Unutulan Vatan Doğu Türkistan
..        

Herkes hür oldu, esir kaldı Doğu Türkistan,
İslam ve Türklük kazındı akıl ile baştan,
Nice kan aktı, gövdeler ayrıldı baştan,
İçimde derin bir sızıdır, sabır yüce Allah'tan.
Ahmet Faruk NİZAMOĞLU

Geçtiğimiz günlerde iki Müslüman Uygur gencin, çalıştıkları iş yerinde, linç edilerek hunharca katledilme- leri nedeniyle patlak veren hadiseler, Doğu Türkistan'da 100 yıldır devam eden Çin mezalimini yeniden gündeme getirdi.
Müslüman Doğu Türkistan halkının maruz kaldığı dehşet verici zulüm yüreklerimizi ızdırapla param parça ederken; uzmanlar olaylara farklı açılardan yaklaşarak, değişik yorumlar getirdiler.
Meydana gelen hadiseleri yorumlayan aydınların pek çoğu, olayların çıkışını ABD politikalarına bağlayarak; İslam ülkeleri ile Çin'in arasını açmak ve artarak devam eden yakınlaşmaları önlemek için ABD ve AB ülkelerinin bir oyunu olduğunu iddia ettiler.
Çin'in hızla büyüyen (ortalama %20 civarında yıllık büyüme) ekonomisi ve dev dolar stoku ile üçüncü ülkeler nezdinde başta ABD olmak üzere batı dünyası karşısında bir alternatif olmaya başladığı; ABD ve AB karşısında bir Çin, Rusya, Hindistan, İran blokunun oluşmaya başladığı; enerji ve diğer doğal kaynaklar bakımından son derece zengin bir potansiyele sahip olan İslam ülkelerinin ve özellikle Türkiye'nin Çin'e karşı ilgisinin artmaya başladığı; IMF ve Dünya Bankası yerine çok daha cazip ve uygun şartlarda Çin'den borç para alınacağı bir dönemde bu hadislerin patlak verdiği gibi hususlara dikkat çekilerek Batının Asya üzerindeki yeni bir oyununa vurgu yapılmaktadır.
ABD veya Avrupa ülkelerinin hesabı ve politikaları her ne olursa olsun ortada değişmeyen bir gerçek var ki; İslam medeniyetinin inşasında baş mimarlardan birisi olan Müslüman Doğu Türkistan halkı, dün olduğu gibi bugünde Kominist Çin zulmü altında inim inim inlemekte ve imdat çığlıkları atmaktadır.
Bizi ilgilendiren, ekonomik ve siyasi çıkar hesapla- rından ve politika oyunlarından ziyade; Müslüman kardeşlerimiz ve soydaşlarımız (akrabalarımız) olan Müslüman Doğu Türkistan Halkının yürek parçalayan bir zulme maruz kalıyor, namus, iffet ve insanlık onurlarının ayaklar altına alınıyor olmasıdır.
Siyasi ve ekonomik çıkar hesapları nedeniyle Türkistan Halkına uygulanan zulme sessiz kalamayız. Bütün mevcudiyetimizle en yüksek ses tonu ile bu zulmü kınamalı ve tel'in etmeliyiz. Elimizden hiç bir şey gelmiyorsa; kardeşlerimizin sulh ve selameti için, mezalimden kurtulup, hür ve müreffeh yaşayabilmeleri için gözyaşı dökerek dualar etmeliyiz.
Doğu Türkistan Halkının maruz kaldığı komünist Çin mezalimi, en iyi, Türkistan hürriyet davasının sembol ismi olan mücahit insan merhum İsa Yusuf ALPTEKİN'in ifadelerinde anlatılmaktadır. Merhum İsa Yusuf ALPTEKİN'in “Unutulan Vatan Doğu Türkistan” isimli kitabından aldığımız bazı bölümleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Merhum İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan Hükümeti Sabık Genel Sekreteri ünvanıyla T.C. Başbakanı Adnan MENDERES'e takdim ettiği 14 Nisan 1958 tarihli Muhtırada, Doğu Türkistan'ın stratejik önemini şöyle anlatmaktadır:
“Bütün Türkler'in Anayurdu Doğu Türkistan Asya kıtasının tam ortasında olup tabii manialarla çevrili 1.828,421 kilometrekarelik bir ülkedir. Bu ülkenin nüfusu tahminen 10 milyon kadar olup nüfusun yüzde 95'i Türk ve Müslüman'dır.
Doğu Türkistan şarken Çin ve Moğolistan, şimalen Sibirya, garben Batı Türkistan, cenuben Afganistan, Pakistan, Hindistan ve Tibet'le hem hudut olması ve bu mevki itibariyle de hem Şarka ve hem de Garba karşı köprübaşı teşkil etmesi dolayısıyla stratejik bakımdan fevkalade ehemmiyeti haizdir. Yeraltı ve yer üstü servetleri bakımından çok zengin olan bu memleket, Çin'in akaryakıt ihtiyacının mühim bir kısmını karşıla- maktadır. Sovyet Rusya için Ural-Altay bölgesi ne gibi sınai ehemmiyeti haiz ise, Çin içinde Doğu Türkistan aynı önemi taşımaktadır.”(a.g.e. Sayfa:53)
15.05.1963 Tarihinde İslam Dünyası Birliği Genel Sekreteri Muhammet Sürur Sabban'a takdim ettiği Muhtırada İsa Alptekin, Doğu Türkistan'ın tarihi misyonuna ve İslam tarihindeki önemli konumuna dikkat çekmektedir:
“Çin ve Rus işgallerinden evvel; Türkistan'da birçok büyük devletler kurulmuştur. Bunlar İslam sancağını en ücra köşelere kadar götürerek yükseltmişlerdir. Karahan lılar, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, Timurlular, Saidiler, Kur'an ışığı altında devlet kurup İslam'a tarihe sığmayacak kadar büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Hiçbir ülkenin Müslümanları; bugün sayısı 600milyonu bulan İslam alemine, “Büyük Türkistan” kadar hizmet etmemiştir dersem şaşmamalıdır.
Bu ise; tabii olarak Arapların İslam'ı yayıp onun şerefini yüceltmede yaptıkları kıymetli hizmetlerden sonra gelir. Ayrıca Türkistan, tevhid sancağını asırlar boyunca ellerinde taşımış olan Mahmut Gazneli, Abdulkerim Satuk Buğra, Selçuk Bey, Ertuğrul Gazi, Alparslan, Babürşah ve Melikşah gibi fatih ve İslam büyüklerini yetiştirmiştir. İlim sahasında ise; İmamı Buhari, İmamı Tirmizi, Belhi, Serahsi, Sicistani, Ebul Hasan, Burhaneddin Elmürginani, İmam Gazihan Özkendii, Ebunnasril Farabi, İbni Sina, Fergani, Harezmi, Zimahşeri, Pezdevi, Hulvani, Cürcani, Teftezani ve Sekkaki gibi dahiler hep bu ülkenin evlatlarıdır.
Bu bilginler, ilim ve irfan ışığını İslam dünyasının her tarafına yaymışlar, İslam'ın Hindistan'a, Çin ve Anadolu'ya yayılmasında büyük rol oynamışlardır.” (a.g.e. sayfa:83)
1958 Yılında Mekke'de toplanan “Dünya İslam Kongresine” Türkistan Müslümanlarını temsilen bir muhtıra takdim eden İsa Alptekin, Tarihi süreç içerisinde Türkistan üzerine oynanan oyunların, Bölge ile ilgili Çin ve Rus politikalarının ayrıntılı bir tahlilini yaparak, Müslüman Türkistan halkını asimile etmek için yürütülen mezalimin, uygulanan dehşetin şiddetini anlatmaktadır:
“Aranızda temsilcisi bulunduğum Türkistanlıların yurdu Türkistan, Türklerin beşiği ve anayurdudur. Dünyanın dört bucağına yerleşmiş 60 Milyondan fazla Müslüman Türk, bu vatandan dağılmıştır. Türkistan; Asya'nın merkezinde en stratejik mevkide, şerefli bir tarih ve medeniyete sahip bir ülkedir. Bu ülke Halife Abdulmelik Mevran zamanında, hicri 86'da İslam'ın nuruna kavuşmuştur. O zamandan bu yana Türkistan; dil, din, tarih ve kültür birliği ile 35 milyon nüfuslu Müslüman bir millettir. 1200 yılından beri, İslam için çarpışmış olan bu Müslümanların damarlarında kan yerine iman dolaşır.
Türkistan; kuzeyden Sibirya, batıdan İdil-Ural ve Hazar Denizi, doğudan Moğolistan ve Çin, güneyden İran, Afganistan, Keşmir ve Tibet ile çevrilidir. Yaklaşık olarak yüz ölçümü 6milyon km. karedir. Kainatın yaratıcısı, topraklarına bereket, altın, gümüş, kömür, petrol ve uranyum gibi çeşitli maden zenginlikleri vermiştir. Bu servetler, kendi evlatlarının hükümdarlık devirlerinde İslam ve insanlığın hizmetinde kullanılmış- tır. Fakat Rus ve Çin emperyalistlerinin bu güzel topraklar üzerine hükümran olmasından sonra yağmacı ve zorbacıların hazinelerine akıtılmıştır. Şimdi ise, bu servet geri kalmış milletlere yardım adı altında bazı devletlere verilmektedir. Halbuki bu servetlerin gerçek sahibi olan 35 Milyon Türkistanlı Müslüman, benzeri görülmeyen açlık, sefalet ve mahrumiyet içinde, karnını doyuracak lokmaya, sırtını sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseye muhtaçtır.
İşte, İslam'dan önce ve sonra birçok kahramanlık destanlarına sahne olmuş, tarihe yeni safhalar açmış Samaniler, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi bağımsız devletlere karargah olmuş mücahid Türkistan- 'ın şimdiki durumu…
Bu büyük Türkistan'ı Rus ve Çin emperyalistleri ikiye ayırdı. Ruslar, önce İdil-Ural, Kırım, Kuzey Kafkasya ve Azerbaycan gibi İslam ülkelerini işgal ettiler. 1885 yılında ise, takriben yüz ölçümü 4 milyon kilometrekare, nüfusu da 25 milyon olan Batı Türkistan'ı ele geçirdiler. Bilindiği gibi, Sovyetler Birliği'nin yüzölçümü 21 milyon kilometrekare olarak hesaplan- maktadır. Bunun 10.500.000 kilometrekaresi, bugün sözde- bağımsız ve muhtar cumhuriyet adı verilen Müslümanların topraklarıdır. Nitekim 245 milyon diye bilinen Sovyetlerin nüfusunun 1/5'ini Müslüalnlar teşkil etmektedir. İşte bu ülkelerde Rus İmparatorluğu meyda- na gelmiştir.
Batı Türkistan'da Rus sömürgesine karşı birçok ayaklanmalar olmuş, fakat her defasında kuvvet kullanılarak bastırılmıştır. Müslüman halk, Rusya'da ki komünist ihtilalini fırsat bilerek, 1917'de bağımsızlığını ilan etti. Fakat Rus komistleri bu bağımsız ülkeyi tekrar ele geçirerek Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan adı altında beş cumhuriyete ayırdılar. Ve böylece parçala, hükmet politikasına uyarak memleketin birliğini bozdular.
Doğu Türkistan'a gelince: Buranın yüzölçümü 1.800.000 kilometrekare olup Doğu Türkistan, Tibet, İç Moğolistan, Mançurya gibi sömürgeler dahil, Çin topraklarının 1/5'i kadardır. Nüfusu on milyon olan Doğu Türkistan ile Çin arasında devam eden sürekli çarpışmalar, Yakup Han'ın ölümünden sonra Çinlilerin burayı işgal ettikleri 1876 yılına kadar devam etti. Çinliler bu tarihten itibaren Doğu Türkistan'ın adını yeni sömürge manasına gelen “Sinkiang” ismi ile ve şehirlerinin adlarını da Çince isimlerle değiştirdiler. Memleketi diktatörlükle yönetmeye başladılar. Bu durum karşısında birçok ayaklanmalar oldu, bunlar da şiddetle ve vahşetle bastırıldı. 1931 yılında yapılan büyük çaplı ayaklanmada, halk Urumçi'den başka bütün şehirleri Çin esaretinden kurtardı. 1953 yılında merkezi Kaşgar olmak üzere bir İslam Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurresi Hoca Niyaz, hükümet başkanı Sabit Damolla olan bu yeni hükümet, henüz kendi durumunu düzenlemekle meşgulken, Rusya Doğu Türkistan'a burada bulunan Çin valisi Şın-Şı-Say'a yardım maksadıy la- modern silahlarla donatılmış bir askeri birlik yolladı. Rus kuvvetleriyle Şın-Şı-Say Doğu Türkistan hükümeti- ni dağıttı. Doğu Türkistan'ı idareye başladı. Rus kuklası olan General Şın Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı Hacı Hoca Niyaz ve başvekili Sabit Damolla başta olmak üzere 360 bin kişiyi tevkif etti. Bunlar üzerinde 125 çeşit işkence kullandı. Gene Hacı Hoca Niyaz, Sabit Damolla başta olmak üzere 120bin kişiyi, 28 çeşit ölüm şekli uygulayarak şehit etti. İkinci Dünya Savaşında Rus kuvvetleri geri çekildi. 1943 yılında onların yerini Milliyetçi Çin aldı. Bunlarda yerli halkı çeşitli ithamlarla suçlayarak birçoklarını vahşice öldürdüler. Bu mezalime dayanamayan halk, 1944 yılında İli vilayetinde Şeyh Ali Han Töre başkanlığında istiklallerini ilan ederek Türkistan hükümetini kurdular. Sonra Ruslar araya girdi. Doğu Türkistan'a muhtariyet verilmesi şartı ile mücahidler, barışı kabul ettiler. Dr. Mesut Sabri, Genel vali olup hükümetin genel sekreterliğini de ben deruhte etmekte idim. Fakat Milliyetçi Çin kumandanı 26.9.1949'da ülkeyi komünist Çinlilere teslim edeceğini bildirdi. Böylece Mao Tse Tung'un komünist birlikleri 20 Eylül 1949 tarihinde temiz Türkistan topraklarına kirli ayaklarını bastılar. Ve burada kendi hükümranlıklarını kurabilmek için işkence ve tedhiş yollarına başvurdular. İşte Doğu Türkistan, hala bu zalim devletin esareti altında ezilmektedir.
Rus ve Çin komünizminin kabusu altında inim inim inleyen bölge Müslümanları; insan akıl ve vicdana sığmayacak, ahlaki ve semavi dinler biryana hiçbir prensibin kabul edemeyeceği türlü eza ve işkencelere uğramışlardır. Komünistler, bütün bunları bir gaye için yapmaktadırlar: O da Müslümanların mukavemet ve direniş meşalesini söndürmek, dinlerinden çıkarmak, geleneklerini, dil ve kültürlerini yok etmek ve Türkistan'ın ilelebet sahiplerinin değil, ğasıpların elinde kalmasını sağlamak.
Komünistler dolaylı yollarla dine ve dini müeesse- selere hücuma başladılar. Halkı iktisadi ve içtimai baskı altına aldılar. Bununla da yetinmediler. Onları hapishane lere doldurmak için iftira ve tertiplere giriştiler. Komünist polisi, zindanlara doldurduklarını vahşi işkencelere tabi tutmakta, insanı irade ve duygudan yoksun ve robottan farksız hale getiren beyin yıkama ameliyesi ile şuursuzlaştırmaktadır.
Komünistler bu ülkeleri işgal ettikten sonra, camiler ya kapatıldı yahut da askeri kışla veya eğlence yerleri oldu. Birkaç cami açık bırakıldı. Bu camilere devam eden Müslümanlara ağır vergiler kondu. Yoksul halk bu ağır vergileri günlük yiyeceklerinden artırarak ödeyebiliyor- du. Bu camilerin onarımına bakan imamların ve talebelerin iaşesini üzerine almış olan Evkaf'ın malları ve gelir kaynakları ise tamamen müsadere edilerek diğer gasp edilenlerle birleştirilip komünist devlete verildi. Daha da ileri giderek Kur'an öğrenmek tamamen yasaklanmıştır. Din gericilik sayılarak onu öğrenenler en ağır cezaya çarptırılmışlardır. Nitekim Kur'an'ı ve din kitaplarını “Arapçadır, Müslümanlar anlamıyor” diyerek yaktılar. Çinliler camilere ve mescitlere komünist liderlerinin, Mao Tse Tung'un fotoğraflarını astılar. Bu anlattığım Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin uğradığı mezalimden sadece birkaç tanesidir. Şayet bu mezalime mani olunmazsa ikinci bir “Endülüs Faciası” ile karşılaşılacağı muhakkaktır. Ne yazık ki, bazı Müslüman devletler komünist devletlerle dostluk anlaşmaları imzalamaktadır. Bu anlaşmalarla, komünist lerin Müslümanlara yaptığı baskılar, dolayısıyla desteklenmektedir. Esefle kaydedelim ki, Müslüman milletler, biz felaketzede kardeşlerini unutmaya başladılar.
Yapılan baskı ve işkenceler ne kadar ağır olursa olsun, bugüne kadar Müslümanları mücadelelerinden vazgeçirememiştir. İşte Türkistan Mücahitleri!... Hürriyetlerine kavuşmak için yürüttükleri mücadelede hiçbir zaman silahlarını ellerinden bırakmamışlardır. Türkistanlı Müslüman kardeşleriniz, Rusya ve Çin emperyalizmine karşı devamlı mücadele halindedirler. Düşmanların mağlup olması ve memleketlerinin kurtulması için Allah'a yalvarmakta, bütün dünya müslümanlarının yardımlarını beklemektedirler. Kanaatimiz odur ki; Rusların ve Çinlilerin Türkistan'da ki Müslümanları çekinmeden yok etmek istemelerinin sebebi İslam Dünyasının sessiz kalışıdır.” (a.g.e. sayfa: 58-63)
Merhum İsa Yusuf Alptekin, Doğu Türkistan Hükümeti Sabık Genel Sekreteri ünvanıyla, 1970 yılında, İslam ülkeleri devlet başkanlarına gönderdiği mektupta, adeta yalvaran ve feryat eden bir üslupla, Müslüman Doğu Türkistan Halkına uygulanan Çin işkencesini ve yürekler parçalayan mezalimi anlatarak, kör ve sağır olmuş insanlığı ve seciyesi bozulmuş çağımız müslüman larını bir nebze olsun duyarlı olmaya ve zulme karşı sessiz kalmamaya davet etmektedir:
“Asrımızın en kanlı zulmüne sahne olan yer, Çinlilerin “Sinkiang” adı ile gizlemeğe çalıştığı Doğu Türkistan'dır. Doğu Türkistan'da Müslüman kardeşleri- miz son model silahlarla mücehhez Çin sürülerinin; mukaddes dinimize, vatanımıza, namusumuza karşı giriştikleri iğrenç tecavüzlere karşı tırnakla, yumrukla, sopayla mücadeleye girişmişlerdir.
Doğu Türkistan'da hergün din, ahlak ve namusu- muz çiğneniyor. Kuran'lar yakılıyor. Hadis kitapları çamurlarda sürükleniyor, camiler ve medreseler yıkılıyor, dini tedrisat son kalıntılarına kadar yok ediliyor.
Doğu Türkistan'da, mübarek dinimize karşı girişilen zulmü anlatmak mümkün değildir. Farzı muhal, anlatmak kabil olsa insanlar değil, dağ ve taş ızdıraptan erirdi. Bu zalimhane hareketler şöyle özetlenebilir:
Kızıl emperyalistler:
1-Bin yıldan beri mensup bulunduğumuz İslam dinini kanun dışı ilan ettiler.
2-Medrese ve camilerimizi kapatarak kulüp, sinema, ahır, depo, kahvehane, kışla ve Çinli muhacirler için mesken olarak kullandılar. Hatta birçok camilerimizin mihrabında “Mao Tse Tung” köşesi açtılar. Bu köşelere Mao'nun resmini veya büstünü ve din aleyhtarı kitapları koydular. Kahvehane olarak kullanılan bu camilere girenleri Mao'nun resmine veya büstüne tazim etmeye mecbur tuttular.
3-Din kitaplarını toplattırdılar ve bizzat din adamlarımızın eliyle yakılmasını mecbur ettiler.
4-Müslüman Türk halkının evlerinde aramalar yaptırdılar. Buldukları din kitaplarını ev sahiplerinin veya hocaların sırtlarına yükleterek, yahut boyunlarına asarak cadde ve sokakları dolaştırdılar. Bunları meydan- lara getirip, din kitaplarımızı zorla yaktırdılar. Ve kendilerini de ağır şekilde cezalandırdılar.
5-Dini tedrisat ve her türlü ibadeti kat'i şekilde yasakladılar. Ve bütün Türk mekteplerinde dinsizlik propagandası yapan dersler ihdas ettiler.
6-Doğu Türkistan radyosundan geniş ölçüde din aleyhtarı propaganda yaptılar.
7-Her türlü yasak ve baskıya rağmen namaz kılan, oruç tutan Müslüman Türkleri ağır şekilde cezalandır- dılar.
8-Müslüman Türkleri Ramazan ayında domuz eti yemeye zorladılar, yemeyenleri çeşitli işkencelere tabi tuttular ve ağır cezalara çarptırdılar.
9-Şehir, kasaba ve köylerimizin her birinde duvarla- ra din aleyhtarı dövizler ve afişler astırdılar. Bu afişlerde yazılı olanlardan bir kısmı şunlardır: “Din afyondur.” “İslamiyet emperyalizmin hizmetindedir.” “İslam dini Arap zenginlerinin arzu ve teşebbüsleriyle meydana gelmiştir.” “Emekçilere İslam dininin kötü olduğunu anlatmak; Çin Halk Hükümeti ve Komünist partisi için hayati önem taşır.” “Müslümandan mutlaka Çinli kanı akmalıdır.”
Bu sloganlar ve yapılan çeşitli baskılar neticesinde Müslüman Türk kızlarını dinsiz ve pis Çinlilerle evlenmeye zorladılar. Bu şerefsiz evliliği kabul etmeyen Türk kızlarını şehit ettiler. Kızlarımızın pek çoğu intihar etti. Türk kızlarını Çinlilerle evlendirmeye muvaffak olamayınca 8-10 yaşlarındaki kız çocuklarını ailelerin- den zorla alıp, Çin içlerine götürdüler. Birçok Türk anaları bu acıya dayanamayarak intihar ettiler.
Türk-İslam kültürünün tarihi eserlerinden olan camilerimizin büyük bir kısmını imha ettiler. Doğu Türkistan'ın merkezi Urumçi'de, tarihi medeniyet merkezlerimizden Kaşgar'daki camilerimizin hepsini Kızıl Muhafızlar dozerlerle yıktılar. Şimdi Kaşgar'da bir tek cami kalmıştır. 400'e yakın cami tamamen imha edilmiştir. Ne yazık ki, Doğu Türkistan'da cereyan eden bu zulme, dindaşımız Müslüman milletler ve hür dünya gereken tepkiyi göstermemiştir.
Hatırlatalım ki, zulmün amansızca devam ettiği yer, yani Doğu Türkistan bir Müslüman beldesidir. İslam medeniyetine beşiklik etmiş, İslam irfan ve ilminin geliştiği ve bütün dünya Müslümanlarına hediye edildiği mübarek bir beldedir. Türkistan, dünya çapında fatihler, alimler, ilim ve fen adamları yetiştirmiş bir İslam beldesidir. Bugünkü mazlum Doğu Türkistan Müslü- manlarının dedeleri İslam için kıtalar aşmış, milyonlarca evladını İslam için feda etmiştir.
İşte bu belde şimdi bir hapishanedir ve Doğu Türkistan'lı Müslüman kardeşlerimiz İslam düşmanı Kızıl Çinli'lerin esiridir. Yürekler parçalayan bu zulmün devamına, İslamın en ağır hakaretlere uğramasına Müslümanlar müsaade etmemelidir. Zira zulme uğrayan, mukaddes İslam dinidir. Zulm eden, dünyanın en gaddar, vahşi ve sinsi emperyalizmi olan Çin emperyalizmidir. Aksi halde zulme ve küfre rıza göstermiş olurlar. “Müslüman kardeşinin derdini dert edinmeyen bizden değildir” buyuran peygamberimizin mübarek sözünü, İslam alemi daha ne kadar duymazlık- tan gelebilir?
Yüzbinlerce mümin gözleri yaşlı, sizin yardımınızı bekliyor. İslama kanlarını akıtarak, canlarını feda ederek hizmet eden Türkistanlıların mübarek dedelerinin ruhu, sizden Doğu Türkistan'a yardımınızı istiyor. Mübarek peygamberimiz, mukaddes kitabımız bu yardımı emrediyor.” (a.g.e. sayfa: 131-133)

Kaynak: Unutulan Vatan Doğu Türkistan, İsa Yusuf Alptekin, Seha Neşriyat, İstanbul, 1992


Bu Yazı 3004 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar