Yazıcının Oğlu
..        

“Kazadan bir gün sonra kaleme aldığım bir yazıdır. Sizlere baş sağlığı mesajı olarak gönderiyorum.”

Ben Muhsin'im, Allah'ın ihsanıyım. Fakat bu ihsan bana değil, milletimedir. Zira ben hiç kendim için yaşamadım, hep başkası için yaşatıldım.

Bunu ecdadım istemişti benden. Zira soyadım için yazıcının oğlu demişlerdi. Yaz demişlerdi. Ben de yazdım. Yaşayarak yazdım. Hayatımla yazdım. Canımla kanımla yazdım.

Bana çok pahalı geldi ama kaderimde yazılmıştı yazıcı olacağım. Kader bana “yaz” diye yazmış alnımın yazısını. Ben de yazdım.

Hayatımın son cümlesini bir dağın eteğinde beyaz bir sayfaya yazdım. Mürekkep olarak kanımı kullandım. Yanlış okunmasın diye altını çizdim. Doğru okunsun diye bembeyaz bir sayfaya yazdım. Altını kalın çizgilerle çizdim. Öyle ki, kanımın son damlasını da kullandım. Ve nihayet mürekkep bitti. Ben de bittim.

Ama bu son yazım çok zor oldu. Mürekkebim ikide bir donuyordu. Parmaklarım da donmuştu. Ellerimi ovalayarak ısıtmaya çalıştım. Mürekkebi doğrudan kalbimden çektim. Ama çok üşüdüm. Çok şükür yazı bitti ama üşüdüm, çok üşüdüm.
Yazmak ne kadar da zormuş.

Geçmişteki yazılarımı hatırladım. Mamak zindanlarındaki yazım tam yedi buçuk yıl sürmüştü. Bir dava, bir ülkü uğruna hayatın nasıl hakir görülmesi gerektiğini yazmam gerekiyordu. İnsan davası için vardır. Davası olmayan bir insanın diğer varlıklardan farkı olmadığını yazacaktım. Hak bir dava için çilelerin nasıl yudumlanması gerektiğini yazdım.

Zindandan çıktım. Biraz dinleneyim dedim. Çok yorulmuştum. Ancak yazmaya devam dediler. Yaşantım bir kalem, ömrüm ise bir sayfa olmuştu. Hep yazacaktım.

Bu kez pes etmemeyi yazacaktım. Yılmadan, usanmadan hak bir davada nasıl sebat edilmesi gerektiğini yazacaktım. Bir dava adamına durma- nın yakışmayacağını, engellere takılamayacağını, bahane arayamayacağını yazmam gerekiyordu. Yazdım.

Zor oldu ama yazdım. Trafik kazaları, yaralan- malar, tehditler, sui kastlar bahane olamaz ülkü adamına. Başarı mazeret kabul etmez diye yazacaktım ve yazdım.

Yazdıkça, zorlaşıyordu yazmak. Her yeni yazı bir öncekine göre daha zor oluyordu

Bu yazıyı da tamamladım derken, yeni bir sayfa açılıyordu. Sayfada başlık atılmış ama altı boş oluyordu. Altını ben dolduracaktım. Hal dilimle yazacaktım. Bu kez farlı bir başlık vardı.

Temiz ve dürüst siyaset başlığı vardı. Onu da yazmam istendi.

Çalmadan, çırpmadan, kul hakkına girmeden, nasıl siyaset yapılabileceğini yazacaktım. Siyaset çıkar sağlamak için değil, millet için çıkarını terk etmektir, milletin sırtından geçinmek değil, millete hizmetçi olmaktır. İşte bunları yazacaktım. Aman Allah'ım bu yazı ne kadar da zordu. Bataklıkta güller yetiştirmeye benziyordu. Ama ne olursa olsun, kader bana yeni bir sayfa açmıştı. Yazacaktım, yazmalıydım. Ve hamd olsun yazdım.

Bir yazı bitmeden diğer bir yazının başlığı karşıma dikiliyor ve beni yaz diyordu. Neden nefes almama, bir an olsun dinlenmeme fırsat verilmiyor- du. Az zamanda çok şeyler yazmam isteniyor gibiydi. Yoksa az mı yaşayacaktım?

Arkamdan birileri beni itiyor gibiydi. Haydi haydi der gibiydiler. Yaz yaz diyorlardı, yaz demeden kış demeden, yaz diyorlardı.

Karşımdaki bu başlığı görünce anladım, işin sırrını. Bu kez en büyük gündemi yazacaktım. Bütün gündemleri bir anda alt üst eden gündemi yazacaktım. Hep unuttuğumuz ama bize en yakın olan gündemi yazacaktım. Her zaman ve her an birinci gündem maddemiz olması gereken ama hep ertelediğimiz bir gerçeği yazacaktım. Gerçeğin başlığı benim de son yazım olacaktı. Zira bu yazı herkesin yazabileceği son yazıydı. Ölümü yazacaktım. Geçici siyasi boğuşmalarla adeta sarhoş olmuş ve ölüm gerçeğini unutmuş insanları uyarmak ve uyandırmak için yazacaktım. Benim yazılarım hal dili ile yazılır. Hep öyle yazdım. Şimdi ölümü yazacaktım. Ölerek yazacaktım. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüzü yazacaktım. Davam uğruna ölerek yazacaktım. Su testisi su yolunda kırılırmış. Ben de dava adamı dava uğrunda ölürmüş vecizesini hafızalara yazacaktım.

Beş senelik bir belediye başkalığı için, gecesini gündüzüne katan insanlığa kalıcı bir ders vermek gerekiyordu. İşte bu görevi de bana verdiler. Öyle bir yazı ki, tarih boyunca hafızalarda silinmeyecek şekilde yaz dediler. Ebedi saadeti ve cenneti kazanmak gündemini unutan, faniler peşinde koşan insanlığın gerçek gündemini yazacaktım ve yazdım.

Hiç hesaba katmadığımız, ama bütün hesabımızı altüst eden gerçeği yazacaktım. Kalıcı olsun diye yükseklere yazdım. Hafızalarda eriyip gitmesin diye buz gibi bir zeminde yazdım. Hemen unutulmasın diye beş gün boyunca tekrar tekrar yazdım. (yazdığımı okuttum.) Gerçek gündemin ne olduğu milletimin zihninde kalıcı olsun diye acılarla yazdım, donarak yazdım. Avazım çıktığı kadar bağırarak yazdım. Ne olur Allah aşkına fani gündemlerle avunarak gerçek gündeminizi unutmayın. Gerçek seçiminizi yapın, geçici seçimlerle oyalanmayın.

Nihayet hayat kitabım bitti. Sonuç kısmını yazacaktım. Fakat mürekkebimin kabı devrilmişti. Akan akmış kalanı ise donmuştu. Artık yazıcı oğlu bir seksen yere yazılmıştı. Kitabın sonuna konan bir nokta gibi yere yazılmıştı. Bir nokta gibi hareketsiz ve cansız yatıyordu.

Şimdi yazma sırası sizde. Kitabımı okuyarak son cümleleri, sonuç cümlelerini siz yazın. Birlik yazın, beraberlik yazın. Soğukta dondum, siz de soğukkanlılığı yazın, sevgi yazın. Kardeşlik yazın. Kitabımı kapatırken, hayır yazın, dua yazın. Mezar taşıma: Milletinin yazı olsun diye kışta donan adam diye yazın. Fatihalar, yasinler yazın.


Bu Yazı 2456 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar