Yaşayan Doğu Konuşan Batı
17.03.2015        

YAŞAYAN DOĞU, KONUŞAN BATI

Koray ŞERBETÇİ

 

 

 

Yüzyıllar önce,  “Binbir gece masalları”na ilham veren Orta Doğu saraylarından birinde, şiirleriyle Arap diline en kıvrak anlam ve biçim raksını yaptıran El-Mütenebbi’nin ağzından şu dizeler döküldü:

Geceleri, çöl boyunca at kullanmaya alıştım,

Kalem ve kağıttan çok kılıç ve mızrak kullanırım.

Bu yiğitlik kokan şiir, Emir Seyfü’d-devle’den aldığı aylık üç bin dinarın yanında yüklü de bir bahşiş kazandırdı El-Mütenebbi’ye. Işıltılı saray yaşamlarının ve nâzenin şairi, bu dizeleriyle büyük ve iddialı bir söz etmişti. Ama yaşam, bu büyük sözün büyük sınavına tâbi tuttu nazenin şairi.

Birgün Kûfe kentine gitmek üzere Şiraz’dan ayrılan el-Mütenebbî, yolda, daha önce bir şiirle yerdiği Fâtik b. Ebî‟l-Cehl el-Esedî ve bir grup adamıyla karşılaşmış, onların saldırısına uğrayınca biraz savaşmış fakat baş edemeyeceğini anlayınca kaçmaya çalışmıştır. İşte tam bu sırada kölesi Muflih sarayda okuduğu bu yiğitlik kokan şiiri kaçan efendisine okuyunca, büyük şair bunu onuruna yediremeyerek geri dönmüş ama çarpışmada öldürülmüştür… Ne kadar hüzünlü bir hikaye değil mi? Ama bu hikaye, 10.yüzyıl Arap coğrafyasının yitik bir öyküsü değil. Bugün bizi sarmalayan modernizmin temel açmazlarından birisidir. Batı kafası; Muallim-i Evvel’i yani başöğretmeni Aristoteles’in mantığıyla aklımızı üçüncü halin imkansızlığıyla “ya – ya da” mengenesine sıkıştırmış halde rasyonalist yani akılcı olmamızı ulaşılacak nihai hedef olarak gösterir. Akılcı modern insanı tarif ederken de bir noktayı kaçırır: İnsan rasyonalist olduğu ölçüde realistlikten uzaklaşır. Yani tersinden söylersek ne kadar az akılcı olursanız o kadar çok gerçekçi olursunuz. Bu önerme bize öğretilen modern anlayışa ne kadar da ters değil mi? O zaman tarihe dönüp modern batı rasyonalizminin yaşama, yani gerçekliğe ne denli ters bir duruş olduğunu örnekleyelim:

Filozof İmmanuel Kant, pedagoji üzerine bir kitap yazmıştır ama kendi ilkelerini gerçekten öğrenciler üzerinde sınamadığını keyifle itiraf etmiştir. J. J. Rousseau, “Emil” romanı ile insanların eğitimi ve kültürel gelişimi hakkındaki düşüncelerini yansıtır fakat beş çocuğuna bakmamış, onları yetimhaneye bırakmıştır. Kierkegaard insanın birey olarak ayakları üzerinde durmasını savunmuş fakat bir yerel gazetede aleyhine çıkan yazı üzerine yıllarca bunalımdan kurtulamamıştır. Friedrich Nietzsche şöyle demişti : " Tüm yazılanlar arasında en çok bir kişinin kendi kanıyla yazdığı şeyi severim" "Şu yeni levhayı yerleştiriyorum üstünüze, kardeşlerim: sert olun" Böyle derdi üstad ama 1870 Fransa-Prusya savaşında kendisini KAN TUTUTUĞU için askerlikten çürüğe çıkarılmıştı. Hümanizmin fikir babalarından Voltaire, köle ticareti yapan bir şirketin ortağıydı… Bu örnekler uzar gider. Bu çelişkiler tablosu rastlantı değildir. Batı aklının modernist şablonunun getirdiği rasyonalizmdir. Şimdi hiç şaşırmayalım Fransa’nın Cezayir’de soykırım yaptıktan sonra dönüp bizi soykırımla suçlamasını. Hayır bu siyaseten ortaya çıkan bir durum değildir. Batı aklıdır bu. Merhametsiz, Roma sütunlarına benzer buz gibi rasyonalizmdir. Akıl merhameti bilmez tıpkı “Batı” gibi.

Fakat insanlık bu çıkmaz sokağa mahkum değildir. Asya, batının iddiasının aksine realisttir. Zira yaşamı tanımlamaz batı gibi. Yaşamı tanımaya çalışır ve kendini yaşamın yasalarına göre konumlandırır. Yine örneklendirelim somut tarihten: Budha prenstir. Otuz yaşında saltanatını ve sarayını bırakır. Dünyadan el etek çeker ve dilenerek geçimini sağlar. Bir daha dönüp bakmaz sarayına. Tıpkı hükümdarken derviş olan sufi İbrahim bin Edhem gibi. Gandhi “Ahimsa” yani şiddetsizlik öğütler ve tek bir kurşun atmadan, yumruğunu bile sıkmadan “öylece durarak” sürüp atar İngilizleri Hindistan’dan. Hz. İsa “Sana tokat atana öbür yanağını uzat” der. Sadece demez, kendisini kamçılayan, başına dikenli taç koyan ve çarmıhı sırtına yükleyenlere tek bir küfür savurmaz aynı zamanda. Hz. Muhammed ordusu ile Mekke’ye girdiğinde yanına gelmeye çekinen ve titreyen adama : Titremene lüzum yok, ben kral değilim, Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum.” diye hitap eder ve bağışlar kendisine olmadık eziyeti eden kenti. Evet, Asya realisttir, rasyonalist değil. Zira yaşamdan ayrı düşünmez, yaşar. Yaşanan şey realisttir. Batı ise yaşamaz, sadece yazar.

Ne demiş Ziya Paşa: "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"


Bu Yazı 3383 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar