektir. Onlara muhalif olanlar onlara zarar veremeyecektir.” Buyurmaktadır. İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak bu ümmetin özelliği olmasına rağmen, bütün Müslüman bireylerin bu görevi yerine getirmediğini, ancak farz-ı kifaye nevinden birilerinin bu irşat görevini yerine getirdiğine inanıyorum.

Kuran'da buna işaret edilmiştir. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun…”
Müfessirler, bu ayetin emri uyarınca, Müslümanlar içinde,
İyiliği emreden, kötülüğü alıkoyan bir içtimai kontrol müessesesinin bulunmasının farz-ı kifaye olduğunu belirtmişler; ancak bu görevi üstlenen kişilerde, görevin iyi ve hakkaniyete uygun olarak yerine, getirilmesini mümkün kılacak bazı şartların bulunması gerektiğine de işaret etmişlerdir.

Hz. Muhammed (SAS) ümmeti açısından son derece önemlidir. Bütün peygamberlerin ötesinde yüksek donanımları haiz bir peygamberin bize gönderilmesi başlı başına bir rahmettir. Bu hususu Kur'an ve Sünnette aşağıya alacağımız ayetlerdeki niteliklerle daha iyi görür ve kavrarız. Kur'an'da , “ Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allahın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler, buyrulmaktadır.; Aynı Kuran'da bu ayetin muhtevasına sahip başka ayetler de var. Bu ayetlerde peygamberimiz hakkında vurgu yapılan hususlar ve nitelikler arasında insanlara Allahın ayetlerini okuması, yani tebliği, ümmeti temizlemesi, kitap ve hikmeti öğretmesi kötülüklerden arındırması, insanlara bilmedikleri- ni öğretmesi, sayılabilir. Bu ana noktalar Bakara 129.151. ve Ali İmran 164. ayetlerde mevcuttur. Bu ayetlerde verilen ana başlıklar sadece cahiliye insanının cehaletini gidermesi, o günkü mülevves ve günahkâr toplumu temizleyip arındırmaya yönelik değildir; bu Kur'an-ı öğretinin alanına giren her asır ve toplum mezkûr kavramlar içinde mütala edilir.

Hadiste de peygamberimizin ümmetine bir lütuf olduğu anlatılmıştır. Bir peygamber şayet ümmetine beddua etmiyor ve helaklerine ( yok olmalarına) neden olmuyorsa elbette bundan daha büyük bir rahmet ve lütuf olamaz. Bunun en büyük ispatı Peygamber (S.A.S.) in peygamberlik hayatı ve öğretisidir. Öğretisi içerisinde ümmetinin lehine söylediği sayfaların alamayacağı kadar çok sözler mevcuttur.

Cenabı Hak her peygambere yaptığı takdirde mutlaka kabul edeceği bir dua fırsatı vermiştir, Genel olarak peygamberler (A.S.) müspet ya da menfi bir şekilde bu dua fırsatlarını daha dünyada iken ümmetleri için kullanmışlardır. Hz. Muhammed ise bu büyük dua fırsatını ümmeti için kullanmak üzere ahirete tehir etmiştir. Hz. Enes (R.A.) in rivayet ettiği bir hadiste Resülüllah (S.A.S.),<< Her peygambere yaptığı takdirde mutlaka kabul edileceği bir dua fırsatı verilmiştir; ben bu duamı ümmetim için şefaat suretinde tahakkuk ettirmek için ahirete bıraktım. Buyuruyor.

Tirmizinin süneninde bu ibare vardır. “Allah her peygambere makbul bir dua fırsatı vermiştir. Ben bu fırsatı ahirette ümmetim için şefaat suretinde kullanmak üzere tehir ettim. Her kim ümmetimden Allah'a ortak koşmadan ölürse inşallah benim bu şefaatime nail olacaktır. İşte, hadis versiyonlarında sözü edilen şefaat, ümmetleri peşinden koşturan “Şefaat-i Uzma” dır; yani Resulullah (S.A.S.) 'a bahşedilen “büyük kapsamlı şefaattir” Bu kapsam içine girebilme fırsatının var olma düşüncesi bile güzeldir. Bu sebeple ümmetinin büyük günahlarının affı için kullanaca- ğını beyan ediyor.

Bana göre Hz. Peygamberin ümmetine olan sevgisi onları kayırması, ümmetine gösterdiği derin şefkatin, bir annenin evladına karşı beslediği şefkatinden çok daha ileri olması şu hadiste saklıdır.
Hz. Resul (SAS), Benim ve ümmetimin misali ateş yakmış bir kişinin haline benzer, pervane böcekleri gelip, o ateşin başına üşüşüyorlar, döne, döne o ateşe düşüp yanıyorlar. Ben sizin eteklerinizden çekiyorum ki o ateşe düşmeyesiniz; siz ise o ateş (Çukuruna) atlamak, adeta ona dalmak istiyorsunuz, buyurmaktadır. Bizim ateşe atlama- mız ve kendimizi kendi ellerimizle helak etmeye yeltenmemiz karşısında şefkat yüklü bir rahmet peygamberi bizi bizden daha iyi düşünerek, yirmi üç senelik peygamberliğini cennete layık kıymet olmamız yolunda harcıyor. Bu uğurda bize öyle prensipler bırakıyor ki, on dört asırdır bizleri İslam çizgisinde tuttuğu gibi, kıyamete kadar da tutmaya devam edecektir. Bugün müşahede ediyoruz ki dünya bir buhran geçiriyor; her sene binlerce ehl-i kitap mensupları, diğer izimlere mensup insanlar, Kur'an ve sünnetin insanın saadetine, bunalımlar- dan kurtulmasına yönelik ve tamamen insan fıtratıyla örtüşen kanunlarını kabul etmekle bunalımlarından kurtuluyorlar. İnsan mutluluğu- nun kaynağını oluşturan Kur'an ve sünneti aramızda bırakıp gitmekle ümmetini ne kadar düşündüğünü göstermiştir. “ Aranızda iki şey bırakıyorum o ikisine sım, sıkı sarıldığınız ( ve onlarla amel ettiğiniz ) müddetçe elbette sapıklığa düşmezsiniz. ( o iki şey ) Allahın Kelamı Kur'an ve Resulünün Sünnetidir.

Peygamber (SAS.) kıyamete kadar olmuş olacak her şeyi ümmetine haber vermiş, ve onları iyi şeylere teşvik etmiştir. Ümmetinin “ ümmeti merhume” Allahın rahmetine mazhar olan ümmet olduğunu beyan etmiştir.

Bu ümmete has olan engin rahmeti kapsamında geçmiş ümmetlere yüklediği sakınılması yada yerine getirilmesi son derece ağır olan yüklerin bu ümmet için hafifletilmesi bir baz değerdir. Mesela, günahtan tövbe etme şekli, tövbe edecek adamın öldürülmesi; zekat konusunda mevcut malın dörtte birinin verilmesi; yıkanma yerine necaset mahallinin kesilmesi hükümlerinin hafifletilmesi, iman sayesinde ümmeti Muhammedin cennete gireceği bu ümmetin “Ümmet-i Merhume” oluşunu gösteren misallerden sadece bazılarıdır.
Öte yandan Allah'ın yüce peygamberi (SAS) “ümmetim Allahın rahmetine mazhar olmuş, günahları bağışlanmış, duaları kabul edilmiş bir ümmettir. Buyurmaktadır.
“Ümmetimin misali yağmurun misaline benzer; evveli mi yoksa ahiri mi daha hayırlıdır? Bilinmez. Bildiğimiz bir şey varsa oda Hz. Muhammed'in ümmetinin derece farkı ile evvelinin de ahirinin de hayırlı olduğudur.”Resülullah (SAS) in sergilediği her şeyin örneklik teşkil ettiği bir gerçektir. Allah-ı ve cenneti özleyen Resülullah (SAS) ile arasını düzeltmelidir, uygulamalı bütün hayat örneklerini ondan almalıdır. Ahzab Suresi 21. ayet bu manayı beyan eden en çarpıcı örnektir. Bu ayette, “Andolsun ki, Resülullah, sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir. Ayette Hz. Peygamberin, Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece Resulüllah'ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum bir takım nazari kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefinin, insanlığa amali kaideler öğretmek ve bu kaideleri yaşayışıyla izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Binaenaleyh, onun hayatı ve sireti incelenirken bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır. İslam dininin kısa zamanda yayılma imkânı bulması dün olduğu gibi bugün de insanlığın beşte birinin yaşanır dini haline gelmesi onun her şeyi hayata geçirerek, ancak yaşadığı ameli dünyasını insanlığın önüne koymasındandır.

Kur'an Resülullah'ın öğretisiyle hayat bulan yüksek nitelikli insanlara, insanların iyiliği için çıkarıldıklarından dolayı iyiliği emretme, kötülüklerden de alıkoyma ve hayır işlerine koşmak gibi yüksek bir görev yüklemiştir.

SONUÇ
Risalet müessesesi olmazsa olmaz bir olgudur. Yirmi üç sene icra ettiği ve tamamen ümmetinin kurtuluşuna, dünya ve ahiret saadetini elde etmelerine yönelik sa'yü gayreti bizim için bir rahmettir. O, bizi bizden iyi düşünen, bize bizden daha şefkatli ve merhametli olan yüce bir rehberdir. Onun peygamber olarak gönderilmesi başlı başına bir lütuftur. Onun ümmetine olan şefkati her vesile ile bilinmektedir. Buna Bütün yaşayışı ve hadis koleksiyonundaki söylevleri ve öğretileri şahittir.
(*) Aksaray İl Müftü Yrd.
Kaynaklar:

1-Karagöz, İsmail Doç. Dr. ve Heyeti Dini Kavramlar Sözlüğü S.671,Ankara Tarih Yolu.
2-Hud,11/8
3-Nahl,16/120
4-El Mu'cemu'l Müfehres Lielfaz; l Kur'ani'l Kerim S.80,1984,İstanbul
5-Enbiya, 21/92
6-Dini Kavramlar Sözlüğü S.671
7-İsra,17/44
8-Karagöz, İsmail, Doç.Dr. ve grubu, a.g.e,S.671
9-Araf 7/181; Al-i İmran, 3.104.110; Bakara,2/143.
10-Nasuf, Mansur Ali, et Tacü'l Camiu Li'l usul Fi Ehadisi'r Resul, C.V,S.304,Riyat,1962;Tirmizi, sünen.
11-C.IV,s.485,504 çağrı yayınları İstanbul tarih yolu
12-Al-i İmran,3/104
13-Karaman, Prof.Dr. Hayrettin ve Komisyon. Meal, s.62
14-Al-i İmran,3/164
15-Bakara, 2.129.151
16-Tac C.III. s.427.
17-Buhare, sahih C.VII, s.145,çağrı yayınları İstanbul, tarih yolu. Müslim, sahih C.I,s.189190,çağrı yayınları 18-İstanbul Tarih yolu.
19-Nasıf Mansur Ali a.g.e, c,5 s117
20-Nasıf Mansur Ali a.g.e, c V,s 383
21-Buhari, sahih C.VII, s.186 Müslim sahih C.II, S.1789.Bab Hadis No 2284
22-İmamı Malik b.Enes, El Muvatta, C II S.899 Çağrı yayınları İstanbul tarih yolu
23-Taç cs,s304
24-Taç c III. s 425
25-Buhari sahih c 1 s 16 Mektebetül islamiyye İstanbul T.Yolu.Gaytül Me7Mul,Şerhut Ta'cül camiu Li'l Usul CIII s 428
26-Taç C.III S. 427
27-Taç C.III S.427
Ahzab,331/21
Bkz.Al-i İmran 3/110,114/115


Bu Yazı 2805 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar