Yağ Nur!
..        
Yağmur…
Düşlerimin kokusunu, ıslaklığında kurutan nazlı buhur…
Görülmemiş diyarları ayaklarıma getiren şanlı destanların henüz yazılmamışlığında, ruhumun kadife yapraklarına ilk harfini düşüren kırılgan naif su…
Yağ nur….
Nurundan payeler ver, karanlıkta boğulmuş kirpiklerime… Ruhundan mavi yüzlü yazgılar ser, solmuş ümitlerime...
Sonsuz bir rahmet kapısı gibi açıl, çınlayan sedasızlıklarda parçalanmış yollarımın önüne… Açıl, bir merhamet duası gibi, hüzün devşiren yüreğime…
Bir gülün nazik bedenine düşer gibi düş, hayallerimin değişmeyen seyrine…İçindeki sırla, bir geçmişi bir geleceği açıkla, çehremin durmadan derinleşen çizgisine..
Dokun yumuşakça, geniş yapraklı ağaçların yüzlerine, küçük çiçekli çalıların diplerine, ince tüylü kuşların seslerine …Usulca yuvarlan gönlümün eskimiş duvarlarından, bahçelerimin renkli hayaline..
Kalemimin üzerine yağ ey nur..
Kelimelerimi incelt, bir kelebeğin narin kanadı kadarlık mesafede... İncelt, içimde dal budak büyüyen bütün anlayışsızlıklarımı, yık, bilmediklerime aklımda biçtiğim yargıyı..Yıka, görülmemiş bir saflıkla, gönül kapıma gelen herşeyin varlığını…
Mühürle, gönlündeki letafeti, içine daldığım her düşün adına ve sonuna… Ve bütün uyanmışlıklarıma…
Bir bebeğin gölge değmemiş çiçekli bakışı gibi içimde durul…. Durult, benliğimde gezinen zamanların şekilsiz yüzlerini, mahyaların göğün siyahında ıpıl ıpıl ışıyan gözleri gibi…
Damarlarımda çöreklenmiş kalmış bir isimsizliğin renksiz tortularını sıyır bedenimden…Dök, avuçlarıma takılıp kalmış umuda dair hevessizlikleri..
Yeni gelen sıcak bir mevsimin müjdesi gibi dal rüyalarıma… Yıldızları semadan kopar da, damlalarınla beraber indir, gecesi karanlık olanların simalarına…
Masum güneşler altında neşeye savrulan çocuk kakülleri gibi, saçaklardan iplik iplik kay omuzlarıma…Tıpkı taze açmış bir erik ağacının altından geçerken hafif rüzgarla beraber üzerime yağan beyaz çiçekler gibi, dokun saçlarıma..Dağıt, saçlarımın kendimce koyduğum ahengini…Boz, zihnimde güze dair kurduğum ışıksız kelimelerin düzenini..Islat ellerimi ki, avuçlarım öğrensin semaya kalkınca gözyaşlarıyla ıslanabilmeyi…
Bir yalnızlık aksanıdır şimdi dilimde dolanıp duran… Çöz, çiseleyen sedalarınla bu aksanın kilitlerini .
İkindi ezanıyla gözlerini açan mor bir akşam sefasının o tatlı rayihası gibi yayıl, tepelerin eteklerinden şehirlerimin boşalmış sokaklarına….
Hiddetinin yüzünü ellerinle kapa… Uzaklardan gelen bir şiirin ince kelimeleri gibi, yavaş yavaş indir varlığını toprağıma…
Meyce yüklü bir ağacı sallayınca dökülen olgun meyveleri gibi, bırak kendini, sana dönmüş suretimin endişeli bakışlarıma…
Yağmur…
Muradım ol en merhametliden yana, hiç öpülmemiş çocuk gözleri gibi kimsesizlikten bükülen boynumun …
Berrak dostluklarla beraber vur kendini, solgun gözlerine yalnızlığın…Nabzını durdur, ahengini yitirmiş yaşamışlığın… Vaveylasına karış, ölü çiçek ağıtlarının…
Neşeli bir şarkı ol, kulağına yetimlerin, sıcak bir örtü ol, ruhuna üşüyenlerin…
Hilalin ucundan bir gelinciğin rengine akar gibi ak, yağmur..
Ufala, susuz denizlere, ruh sarayımda çoğalıp duran kasvetimi…
Mavi kanatlarla dağıl şehirlerin karamsarlığına..Rengi eskimiş deniz fenerlerinin medcezirleri anlatan sesi ol, denizlerin susturulmuşluğunda…
Sıcak bir aşiyan ol, balıkların korkularına, kuşların rüyalarına..
Yağmur…
Ölü çocuk bedenlerinin üzerinden sızan kanı, sen yıka ruhlarını okşayarak…Sen kaldır, toprağa düşen küçük başlarının gölgesini;ağlayarak…Merhametin en yücesinden narin bir kavrayışla sen iyileştir, bebek mezarlarının sahiplerinin kırık kanatlarını, sararak…
Ölümün yorgun dudakları bir zulmün sonrasında değerken bebeklerin yanaklarına, sen çoğalt dualarla beslenen gözyaşlarını…
Yağmur…Yağ mur….
Penceremde izsiz bir ıslaklık bırakıp da, gitme gözlerimin uzağına…Kaldırım kenarlarında birikip de, kuru yaprakları sürükleyen bir su olup aklımdan çıkma…
Berraklığını anlat bana…
Rahmetinin adını söylet bana…
Güzelliğinle en merhametliyi sevdir bana… Sevdir bana…

Bu Yazı 2525 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar