Vefatının 489. Yıldönümünde YAVUZ SULTAN SELİM HAN Savaşa Kütüphanesini Götüren Hükümdar
..        

“Bu dünya bir padişaha çok, iki padişaha az!” diyen kudretli bir cihangir; sekiz yıl süren padişahlığında senelere sığmayan büyük işler başaran bir kahraman; peygamber sevdalısı bir hükümdar…

Yavuz Sultan Selim Han, 1469'da Sultan II. Bayezid'in dördüncü oğlu olarak babasının sancak beyi bulunduğu Amasya'da dünyaya geldi. Tam adı “Selimşah” olan Sultan'ın annesi Ayşe Gülbahar Hatun'du. 24 Nisan 1512'de tahta çıkan Sultan Selim, oğlu Şehzade Süleyman'ı (Kanunî) Saruhan sancakbeyi tayin ettikten sonra, annesi Hafsa Sultan'la birlikte Manisa'ya gönderdi. Şimdi sıra, cülusunda kendisini tebrik etmeyen, hatta elçi dahi göndermeyen, şehzadeliği döneminden beri kendisine düşmanca tavrını sürdüren Şah İsmail'e gelmişti. Safevîler baştan beri Osmanlı'nın iç işlerine karışmış, Doğu Anadolu'ya gönderdiği casuslar vasıtasıyla mezhep propagandası yaparak, siyasî nüfuz sağlamak istemiş, Batı'da isyan çıkarma girişiminde dahi bulunmuşlardı.
Sultan Selim, Anadolu içlerinde günlerce yol aldıktan sonra, 23 Ağustos 1514'de, Çaldıran ovasında karşılaştığı Şah İsmail kuvvetlerini on saat içerisinde darmadağın etti. Safevî ordugâhı, Şâh'ın hazineleri ve hatunlarıyla birlikte Osmanlı'nın eline geçti. Çaldıran Savaşı, Türklere hem güney yollarını, hem de Ortadoğu'nun bütün kapılarını ardına kadar açmıştı.

Mukaddes beldenin hizmetkârı
Bu büyük zaferin ardından Dersaadet'e dönen Sultan, 1516 baharında Mısır Seferi'ne karar verdi. Doğu Akdeniz'de tam bir hâkimiyet sağlanması, Hıristiyan dünyasının ortak hareketine karşı İslâm dünyasına dayanma lüzumu ve Anadolu güvenli- ğinin sürekliliği gerçeği, Osmanlı'yı bu sefere yönelten temel gerekçelerdi.
Memlûk ordusuyla 24 Ağustos 1516'da Merci- dâbık'ta karşılaştılar. Osmanlı askeri 60 bin kişi civarındaydı, ayrıca orduda 300 civarında top bulunuyordu. Düşman kuvvetinin ise 80 bin olduğu söyleniyordu. Müthiş bir savaş oldu; muharebe sona erdiğinde, ordusunun başında yer alan 84 yaşındaki Memluk Sultanı Kansu Gavrî bile ölüler arasındaydı. Savaş bittiğinde Abbasî Halifesi Mütevekkil ile Mısır'ın en tanınmış ulemaları Yavuz'a teslim oldu, ondan büyük iltifat gördüler.
Savaşın sonunda, Doğu'da Osmanlı aleyhine ittifak eden iki büyük devletten en büyüğü yıkılmış, Suriye ve Filistin'de dört asır devam edecek olan Türk hâkimiyeti perçinlenmiş, Osmanlı'ya Mısır ve Arabistan yolu açılmıştı.
Sultan Selim, muharebeden dört gün sonra Halep'e girdi. Cuma günü, Halep Cami-i Kebir- inde Cuma namazı eda ederken, hatip kendisini “Hâkimü'l Haremeyni'ş Şerifeyn” yani “Mekke ve Medine'nin hâkimi” unvanıyla vasıflandırdı. Sultan Selim, bu söz üzerine oturduğu yerden kalkarak, hatibe müdahale etti. Kendisini “Hâdimü'l Haremeyni'ş Şerifeyn” yani “Mukaddes beldelerin hizmetkârı” unvanıyla zikretmesini istedi. Sultanın bu ikazı karşısında, hatip sözünü geri aldı ve konuşmasını padişahın istediği şekilde değiştirdi. Hünkâr bunun üzerine, yerdeki küçük halı kaldırıp, çıplak toprakta yere kapanarak Allah'a şükür secdesi yaptı. Cuma sonrasında ise 1000 dukadan (Venedik Altını) kıymetli olan kaftanını çıkarıp hatibe giydirdi.
Ünlü Avusturyalı tarihçi Hammer bu olay için, “İslam tarihinde, kişinin dindarlığı gösteren, bu derece üstün misal zor bulunur” diyerek, Sultanın imanındaki mükemmelliğe işaret eder.

On günde geçilen çöl!
Sonraki yıl Katya çölü varoşlarına ulaşan Ordu yı Hümayun, çölü on günde geçerek, Mısır'ın anahtarı sayılan Salihiye'ye ulaştı. Çölün, o zamana kadar hiçbir cihangir tarafından geçileme-yip, sadece Yavuz tarafından aşılması, Osmanlı ordusunun levazım ve lojistik bakımdan sahip olduğu müthiş kudreti gösterir. Ordu teşkilâtının, hareket üssünden dört bin kilometre uzakta, yabancı topraklardaki bu ilerlemesi ve sonrasın- daki zaferleri, askerî tarihin bugün dahi pek büyük sayılması lâzım gelen harikalarındandır. Bu olumsuzluklara, çölün bedevî aşiretlerinin Osman lı ordusunu fırsat buldukça rahatsız etmelerini ve Mısır Sultanı Tomanbay'ın bir Türk başı getirene ağırlığınca altın vereceğini ilan etmesini de eklersek, Selim Han kuvvetlerinin başardıkları işin büyüklüğü daha iyi anlaşılır.
Çölü geçen Osmanlı ordusu, Kahire yolu üzerindeki Ridaniye mevkiinde (22 Ocak 1517) Memlûk kuvvetleriyle karşılaştı. Kuşluk vakti başlayıp ertesi günün akşamına kadar devam eden savaşta Mısır kuvvetleri feci bir bozguna uğradı. Yavuz, iki meydan muharebesiyle o zamana kadar iktisadî ve askerî bakımdan, dünyanın en büyük devletlerinden biri sayılan Memlûk Devleti'ni yıkarak, zengin mirasını Osmanlı hazinesine devretti.
Sultan, İstanbul ufuklarında gözüktüğünde (1518), şehir halkı hükümdarlarını alkışlayıp bağrına basmak üzere samimi bir coşku içinde yollara döküldü. Fakat mütevazı Sultan:
“Biz bunca sıkıntı ve meşakkate alkış uğruna katlanmadık. Halis niyetimiz Allah'ın rızasını kazanmaktı!” diyerek, gururunu Üsküdar toprak- larına gömdü ve gece vakti kimseye görünmeden denizi aşıp sarayına doğru süzüldü!

Savaşa kitaplar da katıldı!
Mısır Fâtihi, hârikulade bir dinamizme sahipti. Dünyevî lezzetlerden hoşlanmaz, günde üç dört saat uykuyla yetinirdi. Kaynaklarda, şehzadelik zamanından beri kendini tarih mütalaasına, tefekküre, âlimlerle sohbete verdiği belirtilir. Hükümdarlığı sırasında gözlüğünü takarak, okunup incelenmesi çok güç olan, Tarih-i Vassaf'ı okuduğu bilinir. Adı geçen Moğol tarihi Hindistan dan söz etmektedir ki, bu durum onun Hind'e veya Turan'a sefer açacağının bir işareti kabul edilir.
Batılı tarihçi Paolo Giovio; Selim'in, Sezar'ı ve hatta İskender'i bile okuduğunu söyler ki, bu onun tarihe olan büyük merakını gösterir. Tarih merakı, Osmanlı hükümdarlarında bir gelenek olarak sonuna kadar böyle devam etmiştir. Hemen hepsi kendi tarihleriyle beraber diğer tarihlere de meraklıdırlar.”
Sultan Selim, Mısır seferi sırasında seyyar kütüphanesini de beraberinde götürmüştü. Kitapları bazen bizzat okur, bazen de nedimlerine okutur, kendileri dinlerdi. Yolda ya bir eser telif edilir veya tercümesi yapılır yahut istinsah edilirdi (çoğaltılırdı). Bazen de ilim erkânı ile sohbetler düzenlenir, eğlenceler tertip olunurdu.
Ülkeler ve beldeler fetheden, birbirinden parlak ve büyük zaferler kazanan, elli senelik ömrü at üstünde, çadırlarda ve savaş meydanların da geçen kudretli Hünkâr, sekiz yıl, dört ay, yirmi sekiz gün padişahlık yaptıktan sonra, 22 Eylül 1520 günü, yeni bir sefer hazırlığı içinde iken Çorlu civarında hayata veda ediverdi.
Oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan ve 20 Kasım 1522'de tamamlanan türbe- si, Fâtih'te, onun adını taşıyan semtte ve aynı isimli camiin mihrabı önünde, Haliç'e bakan bir tepenin üzerindedir.


Bu Yazı 2539 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar