Veysel Karan-i Hz.
..        

Peygamber Efendimiz Tebük Seferinden dönünce Hz. Aişe'ye şöyle hitap ettiler. Ya Aişe, evimize hangi ulu kişi geldi? Bu rahmani kokular bu ilahi lezzet nedir?
Ey Allah'ın Resulü; Yemen oymağından Karen köyünden Üveys adında bir zat sizi ziyarete geldi. Mukaddes cemalinizin bağrı yanık aşıklarındanmış, zatı alinizi bulamayınca çok üzgün bir halde ayrıldı. İşte o adam gittikten sonra evin içinde bu ulvi kokuları hissettim.
-Ya Aişe, sen o zatı gördün mü?
-Evet ey Allah'ın Resulü sağ gözümün ucu ile baktım.
-Öyleyse o gözünü bende ziyaret edeyim. Görüşün ve gördüğün mübarek olsun.
Bir müddet sonra Mescidi Nebeviye geçen Resulullah sahabelerine seslendiler.
Müjdeler olsun Üveysi gören gözleri ziyaret ettim, gelin siz de benim gözümü ziyaret edin dedi. Ve buyurdular; “Bana Yemen tarafından rahmani kokular geliyor, şüphesiz ki tabiinin en hayırlısı Üveys'tir”.
Benim ümmetimde Üveys adında bir kişi vardır. Kıyamet gününde Rebia ve Murdar kabilelerinin koyunları tüyü sayısınca günahlı kişilere şefaat edecektir.
Ve yine Resulullah son günlerinde Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Aişe'ye vasiyet buyurdular. “Benden sonra hırkamı Üveys'e veriniz”
Yüksekliği tevazuda, liderliği nasihatta, nesebi takvada, şerefi kanaatte, rahatlığı zühdde, zenginliği tevekkülde buldum diye kendi hayatını anlatan bu Allah ve Peygamber aşığı kimdir? Onu tanımaya çalışalım.
555-560 yılları arasında Yemen'in Karen Köyünde dünyaya gelmiştir. Soyu Yemen kabilelerinden Muradoğullarından gelmektedir. Babasının ismi Amir'dir kendisinin asıl ismi Üveys Bin Amir-i Karenidir.
Türbesi Siirt'in Baykan İlçesinin 8 km. güney batısında bulunan Ziyaret (Veysel Karani) beldesinde bulunmaktadır. Türbenin bulunduğu bu belde her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edilmekte ve burayı inanç turizmi açısından cazibe merkezi haline getirmektedir.
Tekrar Üveys El Karani-nin doğduğu yer olan Karen'e dönelim. Karen Yemen tarafında adı bilinmedik bir beldedir. Etrafı kum dağları ile çevrilidir. Kurak ve çoraktır. Birkaç kuyu, üç beş ağaç ve hepsi birbirine benzeyen toprak damlı evler, sadece develerin ve bedevilerin yaşayabileceği bu kavurucu coğrafyanın sakinlerinin gelirleri yok denecek kadar azdı. Bir şey ekip biçmezler, hayvanlarını da Üveys isimli bir çobana emanet ederler.
Üveys garip biridir. Dünyadadır ama ne dünyalığı nede dünyalık gibi bir kaygısı vardır. Güttüğü develer için ücret istemez, verenden alır, vermeyene sormaz bile, adı üzerinde çobandır işte, fakirdir ama cömertliğe geldi mi onunla yarışmak kimsenin harcı değildir. Paylaşacak çok şeyi yoktur, ama daima hayırda başı çeker. Üveys El Karani-de tek Allah inancı daha çocukluk yıllarında başlamış, olgunluk çağına geldiğinde bu inanca Peygamber sevgisi eklenince iç aleminde dış alemleri görür pencereler açılmıştır. Okul görmeden ve tek bir harf bilmeden Yüce Allah ona gayb alemlerini açmıştı.
Onun zengin gönül ikliminde sürekli olarak Allah'a ve Yüce Peygamberine sevgi çiçekleri yeşermişti. Hz. Peygamber daha dünyayı anlatmadan yıllar önce tek tanrı görüşüne ve Peygamberin geleceğine inanmış olması onun erdem dolu niteliklerinden en üstün olanıydı. Alemler serdarı Hz.Peygamber’i dünya gözüyle görmeden ona aşık olmuştu. Onu dünya gözüyle görebilmenin aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Ne yazık ki gönül gözüyle her zaman gördüğü Hz. Peygamberi dünya gözü ile görmemişti.
Hz. Peygamberin “Cennet Anaların Ayakları Altındadır” hadisi ile buyurduğu, anne kutsallığını yatalak olan annesine bir ömür boyu gösterdiği üstün hizmet ve ilgisiyle insan oğluna en güzel örneği hiç kuşkusuz Üveys El Karani Hz. vermişti. Hem kötürüm hem kör olan annesinin eli, ayağı ve kulağı olmuştur. Yedirir, içirir, yıkar, paklar ona bebek gibi bakar ne derse onu yapar, bir dediğini iki etmez, bir yüz ifadesinden bin mana çıkarır ve hepsini de yerine getirirdi.
Veysel Karani Hz. haram bilmez, yalan söylemez, boş, sahrada bir başına dolanan böylesi bir insanın günaha girme şansı da azdır. O gün boyu zikreder, af diler, ümmeti Muhammed'e dua eder. Ama en bilinen özelliği Allah ve Resulüne duyduğu tarifsiz aşktır. Veysel Karani'nin tek bir arzusu vardır. Yüzü suyu hürmetine kainatın yaratıldığı Serveri görebilmek. Gün gelir muhabbet ve Muhammed kelimeleri yüreğinde buluşur ve dışarı taşar. Efendimizin hasreti kor olur, ciğerini yakar ve en sonunda annesinden Peygamber Efendimizi gidip görmek için izin ister. Annesi itiraz etmese de bu yolculuğa razı değildir. Omuzlarını kaldırıp, boynunu büker mahzun bir uslupla “İstiyorsan git der.” Git bakalım beni kime emanet edeceksin?
Annesinden gönül rızasıyla izin alamayan Üveys, hasretini yüreğine gömer ve bu konuda bir tek kelime etmez, (Anaya itaatin erişilmez sembolü) ama o günden sonra daha fazla ağlar, daha fazla yalvarır, aşkını kayalara, kumlara anlatır. Kuşlarla, develerle dilleşir, serin seher yeliyle selamlar yollar, Harameyn'e ve ufuklar perde, perde açılır. Dağlar çekilir aradan. Artık o gün boyu ibadet eder, sürüyü melekler bekler. Oğlunun gönlünde patlayan yanardağları çok iyi hisseder annesi, çaresiz oğluna anacığı Medine'ye gidip hemen gelmek, Hz. Peygamberi orada bulamayacak olursa, teşriflerini beklemeden dönmek şartı ile gitmesine izin verir.
Gönlü Allah ve Peygamber aşkı ve muhabbetiyle dolu olan Hz. Veysel Karani izin alınca durmaz ve hemen Medine yollarına koyulur. Issız vadiler, dağlar, tepeler ve kızgın çölleri aşarak Peygamber beldesi Medine'ye ulaşır. Hz. Peygamberin evine gider, Peygamberimizi evinde bulamaz. Peygamber Efendimiz o sırada Tebük Seferindedir. Peygamberimiz bulamayınca çok üzülür. Ancak annesine verdiği sözü hatırlar. Hz. Aişe (r.a.) ye kainatın Efendisine selamımı söyleyiniz. Cennet sabahlarını andıran mübarek yüzlerini doya doya görmek isterdim. Lütfen içimin aşkı Muhammed (s.a.v.) ile yandığını gönlümün bitmez niyazını bildiriniz diyerek ayrılır. Ve tekrar Yemen yolunu tutar.
Düşüne biliyor musunuz? Dünyada en çok istediği şey Peygamber Efendimizi görmek ve annesine verdiği sözden dolayı göremeden geri gitmek bu erdemliğe ulaşabilecek bir insan var mıdır ki? Bugün bizler ne yapıyoruz? Yaşlı anne ve babalarımız doğru huzur evlerine gönderiyoruz.
Tekrar Karene dönen Hz. Veysel Karani yine deve çobanlığı yapmaya devam eder. Karen halkı ona divane gözüyle bakar ve alay ederler.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali ve Hz. Ömer Veysel Karani Hz.lerini bularak Peygamberimizin vasiyeti üzerine Hırka-i Şerif-i ona verirler. Peygamberimizin Veysel Karani Hz.leri hakkındaki övgülerin duyulmasından sonra kıymeti anlaşılır ve herkes ona hürmet etmeye başlar.
Hz. Ali'nin halifeliği zamanında iki Müslüman gurup arasında çıkan Sıffın Savaşına katılmak üzere Hz. Ali tarafından Medine'ye davet edilir. Memnuniyetle bu davete icabet eder. Veysel Karani Hz.leri hemen Medine'ye giderek Hz. Ali'nin yanında Sıffın Savaşına katılır. Bu savaşta yaralanarak hicretin 37 senesinde (Miladi 657) Şevval ayının 18. günü Fırat Nehri kenarında savaş meydanında şehit düşer.
Sıffın Savaşında şehitlerin büyük çoğunluğu savaşın olduğu yerde toprağa verildi. Şehitlerini memleketlerine götürmek isteyenler için tabutlar yaptırıldı. Şehitlerin içinde Hz. Veysel Karani de vardı. Mübarek naşı için üç ayrı kabile toplanmış ve sahip çıkmışlardır. Şehitler bindi ancak sahipleri üçtü. Saatlerce tartıştılar. Ne var ki hiçbir kabile diğerini tatmin edip inandıramadı. Sonunda iş Hz. Ali'ye varınca; O, olayı İslami açıdan anlatmaya çalıştı. Hz. Veysel Karani'nin köken itibariyle Yemenli olduğunu ve Yemenlilere verilmesi gerektiğini belirtti. Ancak diğer iki kabile bu teklife razı olmadı. Hz. Ali kura çekme teklifinde bulundu ise de buna da razı olmadılar. Bunun üzerine Hz. Ali peki dedi. Veysel Karani Hz.lerinin naşını ben korumaya alıyorum... Yarın görüşürüz der. Ve her üç kabile başkanları ile birlikte dağıldı.
Hz. Veysel Karani son kerametini gösterdi ve sabah kalktıklarında her üç kabilenin tabutlarında da göründü. Her kabile birbirinden habersiz naşın kendilerine verildiğini zannederek sessizce naşı alarak, biri Yemenin yolunu, biri Şam yolunu, biri Bitlis yolunu tuttu.
Allah aşkının potasında eriyen Veysel Karani Hz.lerinin kerameti böylece yeni olayların çıkmasını önler. Rivayetler O'nun şahsiyetini ve kerametini böyle anlatır. Ancak her şeyi bilen Yüce Allah'tır. O'nun defni ve mezarı şerifleri ile anlatılanlar birer rivayete dayanır.
Bu muhterem zatın türbesinin bulunduğu Siirt-Baykan İlçesinin Ziyaret Beldesinde her yıl 15-22 Mayıs tarihleri arasında anma töreni düzenlenir. Ve bu törene Türkiye'nin değişik yörelerinden akın akın insanlar gelmektedir.
Peygamber Efendimizin Veysel Karani Hz.lerine vermiş olduğu hırkası ise, İstanbul Fatih semtinde bulunan Hırka-i Şerif Camiinde her yıl Ramazanı Şerif ayı boyunca sergilenmektedir.
Gönül gözü... Aşkın böylesi... Cenabı Allah hepimizi aynı aşktan nasiplendirsin.


Bu Yazı 5512 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar