Yeni Bir Küresel Krizin Eşiğinde Türkiye Ekonomisi ve Cari Açık Sorunu
..        

Kriz geldi geliyor derken küresel bir kriz dalgası dünya ülkelerini borç cephesinden vurmaya başladı. Borç batağında debelenen ABD'nin kredi notunun indirilmesi küresel çalkantıyı iyice katmerlendirdi. Dünya piyasalarına entegre olan Türk piyasaları da bu dalgalanmadan nasibini fazlasıyla almış görünüyor. Globalleşme sürecinin içinde olan ve dünya ekonomisi içinde belli bir paya sahip olan ülkeler bir şekilde krizden etkileniyorlar. Küresel çalkantıda bütün dünya borsaları yaklaşık %15- 20 arasında bir değer kaybına uğrayarak büyük yara aldılar. Türkiye piyasalarında $ 1,80, Euro 2,55 çıkarak rekor kırmış ve IMKB 100 endeksi de 49.500 seviyelerine kadar çakılmış durumda. Kısa vade de Avrupa ve Amerika'nın borç sorunlarını çözmeden krizin ne zaman sonlanacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yaşanmaktadır. Aşağıdaki tablodaki rakamlar olayın vehametini yeterince özetlemektedir.

İflas noktasına gelen Yunanistan'da kamu borcunun GSYH'e oranı % 142,8 çıkarak rekoru elinde bulundurmakta ve neden iflasa doğru yürüdüğünü anlamak hiç de zor görünmüyor. Kamu borcunun GSYH'ye oranı bakımından % 42,2 gibi en düşük orana sahip olan Türkiye'nin ön önemli sorununun cari açık rakamlarında gizli olduğu aşikar. Ancak bu durumun Türkiye ekonomisini bir krize sokacak önemli olmadığı da anlaşılıyor. Sorun kamu borcu/GSYH oranının, cari açık rakamlarıyla birlikte yükselmesinde ortaya çıkıyor. Şu anda ABD ve Avrupa'daki sıkıntının temel kaynağı 2008 global krizinde piyasalara pompalanan aşırı likidite sonrasında kamu borçlarının GSYH'ya oranlarının yükselmesi gösteriliyor. Öte yandan Avrupa'da yaşlanan nüfus olgusu nedeniyle ekonomilerde yeterli büyüme oranlarının yakalanamaması başka bir neden olarak çıkıyor. Sorunlu ülkelere baktığımızda ya kamu borcu/GSYH oranı kabul edilebilir sınırlar olan % 50'nin üzerine çıkıyor ya da cari denge/GSYH oranı % 4'ün üzerine çıkıyor.

Türkiye açısından ise kritik olan nokta, 2009 ortalarından itibaren 38 $ ile dip yapan petrol fiyatlarının tekrar 2010 yılından itibaren yükselmeye başlaması ve 2011 yılında Arap ülkelerinde başlayan isyanlar ve küresel risk iştahının artmasıyla birlikte % 120 $'ı bulmasıyla cari açığı artırıcı yönde ciddi anlamda risklerin belirmesidir. 2010 yılında cari işlemler dengesi/GSYH % -6,5 iken 2011 yılı sonuna kadar bu rakamın % 10'lara çıkması beklenmektedir.

Bu nedenle cari açık sorunu Türk piyasalarını gelişmiş ve gelişmekte olana ülkelere oranla negatif yönde ayrıştırmıştır. Her ne kadar makro ekonomik dengelerde bozulma olmasa da kredi derecelendirme kuruluşları ile yatırım bankalarının Türkiye'nin yumuşak karnı olan cari açık üzerinden vurmaya başlamaları ile birlikte piyasalar raydan çıkmaya başlamıştır. Cari açığı bu denli önemli yapan nokta bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması ile üretilenden fazla yapılan bu harcamanın diğer ülkelerden borçlanarak kapatılmasında yatıyor.

Bir diğer ifadeyle bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin, ülkenin yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemelerden az olmasıdır. Son sekiz yılda büyümek için giderek daha çok ithalat yapmak ve cari açık vermek zorunda kalan Türkiye ekonomisinde ithalata dayalı büyüme modelinin sürdürülebilirliği konusu üzerine Hükümetin geçte olsa kafa yormaya başladığı görülmekte, konunun önümüzdeki aylarda açıklanacak Orta Vadeli Planın en başlıklarından birini oluşturması beklenmektedir. Yıllardır Merkez Bankası'nın sürdürdüğü “yüksek faiz-düşük kur” politikası da cari işlemler açığının nedenlerinden biri haline gelmiş olup, son dönemde Merkez Bankasının olası krizlere karşı yüksek faiz düşük kur modelinden vazgeçerek daha proaktif davranmaya başlamıştır.

Merkez Bankasının geçmişteki politikası sonucunda yüksek faiz nedeniyle ülkeye giren kısa vadeli yabancı sermaye miktarı artmıştır ve bunun sonucunda TL aşırı değerlendiği için Türkiye, ihracatta rekabet gücünü kaybetmiş ve ihracat karlı olmaktan çıkarak ithalat daha karlı hale gelmiştir. Öte yandan Türkiye'de cari işlemler açığının yükselmesinin nedenlerinden bir tanesi de tasarruf oranındaki düşüştür. Finansman imkanlarındaki artış ve tüketicilerin finansman kaynaklarına erişiminin kolaylaşması, tüketici kredilerini ve hanehalkı borçluluğunu artırmış ve kişilerin tasarruf eğilimlerini zayıflatmıştır.

Türkiye ekonomisinin yumuşak karnı olan cari açık sorununu dikkate almak ve bu soruna kısa vadeli parasal çözümlerden ziyade orta ve uzun vadeli kesin çözümlere odaklanmak gerekmektedir. Orta ve uzun vadede ekonominin rekabet gücünü artırıcı sanayi politikalarına odaklanarak, alt sektörler itibariyle katma değeri yüksek ürünler üretilmesine yönelik tedbirler ortaya konulmalı ve bu tedbirlerin sonuç odaklı olmasına özen gösterilmelidir. Bu kapsamda yürütülecek tedbirler sürekli olarak izlenmelidir. Öte yandan cari açık yüzdesi içinde % 70 oranında önemli bir kalem tutan enerji ithalatını düşürecek yerli kaynakların bir an önce harekete geçirilmesi önem arzetmektedir. Özellikle doğalgaz ithalatı noktasında % 80 oranında bağımlı olduğumuz Rusya'nın enerji ithalatındaki payının gerek stratejik gerekse ekonomik açıdan tehlikeli bir noktaya geldiğinden enerji çeşitliliği sağlayacak politikaların da üretilmesi elzem görülmektedir. Öte yandan cari açık içinde hurda demir çelik ithalatının % 17 gibi önemli oranlara ulaşması demir cevherinin bol olduğu ülkemizde acilen el atılması gereken konuların başında gelmektedir. Bu rakamın % 5-10 gibi orana çekilmesi durumunda cari dengenin iyileşmesine sağlayacağı katkı küçümsenmemelidir.

 


Bu Yazı 2602 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar