Yaşamın ve Başarının İksiri:Ümit
..        
En büyük fakirlik ümit fakirliğidir. En büyük başarısızlık, ümit'sizlikten kaynaklanan başarısızlıktır.Ümidiniz varsa, her şeyiniz var. Ya da ümidiniz var ise, her şeye sahip olma azminiz, gayretiniz var demektir; ama ümidiniz yoksa hiçbir şey iniz yok demektir.
Ümit, bir arabanın marşı, bir elektrik ampulünün düğmesi, ya da bir suyun musluğu gibidir. Nasıl ki sağlam ve son model bir araba dahi olsa, marşa basılmadıktan sonra araba çalışmaz. Elektrik olsa bile, karanlık bir odada elektrik düğmesine basılmazsa ampul aydınlık vermez. Açılmayan çeşme musluğu, susuzluğu gidermez.
Aynen öylede hayatta mutlu olmak, başarılı olmak ve mevcut potansiyeli kullanabilmek için, mutlaka ümitvar olmak gerekir. Aksi halde insan hem mutsuz hem de başarısız olur. Kendisindeki birçok potansiyel yetenekler, kinetik hale gelmeden çürüyüp gidecektir.
Gerçekten ümit ya da ümitsizlik insanın hem eğitim hayatını hem özel hayatını hem de iş hayatını etkileyen çok önemli bir faktördür.
İbn-i Haldun 1332-1406 yılları arasında yaşamış çok önemli bir düşünür. İlk sosyolog olarak da kabul edilir. Mukaddime isimli meşhur bir eseri var. Bu eserinde, psikoloji, sosyoloji, felsefe, ekonomi, sosyal ve siyaset bilimleri gibi değişik konuları işler, birçok orijinal fikirleri ileri sürer. Hatta iklim ve coğrafi faktörlerinin insanın fiziksel ve zihinsel gelişimi üzerinde etkili olduğunu Fransız düşünür Montesquieu'dan önce dile getirir. Her ulusun farklı karakterde olması, iklim ve coğrafi faktörlere bağlar.
Sözü edilen eserinde devletin görevlerinden birisinin öğretmenlere öğrencileri dövdürtmemek olduğunu söyler. 14. yüzyılda böyle bir fikri ileri sürmek gerçekten çok fantezi. Hatta günümüzde bile fantezi.
Tabi buradaki konumuz İbn-i Haldun'u anlatmak ya da öğretmen öğrenciyi dövmeli mi dövmemeli mi tartışmasını gündeme getirmek değildir. Konumuz da bu değil zaten. Konunun bu yazıyı ilgilendiren boyutu, düşünürün bu dövme işine gösterdiği gerekçedir: Sürekli dövülen öğrenci kendine olan güveni kaybeder, ümitsizliğe düşer. Ümitsizliğe düşen kişi de hırsızlık gibi kötü alışkanlıklara başlar.
Ümitsizliğe düşen her öğrenci ya da kişi, hırsızlık yapar mı bilmem ama; ümitsizliğe düşen kişi, hayat lezzetinden mahrum olma ve başarısızlığa düşme ihtimali çok yüksek olur. Ümitsizliğe düşen bir öğrencinin sınıfı geçmesi çok zorlaşır.
Boşanmayla biten evliliklerin çoğunda karı ve kocanın bu evliliği devam ettirmedeki ümitsizliği, başat rol oynar. Arkadaki bütün gemileri yakma ümidinin olmaması, evliliklerdeki pirelik problemi, deve yapar.
İş hayatındaki başarısızlıkların önemli bir sebebi, ilgili kişinin başaracağına dair ümidini taşımamasıdır. Zaten böyle düşünen kişi başarısızlıkla başlamış olur. Başarsız olması da kuvvetle muhtemeldir.
Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye isimli eserinde ümitsizliği, islam dünyasının geri kalmasının en önemli sebeplerinden birisi olarak sayarken başka bir eserinde de insanların dalalete düşmelerinin önemli nedenlerinden ümit-ümitsizlik olduğunu söylemektedir.
Hz.Adem ile Şeytan arasındaki en önemli fark, bir yönüyle, ümittir.
İkisi de günah işledi; ama birisi Allah'ın kendisini affedeceğine dair ümidi taşırken; diğeri ise, artık kendisini affedileceğine ilişkin ümidi yoktu. Hz.İbrahim'in ümidi olmasaydı, atıldığı ateşten kurtulmazdı. Hz. Yunus'un ümidi olmasaydı, balığın karnından çıkamazdı.
Dolayısıyla ümit duygusu, hem insanları hem de toplumları da kapsayan çok geniş bir boyutu vardır. Toplumların gelişip belli seviyeye gelebilmeleri için öncelikle ümide ihtiyaç vardır. Özellikle Osmanlı aydınlarının 'bizden adam olmaz'
Aslında ekmek gibi su gibi ümide ihtiyacımız var. Zaten hayatta var olmak, nefes alabilmek, ümitli olmak için yeterli değil midir?.
Ümit boruları tıkanan kişi, ölmeye mahkümdur.
Belki de yaradan insanın kendi kendini öldürmesini yasakladığı gibi ümitsizliği de bunun için yasaklamıştır.

Bu Yazı 2299 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar