Yalancı Bahar
..        

Asırlardır güneşin kavurucu sıcağıyla yanıp tutuşan toprak alev rengine bürünmüştü Harran Ovasında. Yağmur için semaya açılan eller, yaralı kalpler, çatlayan dudaklar ve su sevdasıyla yanıp tutuşan toprak… Hepsinin ümidi, toprağa düşecek bir damlacık rahmet içindi…
Barajın yapılmasıyla bu bekleyiş, umuda yelken açış yerini huzura, bolluk ve berekete bırakmıştı kızgın alev çölünde. Asırlardır baharı hiç tanımayan suya hasret eller, gönüller ve bedenler baharla tanışmaya su ile oynaşmaya başlamıştı. Su ile hayat bulan yanık, münbit topraklardan bereket fışkırdı adeta. Ovalar yeşil ve sarının bütün tonlarına bürünüp, bölgenin en ücra köşesi bile ışıl ışıl lambalarla donandı.
Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan fakir halkın sırtları elbise, karınları yemek, keseleri para dolmaya başladı. Yıllardır asılan, asıldıkça kin, nefret ve ayrılık tohumları eken yüzlerin yerini gülücükler almış, bahar gelmişti Harran'a. İşsiz güçsüz, avare binlerce genç şehir merkezindeki fabrikalarda çalışmaya başlamış, şehirdeki toprak dam evlerin yerini modern binalar almış, at arabasından geçilmeyen sokaklar son model arabaların yarış pisti haline gelmişti.
Yıllarca gaz lambasının sönük ışığına talim eden halk; su, ışık ve bereketin keyfini doyasıya yaşıyordu yaşamasına, ama eksik olan, yolunda gitmeyen bir şeyler vardı…
Yörenin hatırı sayılır ağalarından Şehmuz Ağa da devletten aldığı krediyle bir anda kocaman bir dokuma fabrikası kurmuştu şehirde. Başlangıçta her şey güzeldi. Devletten aldığı teşvikle bir çırpıda kondurduğu fabrikasında beş yüz işsiz gence ekmek kapısı açmıştı. Hepsi duacıydı Şehmuz Ağa'ya. “Allah Ağa'ya zeval vermesin, Allah tuttuğunu altın etsin.” diye.
Yıllar su gibi akıp geçmeye başlamıştı. Bahar; yaz, güz derken halk kışı yaşamaya başlamıştı. Bu güzelim şehrin insanları kötü alışkanlıklar edinmeye, haramla yoldaş olmaya başlamışlardı. Kalbi kararmış, aklı sönmüş, maneviyat gözü kör olmuş insanlardan bazıları şehrin, hatta memleketin kaderiyle kumar oynuyorlardı.
Sonunda Şehmuz Ağa da bu kervana katılanlardan oldu. Son zamanlarda huyu suyu değişir oldu bizim Ağa'nın. İşçinin alın teri kurumadan ücretini ödeyen bu iyilik meleğine ne olmuştu? Hiç kimse bir anlam veremiyordu bu gidişe.
Üç beş yıl önce Ağa'ya rahmet okuyan diller lanet yağdırıyordu artık. İşçilerinin sigortasını yatırmadığı gibi koca fabrikanın çarklarını döndüren yüzde elli ucuza aldığı elektriği de kaçak kullanılmaya başlamıştı. TEAŞ' tan ve SSK 'dan gelen yetkililer Ağa'yı önce uyardılar. Ağa tınmadı bile… Ceza yazdılar ama O, yine bildiğini okudu. Ödemedi borcunu. Sonunda çareyi fabrikanın elektriğini kesmekte buldu görevliler. O gün görevli memurları silahla kovaladı Şehmuz Ağa(!)
Ulan bir ben miyim? Kaçak elektrik kullanan! Tek beni mi gözünüz görüyor? Diyerek gelenlere kapıyı dar etmişti.
Elektriğin kesilmesiyle gürül gürül işleyen fabrikanın çarkları durmuş, ortalığı hüzün kaplamıştı. Uyanık geçinen fabrika müdürü Kara Haydar'ın kafasın da tilkiler dolanmaya başladı. Haydar Ağa'nın gözündeki mevkiini yüceltmek için; mührü söküp elektriği tekrar bağlamak istediğini söyledi.
Ağa:
Haydi, Kara Haydar'ım göreyim seni! Şehmuz Ağayla oyun oynanmayacağını cümle âlem öğrensin!
Kara Haydar bir koşuda kapıp geldiği kontrol kalemi ve penseyle kendisinden emin, kasıla kasıla işe koyuldu.
Ağam, sen tasalanma bu iş çocuk oyuncağı. Birazdan makinelerin tekrar çalıştığını göreceksin.
Kara Haydar ağzın laf yapacağına elin iş yapsın! Oyalanıp durma!
Sen merak etme Ağam. Haydar'ın elinden bi gaçan kurtulur, bi de göçen. Vallahi elime düşen yılan gaçecek delik arar.
Kara Haydar daha sözlerini bitirmeden ortalığı bir alev demeti aydınlattı. Haydar havada taklalar atarak tepesinin üstüne çakılarak, bütün bedeni kapkara kömüre döndü. Simsiyah kömür kesilen cansız bedeni nefessiz kaldı. Bir anda depoda bulunan pamuklar alev alıp fabrikayı ateş topuna çevirdi. Şehmuz Ağa can havliyle kendi dışarıya zor attı. Bağrışmalar, çığlıklar derken birkaç saat içinde koca fabrikadan bir avuç kül kaldı. Fabrika müdürü ve gece bekçisi olan Ahmet de bu korkunç yangında kavrulup gitti gecenin karanlığında.
Zavallı Ahmet üç yaşında dünyalar güzeli minik Ayşe'yi yetim hayat arkadaşı Hatice'yi gözü yaşlı bırakıp gitti bu diyarlardan. Baharı yaşayamadan yaza ulaşamadan. Hatice Hanım ağıtlar dizdi Harran Ovasında. Elden bir şey gelmezdi artık ne çare…
Bu felaketin sorumlusu Şehmuz Ağa(!) kendini yerden yere atıp debelenip duruyor, avazı çıktığınca bağırıyordu… Vah emeklerim! Vah emeklerim! Diye.
Elleri kelepçeli hapsin yolunu tutarken, kendinin zararını hesap ediyor, aklına bir türlü yanıp kavrulan iki canın, devletin, tüyü bitmedik yetim hakkının hesabını yapmak gelmiyordu zavallının…(!)
Gönlünden birkaç yıl yatar çıkarım dese de, O zavallıcık(!) bilmiyordu ki, küçük davalar küçük dünya mahkemelerinde, büyük davalar büyük ahiret mahkemelerinde hesap görür. Asıl onun hesabını yapmaktan acizdi bizim Ağa…(!)
Zavallı Ahmet üç yaşında dünyalar güzeli minik Ayşe'yi yetim hayat arkadaşı Hatice'yi gözü yaşlı bırakıp gitti bu diyarlardan. Baharı yaşayamadan yaza ulaşamadan. Hatice Hanım ağıtlar dizdi Harran Ovasında. Elden bir şey gelmezdi artık ne çare…
Bu felaketin sorumlusu Şehmuz Ağa(!) kendini yerden yere atıp debelenip duruyor, avazı çıktığınca bağırıyordu… Vah emeklerim! Vah emeklerim! Diye.
Elleri kelepçeli hapsin yolunu tutarken, kendinin zararını hesap ediyor, aklına bir türlü yanıp kavrulan iki canın, devletin, tüyü bitmedik yetim hakkının hesabını yapmak gelmiyordu zavallının…(!)
Gönlünden birkaç yıl yatar çıkarım dese de, O zavallıcık(!) bilmiyordu ki, küçük davalar küçük dünya mahkemelerinde, büyük davalar büyük ahiret mahkemelerinde hesap görür. Asıl onun hesabını yapmaktan acizdi bizim Ağa…(!)


Bu Yazı 2699 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar