Kapak
Vakıf Medeniyetimiz
07.05.2014        

Vakıf Medeniyetimiz

Yrd. Doç. Dr. Muammer Ulutürk

 

 

İnsanoğlu fıtri özellikleri sebebiyle iyilik yapmaya, digergâm olmaya, kalıcı hizmetler üretmeye meyilli bir varlıktır. İslam öncesi muhtelif inanç ve kültürlerde bu fıtri özelliğin tezahürü olarak yardımlaşma kurumlarının varlığından da haberdarız. Şu halde homo economicus insan tipini, biriktirmekten ve bencillikten kurtararak bir anlamda homo socius’a veya homo religious’a tebdil eden süreçlerden biri de iyilik yapma, yardım etme, toplumsal ihtiyaçlara paydaş olma duygusu olmaktadır. Yeryüzünün ilk mabedi olan Kabe’nin inşasına bakılacak olursa, işbirliği ve toplumsal fayda fiilinin ilk insan ile başladığını söylemek doğru bir yaklaşım olacaktır.

Tarih boyunca süregelmiş yardımlaşma ve dayanışma duygusunun kurumsallaşmış hali olarak tanımlayabileceğimiz vakıf, iktisadi anlamda; kişisel çalışma ve gayretle elde edilen imkânlar ve mal varlığının gönül rızasıyla paylaşılmasını öngören hukuki bir sistemdir. Hukuk ıstılahında, Ebu Hanife’nin tarifine göre “Bir mülkün, aynı sahibinin mülkü hükmünde kalmak üzere menfaatinin bir cihete tasadduk edilmesidir.” Başka bir ifadeyle Allah’ın rızasını kazanmak için onun verdiği nimetleri, o nimetlerden mahrum olan kullarına vermektir. Bu durum, malın mülkiyetinin verenin mülkiyetinden çıkmış olması ve ammenin ortak malı haline gelmesi anlamını ifade eder.

Müslümanlar ortaya koydukları vakıf eserlerini kurumsallaştırarak bu alanda müstesna bir çığır açmışlardır. Hz. Peygamber bizzat Medine’de kendisine ait olan hurma bahçesini vakfedip hasılatını “Havadis-i Dehr”e, yani İslam’ın müdafaası için icap eden ihtiyaçlara tahsis etmişti.Hz. Peygamber'in diğer bir hurmalığı olan Fedek hurmalığının gelirini de “Ebna-i Sebil” yani yolculara vakfettiği bilinmektedir. Rivayete göre Hz. Peygamber, Hicretin 32. ayında yedi adet hurma bahçesini vakfetmiş Fedek bahçesinin nazırlığına da Hz. Ebubekir’i getirmiştir. Yine rivayete göre kendi vakfına ilk nezaret eden de Hz. Ömer’dir. İslâm tarihinde ilk vakfiyenin, Hz. Ömer tarafından yazıldığı rivayet edilse de, bunun Hz. Peygamber’in hayatında mı, yoksa Hz. Ömer’in halifeliği zamanında mı olduğuna dair henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz. Hazreti Ömer’in Hayber’in fethinden sonra ganimet olarak kendisine düşen bir arazinin satılmaması, miras bırakılmaması ve hibe edilmemesi şartı ile fakir, köle, misafir ve Allah yolunda olanların istifadesi için vermesi, ilk vakıf olarak kabul edilmektedir. Hz. Ömer’in vakfettiği Semg adındaki hurma bahçesi, Hz. Peygamber’in; “onu vakfet. O, satılamaz, hibe edilmez ve ona varis olunmaz. Lakin onun geliri infak edilir. Muhtaçlara verilir” beyanı doğrultusunda, Allah yolunda harcamak, kölelere yardım etmek, yoksul ve fakirlere yardım etmek, misafirlere yedirmek, yolculara yardım etmek ve yakın akrabaya yardım etmek amacına hizmet etmek maksatlarını taşımakta ve kurulacak olan sonraki vakıflara örnek teşkil etmekteydi.[i]

Vakıfların İslam coğrafyalarında hızla yaygınlaşıp kurumsal mahiyet elde etmesindesadaka, infak ve hayırda yarışmaya teşvik edici mahiyetteki ayetlerin yanı sıra “Ademoğlu vefat edince ameli kesilir, ancak üç hususta müstesna: Sadaka-i cariye, faydalı ilim ve kendine dua eden hayırlı evlat” hadisi başta olmak üzere hayırda yarışmayı tavsiye eden diğer hadisler, vakıfların el’an devam ediyor olmasında son derece etkili olmuştur.

Hz. Peygamber ve dört halife döneminden sonra Velid b. Abdilmelik, ŞamEmeviye Camii’ne karyeler, mezralar tahsis etmiş ve nazır tayin etmişti.Vakıf hukukunun teşekkül ettiği Abbasiler devrinde ise vakıflar daha da gelişti. Hatta bu maksatla müstakil bir daire kuruldu. Samanoğulları’nda da vakıflara bakmak üzere müstakil bir divan kurulmuştu.Türk unsurunun Müslüman olmasından sonra ise Uygur vakıflarının da tesiriyle Müslüman Türk devletlerinde vakıf müessesesi hayli gelişti.Karahanlı, Selçuklu ve Gazneli devletlerinde birçok vakıf kuruldu. Bilhassa Selçuklular devrinde, eğitim vakıfları yaygın hale gelen ve İslam dünyasında büyük sosyal hizmetler gören tekkelere ait vakıflar da önemli yekün tutarlar.Harezmşahlar, Atabeyler, Eyyubiler ve Memlukler zamanında da vakıflar gelişerek arttı. Moğolların, İslamlaşmadan sonra vakıflara çok önem verdikleri ve adeta daha önce kırıp döktükleri vakıfları yeniden ihyaya yöneldikleri,ilk Müslüman Moğol hükümdarı Ahmet Teküdar (680/1282-683/1284), Gazan Han ve Olcaytu devirlerinde birçok harap vakıfların ihya edildiği gibi şart-ı vakıfa uyumasına titizlik gösterildiği bilinmektedir. Anadolu’daki Müslüman Türk beyliklerinde de vakıf kurma geleneği aynen yaşamış ve birçok vakıflar kurulmuştur. Tarihi tespitlere göre Osmanlılarda ilk vakıf tesis eden Orhan Gazi’dir. O, 724/1324’te azadlı kölelerinden TavaşiŞerefüddin’eMekece’de vakfettiği hünkarın tevliyetini vermişti.[ii]

Vakfedilmiş olan mülkün tahsisi belli bir zaman dilimi kaydıyla sınırlı tutulamaz. Mülk ebedi olarak sahibinin elinden çıkarak bir amaç doğrultusunda şahitler ve mahkeme huzurunda kaydedilmek suretiyle kamunun tasarrufuna verilmiş olur. Bu tasarrufun işleyişini gösteren belgelere vakfiye denilmektedir. Bir vakfiye metninde kurumu kimin idare edeceği yani mütevelli, kontrolü kimin yapacağı yani nazır, vakıfta çeşitli görevleri yapacak olanlar, bunların alacakları maaşlar, vakfa tahsis edilen mal varlığı, vakfın gayesi ve bu gayeyi çiğneyenlere yapılan beddualar yer alır. İslam dünyasında kurulan vakfiyelerin sürekliliğinde ve yanlış ellerde heba olmamasında sözünü ettiğimiz maddi ve manevi bağlayıcı kayıtların önemli rolü olmuştur.

Vakıf kurumunun toplumsal çok sayıda işlevi vardır. Ülke ticaretinive iktisadi hayatı geliştirmesi, kültür hayatını canlandırması, sosyal ve dini duyarlılığı arttırması, eğitim hizmetlerine katkısı, sosyal güvenlik ve adalet tesis etmesi bunlardan sadece birkaçıdır.

Başlangıcından itibaren yoksulluğu, cehaleti ve çaresizliği ortadan kaldırma hedefleri gütmüş olan vakıfların zaman içerisinde ayrı amaçlar doğrultusunda çalıştığı, adeta ihtisas kurumlarına dönüştüğü vakıası bir medeniyet göstergesidir. Bunlardan bazılarını zikredecek olursak;

1-Cüzzamlılara, gözü görmeyenlere, dilsizlere, akıl hastalarına ve diğer hastalar yardım için kurulan vakıflar.

2-Kimsesiz çocuklara, öksüzlere ve yetimlere yardım için kurulan vakıflar.

3-Öksüz kızlara çeyiz hazırlamak maksadıyla kurulan vakıflar.

4-Fakirlerin ve kimsesizlerin cenazelerinin kaldırılması için kurulan vakıflar.

5-Borçlulara ve müflislere yardım için kurulan vakıflar.

6-Hac yolunda parasız kalanlara yardım için kurulan vakıflar.

7-Mekke ve Medine’de vefat eden Anadolu insanlarının cenaze masraflarını karşılamak için kurulan vakıflar.

8-Köle ve cariyelerin kırdıkları çanak-çömlekleri tazmin için kurulan vakıflar.

9-Mahalle ve köylerde hastalanan fakirlerin tedavisi ve hastalık sebebiyle ticaret yapamayan kimselere yardım için kurulan vakıflar.

10-Şehrin belirli bölgelerine konulan sadaka taşları.

         Sonuç olarak diyebiliriz ki, yukarıda verdiğimiz örnekler, insanın fıtri özelliklerinden gelen hasletleri aşarak İslam Dini ile birlikte özellikle ahiret inancının tezahüründen olarak görev addedilmiş ve süreçte vakıf kurumu bir medeniyet numunesi haline gelmiştir.



[i] Bkz. Cahit Baltacı, İslam Medeniyeti Tarihi, İstanbul, 2005, s. 219-220

[ii] Bkz. Cahit Baltacı, İslam Medeniyeti Tarihi, İstanbul, 2005, s. 221-222

 


Bu Yazı 5113 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar