Yahya Kemal’i Hatırlamak
..        
Kadim bir imparatorluktan Cumhuriyete uzanan dönemde, Türk fikir ve sanat hayatının dikkati çeken şahsiyetlerinden birisi de şüphesiz Yahya Kemal'dir. 2 Aralık 1884'te Üsküp'te doğan şairimiz, 1 kasım 1958'de İstanbul'da öldü. Yaşadığı 74 yıllık ömür, onu büyük ve önemli kılan yazıların, şiirlerin, sohbetlerin toplamı olarak karşımızda duruyor. Eserleri, sadece o dönemin önemli belgeleri olmalarının ötesinde bugün için de büyük bir değer taşıyor. Çünkü, Yahya Kemal'in ölümünden bu yana fazla bir zaman geçmedi. Henüz yarım asrı bile doldurmayan bu devrede ülkemizin fikir ve sanat hayatında ve özellikle de “zihniyet”imizde pek fazla bir şey değişmedi. Değişme ve gelişmeler, hep teferruatla ilgilidir. Medeniyet krizimiz ve kimlik meselemiz hâlâ çözüm bekleyen en önemli problemimiz olarak karşımızda duruyor. Bu meseleyle ilgili olarak konuşur ve tartışırken Yahya Kemal'e atıfta bulunmadan yapamıyoruz.
Yahya Kemal, şüphesiz büyük bir şair ve yazardı, bir sohbet adamıydı ve iyi bir hocaydı. Ama, onu bugün önemli kılan asıl yönü, doğu-batı, medeniyet ve kimlik meselelerimizle ilgili tavrı ve sahip olduğu yerli aydın misyonudur. Yahya Kemal, o karanlık mütareke günlerinde doğunun sönen, batının ise parlayan yıldızı karşısında devrinin pek çok aydını gibi düştüğü şaşkınlıktan kısa zamanda kurtularak şahsiyetli bir tavır takınmayı başarmış bir insandır. Üstelik bu şahsiyetli yerli tavrı Batı'yı görüp tanıdıktan sonra gerçekleştirilmiştir. Neslinden pek çok kişinin yaptığı gibi körü körüne ne batının, ne de doğunun dostu veya düşmanı olmadı. Paris dönüşü tamamen bu milletin bir ferdi olmanın şuuruyla hareket etti. Utanmadan, hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan tarihimize, geçmişimize eğildi. Musikiden mimariye, sosyal hayattan dile kadar her şeyimizi dikkatli bir gözle inceledi. “Biz kimiz?” sorusunun cevabını aradı.
Yahya Kemal bu sorunun cevabını ararken batı karşısında da ezilmedi. Taklide düşmeden çağdaşlaşmak, yabancılaşmadan yerlileşmek gereğini çok iyi anlamış biri olarak Batı'yı büyük kılan sebepleri objektif bir şekilde tahlil etti. Batı karşısında kendi ifadesiyle “ Tufeyli bir mukallid” olmadı. Batı'yı dıştan değil içten tanıdı ve değerlendirdi ve ilginçtir bu “garplı bakış”la kendi tarihimize yöneldi. Çünkü yabancılaşmadan yerlileşmek, kendi değerlerimizin keşfini gerekli kılıyordu. Paris'te bulunduğu yıllarda başladığı bu keşif çabasını yurda döndükten sonra da sürdürdü. Sohbetleri, yazıları ve dilden dile dolaşan şiirleri ile bu çabanın ürünlerini başkalarına sundu ve bir nesle ışık tuttu. Bugün, tarihimiz, geçmişimiz konusunda kimi önemli çalışmalara ve sağlıklı bakış açılarına sahipsek bunu büyük ölçüde Yahya Kemal'e borçluyuz.
Yahya Kemal, ne-o klasik bir şair ve aydın sıfatıyla çağdaşı fikir ve sanat adamları arasında sesini yükseltirken hep realist bir tavır takındı. Tarihimizi Malazgirt savaşından itibaren başlatması ve Anadolu eksenli bir milliyetçilik anlayışını ifadelendirmesi bunun en büyük delilidir. Yine meseleye dil noktasından başlaması, önem taşıyan başka bir husustur. Zira dil, bir milleti millet yapan en büyük değerdi. Duygumuz, düşüncemiz, imanımız ve hayatımız ifadesini dilde buluyordu. Dağılma ve milli birliğini kaybetme tehlikesi içindeki bir millet ancak böyle bir rabıta ile birbirine tutunabilir, yeni bir varoluş mücadelesine girişilebilirdi. O da öyle yaptı. Türkçe'yi adeta yeniden keşfetti. Sokak ve halk Türkçesine yönelerek bu dilin sır ve imkanlarını genişletti. Şiiri böyle bir çabanın ürünüdür ki, bu şiir gerçeği etrafında oluşan anlayışla hayati bütün kavramlar (yurt,millet, din, dil, tarih vs. ) yeniden tarifini buldu. Bu gerçek, öz olarak Türk ve Müslüman oluş gerçeğimizdi.
İstiklâl Marşı, muhtevası itibariyle bizi millet olarak birleştirecek değerlerin nasıl toplam bir ifadesi ise, aynı özellik onun şiirleri için de geçerlidir. Onun şiirlerini dikkatli bir gözle okuyanlar, realitelere uygun din, dil, vatan, millet görüşünü hayat ve insan anlayışını bu mısralarda da görmekte gecikmeyeceklerdir. Bu görüş bizim bugün de onun ifadesiyle “ Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan topluluğu “ halinde yani kelimenin tam anlamıyla bir millet olma şuuruyla çağımız içinde bir duruş ve bakış kazanmamızda etkili olacaktır. Çünkü, bu gün de “Kendi Gök Kubbemiz” altında “hür ve kendimiz” olarak yaşamaya ihtiyacımız var. Zira dün, Batı'dan esen sert ve soğuk rüzgarlar, bugün de esmeye devam ediyor ve bizi üşütüyor, hatta hasta ediyor, varolan rahatsızlığı artırıyor. Medeniyet krizimiz ve kimlik meselemiz hala çözülmüş değil. Böyle bir ortamda Yahya Kemal'in sesi bir kez daha önem kazanıyor. İçindeki kimi eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bu ses hâlâ önemlidir.
Yahya Kemal, “ Kökü mazide olan âtiyim” diyordu. Geriye gitmek mümkün değildir. Elbette yürüyüşümüz geleceğe doğrudur. Fakat bunu yaparken “kök” gerçeğini asla inkar edemeyiz. Bu kökün asli unsurlarını ve manasını mütareke yıllarında insanımıza öğretenlerden birisi de Yahya Kemal'di. Medeniyet ve kimlik problemimiz bugün de sürdüğüne göre meseleye Yahya Kemal'i kavramadan sağlıklı bakmak mümkün değildir. Bu yüzden Yahya Kemal'i bize hâlâ söyleyecek sözü olan birisi olarak görmek durumundayız.

Bu Yazı 2548 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • Özmen 30.10.2014 17:46:09
    Yahya Kemali Anmak İyi Olan Birşey Çünkü Bizim Ortaokulumuza Onun Adı Verilmiş