Üveysi Ladikli Hacı Ahmet Ağa
30.07.2015        

ÜVEYSİ LÂDİKLİ HACI AHMET AĞA

Muhammed ACIYAN

 

 

 

Evliyasın eyleyim dersen bir bir hisap

Eylesem icmal tafsilin olur bin cilt kitap

 

Bildiğiniz gibi Konya Andolu erenlerinin harman olduğu yerdir. Mübarek bağrında on yedi peygamber ve üç yüzden fazla evliyanın var olduğu söylenir. Âşık Şem’inin Konya ile ilgili meşhur mersiyesinde dediği gibi,  Selçukludan beri bin yıldır Konya’mızda yetişen büyük alim ve velilerimizi binlerce cilde sığdıramayız. Bizi biz, coğrafyayı vatan yapan nice ulu mana erlerinin eserleri, çağlar üstü mesajları, fazilet ve meziyet yüklü öğretileri, uyuyan gönülleri uyaran ve uyandıran menkıbeleri Konya’mızın havasına, suyuna, toprağına sinmiş durumdadır. Her biri edeb, ahlak, inanç abidesi şahsiyetlerin hatıraları hala dilden dile, gönülden gönüle aktarılarak ruhları şad etmeye devam etmektedir. Bunun içindir ki, ebdi istirahatgahı beldemizde bulunan büyük Türk mütefekkiri ve mutasavvıfı Hz. Mevlana Konya’ya “Medineü’l Evliya” (Veliler Şehri) ünvanını vermiştir.

Şehrimizde Sultanü’l Ulema Baha Veled, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Şeyh Sadreddin-i Konevi, Hoca Fakih, Evhadüddün-i Kirmani gibi nice alim ve veliler silsilesi günümüze kadar devam etmişir. Son devirde Hacı Veyiszade Mustafa Efendi, Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi hemen akla gelen isimlerdendir. Konya’mızın ulu erenlerinden bir tanesi de muhakkak ki Lâdikli Hacı Ahmet Ağamız dır. Bugün bile onun ahlak, edeb, fazilet, tevazu, aşk, muhabbet yumağı hatıraları dilden dile anlatılmaya devam etmektedir.

Lâdikli Ahmet Ağamız velayet mertebesine ulaşıncaya kadar nice büyük imtihanlardan geçmiştir. Her şeyden önce o bir ‘Gazi Veli’dir. Ömrünün yaklaşık yirmi altı yılını askerlikle geçirmiştir. Çeyrek asrı bulan vatan uğruna cihad görevini kurşun ve barut kokuları arasında geçirmiştir. Mübarek bildiği mefhumlar içinde ateşle imtihan edilmiş ve bu imtihanları başarıyla geçmiştir. Ona lahuti alemin kapıları, ledünni ilimlerin pencereleri kanların sebil, canların selsebil olduğu savaş günlerinde, cephelerde aralanmıştır. Köyüne dönünce de elverişsiz çorak arazilerini, büyük emek ve gayretlerle verimli hale getirmiştir. Çöl gibi kurak ve kıraç arazilere su gibi aziz hayratlar yapmıştır.

Tasavvuf pınarından nice büyükler içmiş, nice büyük insanların içmesine vesile olarak gönüllerin inşirah bulmasını sağlamışlardır.  “Eller yahşi biz yaman, Eller buğday biz saman” diyecek kadar mütevazi, bu pınarlardan hücrelerine kadar istifade eden, Hoca Ahmet Yesevi gibi, gönül tezgahı ilmek ilmek dokunmuş Buhara muhaciri bir ulu erendir O…

Ahmet Ağa’nın en büyük kerameti “ışk”ını ve yangınlığını dile getirdiği şiirleridir. Keramet göstermek veya göstermeye çalışmak bizden istenen bir görev değildir, ama Ahmet Ağa gibi Müslüman’a yakışır bir tarzda hayat sürmek ve onun şiirlerinde dile getirdiği Müslüman vasıflarını kazanmak herkesin ulaşmak istediği bir ideal olmalıdır. Peki, Lâdikli Hacı Ahmet Ağa kimdir?

1888 yılında Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı, Lâdik (Halıcı) kasabasında doğdu. Ailesi Buhara’dan göç etti.  Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Yusuflar Sülâlesi'ndendir. Üç erkek, bir kız olmak üzere, dört kardeştir. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı, muhitinde, ‘Çoban Mehmet’ olarak tanındı. Sonradan Elma soyadını aldı.

Manevi bir yolla kendisine Hüdâî adı verildi:

Ol Mevla’m koymuştur Hüdâî adım
Melekler ederler gökte feryadım
Mevla’mın aşkından almışım tadım
Yansa da ayrılmaz haktan Hüdâî

Lâdikli Ahamet Ağa, Hatice Hanım'la evlendi. İkisi erkek, dördü kız olmak üzere, altı çocuğu vardır. 

Okur Yazarlığı

Hikmeti ilahi ÜMMÎDİR (Okuma yazması yoktur). Bu durumunu şu beytinde dile getirmektedir:

 Bir Üstaddan okumadım, yol nedir erkân nedir.

İlm-i Zahir okumadım, kalpteki bürhan nedir.

Ey beni yaratan Hüda’m, cümle bilgi sendedir.

Dertliler geldi kapına, hem dermanı sendedir.

İmzasını atamadığı için mühür kullanırdı. Mektuplarını kâtipleri yazardı. Bir arkadaşından mektup geldiği zaman kâtiplerine okuturdu. Cevabî mektuplarını da yine onlara yazdırırdı

Dinî kültürü hakkında “Allâh ondan razı olsun, ben dinimi diyanetimi tabur imamımızdan öğrendim” demiştir.

Yine Ali Ulvi Kurucu Hocaefendi’nin hatıralarında naklettiğine göre ‘Kardeşim, ben cahilim, ben ümmiyim, der, kendinde bir varlık görmez; “Bu Allah’ın bana verdiği bir in’am, bir ihsandır. Benim peşimden gidilmez. Ben bir cemaatin önüne düşüp imam olamam’ diye konuşurdu. Amcama ilmi ve hizmetleri dolayısıyla çok hürmet gösterirdi. Ali Ulvi Efendi, Rabbim dualarımı kabul etti. Şu neslimden bir âlim yetişse derdim. Bu memleket ilimle kurtulacak yavrum, ilimle kurtulacak. Âlimsiz olmaz, ilimsiz olmaz, demişti.

Nasıl bir Hızır bekliyordun?

Akşehir Kaymakamı Ahmed Ağa'ya:

- Ahmed Ağa, demiş siz hep görüşüyorsunuz, bir de bana göster Hızır Aleyhisselâmı!..

Ahmed Ağa, Kaymakamın talebine yuvarlak çerçeveli bir cevap vermiş:

- Oğlum, nasibse görürsünüz inşallah! demiş.

Ahmed Ağa'nın hayranlarından olan Kaymakam, bir Ramazan günü, iftara yakın, iftar sofrasına oturmuşlar, ailecek iftar topunu bekliyorlar... Kaymakam  sigara tiryakisiymiş. Kaymakam tiryakiliğin verdiği ruh haletiyle beklerken, kapısı üç kez çalınmış. Çıkmış bakmış Kaymakam, kapıda bir adam:

-Biseciii! Bise alırmısınız efendiii?

Arkasında da bir deve, geviş getiriyor geve geve.

Ne desin Kaymakam?

- Ne bisesi be adam? Biseyi ne yapayım ben?

- Peki efendi kızma! Bizden sorması, sanki ısmarlamış gibiydiniz de... Hadi iftar-ı şerifler hayrolsun! demiş, çekmiş devesinin yularını:

- Biseciii! Bise alan, katran alan...

Kaymakam kapıyı kapatıp da sofraya dönerken, mırıldanıp kendi kendine içinden: Allah Allaaah! Bu saatte bise mi satılır be adam? Mübarek iftar vakti... Fesûbhanallah! çekmiş.

Bir müddet sonra tekrar Ladik'e gittiği zaman:

- Aşk olsun Ahmed Ağa, bize Hızır Aleyhisselâmı daha göstermeyecen mi Hacı Babam? diye sitem etmeye kalkınca, Ahmed Ağa:

- Size de aşk olsun hay guzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra da gelir bize sitem yaparsınız! demiş.

Kaymakam şaşkınlık içinde:

- Ne demek o? Ne zaman geldi Hacı Babam? diye sorunca, Ahmed Ağa:

- Ramazanın son günlerinde, siz sofrada beklerken kapınıza bir Biseci geldi mi? 

- Geldi?

- Devesinin semerindeki katran küplerine dikkat ettin mi, semere bağlı mıydı, değil miydi?

- Ben bu tiryaki kafasıyla nerden dikkat edeceğim ona Hacı Babam?

- İçeceksen sen iç cigarayı oğlum! Cigara seni içmesin!... Hem sen nasıl bir Hızır bekliyordun? Yakası kartlı, kravatlı birini mi bekliyordun? Kolalı gömlekli, ütülü pantolonlu birini mi bekliyordun? Neyse... Gördün işte gayrı... Görmedim diyemezsin! Kaçırdın ammaa, gördün işte yine de... demiş ve teselli etmiş Kaymakamı, Ahmed Ağa, ama.... Kaymakam epey eyvah çekmiş tabiii..

 Kemal Edip Kürkçüoğlu hem mersiye yazmış hem de vefatına tarih düşürmüştür.

Zevk-i tevhîd bedîdâr idi zâtında bize

Vererek ders-i fütüvvet harekâtında bize

Nazar atmış], el uzatmıştı hayâtında bize

Erişir himmeti elbette memâtında bize

 

Az gelir âleme bir böyle vücûd-ı eşref

Onu kılmıştı Hüdâ, zümre-i aktâba halef

Darbe-i kahrına gör ki ecelin oldu hedef

Verecektir ünü tarihe ebedi(yyen) şeref

 

Tarihî Rubâî

Firdevs’e bugün oldu revân Ahmed Ağa

Ünvânca Lâdik köylü Çoban Ahmed Ağa

Tarihini feryâd ederek yazdı Kemâl

Göçtü ulu sultân-ı zamân Ahmed Ağa

İrtihâli: 24 Rabiulahir 1389 / 9 Haziran 1969

         KEMÂL EDİP KÜRKÇÜOĞLU

Lâdikli Ahmet Hüdai (k s) bu dünyadan göçüşünün 46. Sene-i devriyesinde rahmetle anıyoruz. Kabri, Konya Lâdik Kasabası mezarlığındadır. Allâh (c.c) sırrının kudsiyetini artırsın,  şefaatine nail eylesin. Amin…

 

Kaynaklar: 

1) Ladikli Ahmed Ağa, Mustafa Özdamar, Kırkkandil Yayınları, 2004
2) Üveysi Hacı Ahmed Ağa,  Osman Karabulut, Şems Yayınlar

3)Bir Gazi Veli Ladikli Ahmet Ağa, Mehmet Ali Uz

4)M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad  Ali UlviKurucu Hatıralar 3


Bu Yazı 2420 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar