Kapak
Vefatının 65. Yılı Dolayısıyla; Mehmet Tahirü'l Mevlevi
09.06.2016        

Şapka Risalesi’nden 5 adet sattığı için 60 gün cezaevinde yatmıştı!

 Vefatının 65. Yılı Dolayısıyla;

Mehmed Tahirü’l Mevlevî

 

Can Alpgüvenç

 

Reşid Mazhar Ayda, Tahirü’l Mevlevî’nin vefat yıldönümü münasebetiyle kaleme aldığı yazısında onun çeşitli cephelerini anlatırken, Süleymaniye Camii’ndeki Mesnevî derslerinden söz ederek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Mesnevî’yi takrir ederken söylediği bazı derin sözler, “ârif” olmayan kimsenin ağzından çıkacak sözler değildi. Rahmetli üstad, hemen her derste karşısındakileri unutur, felsefe, ilm-i kelâm ve tasavvuf âlemine geçer; tarihten, Arap, İran ve Türk edebiyatlarından misaller getirir, dinleyenleri vecd içinde mest edip bırakırdı!”

***

Bu sayımızda sizlere, Fatih ve Süleymaniye camilerinde yıllarca Mesnevî dersleri veren, Mesnevi-i Şerif şerhinin en güzellerinden birini kaleme alan, İskilipli Âtıf Efendi’nin telif ettiği “Şapka Risalesi”nden beş adet sattığı için 60 gün cezaevinde yatırılarak İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan muallim ve müderris bir Mevlevî dedesini, Tahirü’l Mevlevî’yi tanıtmaya çalışacağım.

***

1877’de İstanbul’un Aksaray semtine komşu Taşkasap’ta dünyaya gelen Tahirü’l Mevlevî, ilk tahsilini Hekimbaşı Ömer Efendi Mekteb-i İbtidaiyyesi’nde yaptıktan sonra, Gülhane Askerî Rüştiyesi’ne girmiş, sonra da Menşe-i Küttab-ı Askerî’yi tamamlayarak, 1892 yılında henüz 15 yaşında iken Bâb-ı Seraskerî’de mülâzım (teğmen) olarak göreve başlamıştı.

Babası Hademe-i Hassa başçavuşlarından Mustafa Saffet Bey’i on üç yaşında kaybeden Tahirü’l Mevlevî’nin asıl adı Mehmed Tahir’di. O, Sultan Abdülaziz Han’ın kızlarından Nâzıme Sultan’ın dadılığını yapan, annesi Emine Emsal Hanım tarafından büyütülmüş, büyük bir muhabbetle sevdiği bu büyük varlığın vefatından sonra dahi evlenmeyerek, ömür boyu mücerret yaşamıştı.

 

Hocasının makamını kabul etmedi!

On sekiz yaşında, hocası ve Kasımpaşa Mevlevhânesi şeyhi Mehmed Esad Dede ile birlikte hacca giden, hac dönüşü askeriyedeki görevinden istifa ederek, önceki sene intisap ettiği Yenikapı Mevlevhânesi postnişini Mahmud Celâleddin Dede’nin dergâhında 1001 günlük çileye soyunan Tahirü’l Mevlevî, 21 yaşında “Dede” unvanı kazanmıştı.

Geçimini kendi temin etmeyi, dergâhta hücre-nişin olmaya tercih ederek -yayıncılık da yapmak üzere- bir sahaf dükkânı açmaya karar verdi. Şeyhinin müsaadesiyle, Bayezid’de ana cadde üzerinde “Tahir Dede Kütüphanesi” adını verdiği bir kitapevi açtı. Neşriyattan gayesi, bazı Mevlevî büyüklerinin unutulmuş eserlerini yeniden ortaya çıkarmaktı. Bu arada bir de dergi çıkarmaya başlamıştı. Fakat gazete ve neşriyatı, kıskanç bir takım kişilerin; saraya, “İttihad-ı Mevlevî’ye Komitesi” teşkil etmek amacındadır,” tarzında bir jurnali (ihbarı) üzerine kapatıldı.

Mehmed Tahir Bey, annesinin dadılığını yaptığı Nâzıme Sultan’ın yalısında dört beş yıl vekilharçlık görevinde bulunduktan sonra, Orman ve Ziraat Vekâleti’nde memuriyete geçmiş, bu arada Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşad ve Nekregû isimli dergilerde şiir ve makaleleri yayınlanmaya başlamıştı. Kendisine, Hocası Esad Dede’nin vefatı üzerine (1911) Kasımpaşa Mevlevihanesi mesnevîhanlığı teklif edildiyse de; bu teklifi, hocasına duyduğu engin hürmeti sebebiyle - yani onun makamına geçmeyi edep dışı görerek - kabul etmemişti.

 

Mevtanın başında şiir okunmaz!

Yıl 1912 idi… “Hak” Gazetesi, Şeyh Galip Dede’nin vefat yıldönümü münasebetiyle Galata Mevlevihanesi’deki kabri başında bir anma töreni düzenlemişti. Orada “Hak” gazetesinin yazı kurulundan Köprülüzade Fuat Bey (Prof. Dr. Fuad Köprülü), Şark’ın bu müceddit şâirinin hayatı, eserleri ve edebi yönü hakkında bir konuşma yapacak, ardından Mülkiye’den Âkif Efendi, Hüsnü Aşk’ından bazı parçalar okuyacaktı. Anma merasimi, Abdülhak Hamid’in, Şeyh Galib’in edebî duygularını anlatan mektubunun okunmasından sonra, Mevlevîhâne postnişininin gülbank çekmesiyle sona erecekti.

Tahirü’l Mevlevî, bir makalesinde bu durumu şöyle tenkit etti:

“Şu durum, meselâ Panteon’da gömülü bulunan Fransız meşhurlarından birinin mezarını ziyaret için düzenlenmiş olsaydı, kimsenin bir diyeceği olmaz, “Yalnız mezarına konulacak çelenk unutulmuş” denilip geçilirdi. Lâkin bakışlar, Paris’ten İstanbul’a, Panteon’dan Galata Mevlevihanesi’ne, meselâ Victor Hugo’nun mezarından Şeyh Galib’in kabrine çevrilince, bu fiilin yakışmadığı, bu icraatın kabul edilemeyeceği açıktı. Çünkü bizde kabir ziyaretine koyu renk elbise ile değil, abdestle ve temiz elbise ile gidilir. Mevtanın mezarı başında nutuklar, mektuplar, şiirler okunmaz. Âyet-i kerimeler, Fatihalar ve salâvat-ı şerifeler okunur, dualar edilir.

Zannederim heyet arasında hakikî bir Mevlevî bulunsaydı, Dede merhumun faziletlerinin anılması için dergâh-ı şerifte “Mevlid” okutturulmasını, mukabeleden sonra gömülü bulunduğu türbenin önünde dua edilmesini, sonra da Darülfünun’un ders kürsüsünde şâirlik meziyetlerinin açıklanmasını teklif ederdi!”[1]

 

“Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesi

1914’de Darü’l Hilafet müderrisliği, 1918’de Medresetü’l Kuzat müdürlüğüne getirilen Tahirü’l Mevlevî, kısa bir süre Teâli-yi İslâm Cemiyeti üyeliği de yapmıştı. 1920’de “Mahfil” isimli bir dergi çıkarmaya başlamış, üç yıl sonra Fatih Camii’nde mesnevihanlık vazifesi üstlenmişti. Darüşşafaka Lisesi’ndeki muallimlik görevine ise 1909’dan beri devam ediyordu. Durup dinlenmeden, yorulmak bilmez bir tempoda çalışıyordu.

25 Kasım 1925 günü, “Şapka İktisası Hakkında Kanun” adıyla beklenmedik bir kanun çıkarılmış, yürürlüğe girmesinin on ikinci günü bir yatsı vakti, Mehmed Tahir Bey’in evi de aranmış, ardından aynı gece emniyete sevk edilerek tevkif edilmişti. “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli küçük risalenin telifi ve yayınlanması, kanunun çıkmasından 1,5 yıl önce telif olunmasına rağmen, başta eserin müellifi İskilipli Atıf Efendi olmak üzere yüzlerce kişi yakalanarak tevkif edilmişti (!)

Tahirü’l Mevlevî’nin suçu ise, kitapçılık yaptığı dönemde bu eserden 5 adet satmış olmasıydı! İstanbul’da, şapkaya ve inkılâplara karşı olma ithamıyla tutuklanan 25 kişi arasında o da vardı. İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Ankara’ya götürülmüş, iki ay süresince cezaevinde tutulmuştu

 

Gurbette hemşehri görmüş gibi!

Mahkemenin karar günüydü… Bütün gece uyumamış, bin bir türlü hayal ve üzüntü içinde Rabbine niyaz edip yalvardıktan sonra sabaha karşı biraz dalmıştı. Gördüğü farklı rüyanın etkisiyle bir anda gözlerini açtığında namaz vaktinin girdiğini fark etmişti.

Rüyası şöyle idi… Cezaevi koğuşunda birlikte yattıkları Ahıskalı Şeyh Haydar Efendi ile ortak bir maaş cüzdanları vardı… Bu cüzdanla, maaş çekmek üzere dairenin veznesine başvurmuştu. Veznedar, maaşına karşılık iki kâğıt para verdikten sonra şöyle bir teklifte bulunmuştu:

“İstersen, bir de altın vereyim!”

Mehmed Tahir Bey:

“Aman efendim, lütufta bulunmuş olursunuz, çoktandır yüzüne hasrettim. Gurbette hemşehri görmüş gibi olurum!” dedi.

Bunun üzerine veznedar, kenarı kırık bir de altın vermişti.

Bunun üzerine Mehmed Tahir Bey:

“Efendim, bir lütufta bulundunuz,, bari tamam olsun, şunu değiştiriverin,” ricasında bulunmuştu.

Bu söz üzerine memur, kırık altını geri almış, yerine Mevlevî külâhı şeklinde tam bir altın sikke vermişti. Üstad o anda uyanmıştı.

***

Tahirü’l Mevlevî’nin namazdan sonra anlattığı rüyayı, Ali Haydar Efendi şöyle tabir etti:

Altının değişmesi; hakkındaki hükmün değişeceğine, maaş cüzdanının ortak olması ise ikimizin de beraat edeceğine işaret!”

Birkaç saat sonra tabir doğrulanmış, 3 Şubat 1926 günü yapılan duruşmada ikisi de beraat edip serbest bırakılmışlardı.

21 Haziran 1951’de 74 yaşında iken vefat eden bu edebiyat tarihçisi, gazeteci, şâir “Dede”, Merkez Efendi kabristanına defnolunmuştu.

 

 


[1] Tahirü’l Mevlevi / Matbuat Âlemindeki Hayatım ve İstiklâl Mahkemeleri / Nehir Yayınları. 1990. s.44-45.


Bu Yazı 685 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar