Yeni YÖK Yasası İçin Öneriler
17.07.2013        

Kalkınmada Üniversitelerin Rolü ve
YENİ YÖK YASASI İÇİN ÖNERİLER

                                                                                                                                 

 

 

 

* YÖK yasa teklifi, her kamu üniversitesi için vakıf üniversitelerindeki Mütevelli Heyeti fonksiyonunu görecek olan bir ‘Üniversite Konseyi’ kurulmasını öngörmektedir. Ancak münferit kurumlarda Üniversite Konseyi kurulması yerine, İl Yükseköğretim Konseyi (veya Kalkınma Ajanslarında olduğu gibi, küçük iller birleştirilerek ‘Bölge Yükseköğretim Konseyleri’ kurulması ve bu konseyin ildeki tüm devlet üniversitelerinin üst mercii olması daha uygun olur. Böylece bir ildeki tüm kamu yükseköğretiminden tek bir konsey sorumlu olur ve il bazında yükseköğretimde bütünlük sağlanır.

* İl bazında ihtiyaç varsa yeni bir üniversite açılmasını bu konsey teklif eder;  yeni bölüm/fakülte/program açılmasına veya mevcutların kapatılmasına bu konsey karar verir; henüz kurumsallaşmamış üniversitelerin rektörünü de bu konsey atar.

* İl Yükseköğretim Konseyi, rektörü seçer ve atar; Üniversite stratejik planını ve performans programını onaylar; üniversite yatırım programını karara bağlar; öğrenci kontenjanlarını ve öğrenim ücretlerini Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde belirler; sözleşmeli öğretim elemanlarına ve idari personele yapılacak ücret ve diğer ödemeleri belirler; senatonun ve üniversite yönetim kurulunun bazı kararlarını onaylar.

MESLEK YÜKSEK OKULLARI (MYO):

* Üniversite bünyesindeki MYO’lar lisans/lisansüstü programların gölgesinde kalmakta ve üvey evlat muamelesi görmektedir. Bağımsız hareket edemeyen MYO’lar aktif politikalar izliyememekte ve toplumla bütünleşememektedir.

* MYO’lar YÖK bünyesinden alınıp (veya ayrı bir birim olarak yeniden yapılandırılıp) üniversitelerden bağımsız bir şemsiye altında yapılanmalıdır.

* MYO’lar akşam-gece saatleri ve haftasonlarında ‘hayatboyu öğrenim’ kapsamında o şehrin  ‘yetişkin eğitim merkezleri’ olarak hizmet vermelidir.

* Bir ildeki MYO’larda hangi programların açılıp hangilerinin kapanağını, programların öğretim planlarını, hangi öğretmenlerin alınacağını o ildeki ‘Eğitim Konseyi’ karar vermelidir.

* MYO’larda akademik ünvanlar değil ‘öğretim görevliliği’ esas olmalıdır ve beceri sahipleri ‘beceri’ dersleri verebilmelidir.

* MYO’ların misyonu Ar-Ge/yayın değil, beceri kazandırma olmalıdır.

ENSTİTÜLER VE LİSANSÜSTÜ EĞİTİMİ:

* Üniversitelerde lisans eğitimi bölüm ve fakültelerde, yüksek lisans ve doktora gibi lisansüstü eğitimleri ise mühendislik ve fen bilim alanlarında Fen Bilimleri Enstitüleri, sosyal bilim alanlarında is Sosyal Bilimler Enstitüleri bünyelerinde yapılmaktadır. Üniversitelerde kurulan diğer enstitüler de kendi alanlarında lisansüstü eğitimi vermektedirler.

* Mevcut sistem çok başlı, çok karmaşık ve çok verimsizdir ve adeta bürokrasiye gömülmüştür.

* Bazı üniversitelerde 100’den fazla llisansüstü programı ve her programın bir direktörü vardır. Bazen lisansüstü program direktörleriyle toplantı yapacak oda bulmakta zorluk çekilmektedir.

* Dersler bölümlerde verilmekte, ancak tüm kararlar fakülte dışındaki enstitülerde alınmaktadır.

* Aynı üniversitedeki Fen Bilimleri Enstitüsü ile Sosyal Bilimler Enstitüsünün birbirinden bağımsız çalışması, lisansüstü eğitime bir standart getirmeyi zorlaştırmaktadır.

* Lisansüstü eğitim veren Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü lağvedilip lisansüstü eğitim, lisans eğitimi gibi, bölüm ve fakülteler bünyesinde yapılmalıdır. Her bölüm kendi lisansüstü programlarından kendisi görevli ve sorumlu olmalıdır.

Lisansüstü Kurul ve Bir Rektör Yardımcısı:

* Modern dünyadaki uygulamalar ışığında, lisans üstü eğitimde etkinlik ve verimlilik için aşağıda belirtildiği gibi yeniden bir yapılanmaya gidilmelidir:

* Lisans eğitimi ile ilgili genel kuralları Senato belirler ve bölümlerdeki lisans eğitimlerinin bu kurallara uygunluğunu Eğitimden Sorumlu Rektör yardımcısı denetler.

* Benzer şekilde, lisansüstü eğitim ile ilgili genel kuralları belirliyen Senato’ya benzer bir ‘Lisansüstü Kurul (veya Konsül)’ kurulmalı ve bu kurulun başkanı ‘Araştırma ve Lisansüstü Eğitimden Sorumlu Rektör Yardımcısı’ olmalıdır.

* Bu kurul, üniversitedeki tüm lisansüstü programların kurallara ve uluslararası standartlara uygunluğunu denetlemeli ve programların kalitesini yükseltme gayreti içinde olmalıdır. Keza, bu kurul lisansüstü programları açma ve kapatmaya da yetkili olmalıdır. Bu kararlara YÖK karışmamalıdır.

* Bölümlerle ilintili Lisansüstü program enflasyonuna son verilmelidir. Bölümlerde bölüm ismi altında tek bir Yüksek Lisans (tezli ve tezsizi de içinde barındıran) ve tek bir doktora programı olmalıdır. Diploma da, lisans eğitiminde olduğu gibi, bölüm adına verilmelidir. Mezunlara, uzmanlık sahasını belirten ayrı bir sertifika veya ek diploma verilebilmelidir.

* Yüksek Lisans’ın tezli mi veya tezsiz mi olduğu transkripten direk olarak anlaşılabilir.

Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Görevlileri:

* Kendi imkanlarıyla okuyan veya projelerden desteklenen lisansüstü öğrencilerin Kabul şartlarını üniversiteler kendileri belirlemelidir. Böylelikle lisansüstü eğitimi yaygınlaşır ve eğitimde çeşitlilik, piyasaya duyarlılık ve rekabet oluşur. Devletten maaş alan Araştıma Görevlileri için asgari kabul şartları (ALES sınavı gibi) konabilir.

* Araştırma görevlilerine maaş değil ‘burs’ verilmelidir ve araştırma görevlileri memur değil öğrenci statüsünde olmalıdır.

* Devlet, üniversitelerde eğitime yardım eden lisansüstü öğrenciler için  ‘kadro’ yerine ‘ödenek’ tahsis etmelidir. Bu ödenek, araştırma görevlilerine verilecek burs ile beraber okul harcını ve sağlık sigortasını da kapsamalıdır. Ancak emeklilik primini karşılamamalıdır. Bu ödeneğin karşılığı olarak araştırma görevlileri bölümlerinde eğitim ve/veya araştırma faaliyetlerine haftada 20 saat katkı yapmalıdır.

* Araştırma görevlileri Bölüm uygun görürse bu bursun karşılığı olarak ders de verebilmelidir.

* Araştırma görevlisi olsun veya olmasın, programını tamamlayan tüm lisansüstü öğrencilerinin üniversite ile ilişiği kesilmelidir.

* Lisansüstü eğitimi ücretli olmalı ve ücreti üniversite kendisi belirlemelidir. Yani lisansüstü eğitimi devlete yük getirmemelidir (akademisyen ihtiyacını karşılamak için devlet ihtiyaç duyduğu sayıda öğrenciye burs verebilir).

ÖĞRETİM ÜYELERİ VE PERFORMANS DEĞERLENDİRMESİ:

* Akademik hayatta akademik hürriyet ve serbestlik esastır ve ürettiği fikirler ve getirdiği yenilikler ile topluma ışık tutması beklenen öğretim üyelerine en serbest ve esnek çalışma ortamı sağlanmalıdır.

* Öğretim üyelerinden öğretim, araştırma ve topluma hizmet görevlerini en etkin şekilde yapmaları beklenmeli, ancak öğretim üyeliği mesai saatleri gibi kısıtlarla memurluk konumuna indirgenmemelidir.

* Öğretim üyeleri ders ve ofis saatleri ve varsa komisyon toplantı saatleri dışında kampüste olmaya zorlanmamalıdır. Ancak her sene sonunda her öğretim üyesi bölüm başkanına yıllık bir faaliyet raporu vermeli ve performansını belgelemelidir. Raporda bir yıl süresince verilen dersler, öğrenci sayısı, tez çalışmaları, açılan yeni dersler, sürekli eğitime katkılar, yazılan proje teklifleri, alınan projeler, her türlü yayınlar, verdiği seminerler, meslek örgütleri ve öğrenci derneklerindeki faaliyetler, üniversite komite görevleri, aldığı ödüller ve varsa patentler, danışmanlık yaptığı firmalar (danışmanlık yoluyla piyasaya bilgi aktarımı teşvik edilmeli ve öğretim üyesinin bu yolla kazandığı paraya karışılmamalıdır), vb belirtilmelidir.

* Öğretim üyeleri bu rapora dayalı olarak bölüm başkanı tarafından her yıl değerlendirilmeli ve bu değerlendirmeler akademik yükseltmelerde ve performansa dayalı ücret artışlarında esas olmalıdır.

AKADEMİK YÜKSELME VE DOÇENTLİK:

* Mevcut akademik merdivende en kritik basamak DOÇENTLİK’tir, ve bir çok akademisyen için doçentlik süreci adeta bir TRAVMA halini almıştır. Ancak doçentlik kriterlerini sağlayamayan bir akademisyen ömür boyu Yar Doç olarak öğretim üyeliği yapabilmektedir. Yani mevcut doçentlik sistemi bir kalite control mekanizması değildir.

* YarDoç ve Prof’luk kuruma bağlı rutin bir süreç iken, Doçentlik’e bu kadar vurgu yapılması ve bu derece zaman ve kaynak ayrılması anlaşılır değildir.

* Doktora yapmak istiyenlerin temel bilgi seviyesi TUS gibi bir sınavla ölçülebilir.

Teklifler:

* Mevcut merkezi doçentlik uygulamasına son verilmelidir. Doçentlik de, diğer akademik ünvanlar gibi, kurum tarafından verilmeli ve sadece verilen kurumda geçerli olmalıdır.

* Akademisyen olmayanlara Akademik ünvanlar verilmemelidir.

* Yurt dışındaki ‘saygın’ kurumların verdigi lisans, lisansüstü, ve doktora dereceleri otomatik olarak ‘eşdeğer’ kabul edilmelidir.

ÖĞRETİM ÜYELERİ GÖREVLENDİRMEDE ESNEKLİK:

* Öğretim üyelerinin yükleri esnek olmalıdır. Öyle ki Bölüm Başkanı öğretim üyelerine Bölümün ihtiyacına göre değişik görevler verebilmelidir.

* Bölüm başkanları tam yetkili olmalıdır. Çok sayıda öğretim üyesi ders yükünü ‘tez danışmanlığı’ ile doldurmakta ve okula bile uğramamaktadır. Zayıf bölüm başkanları da bölümlerinde liderlik yerine sekreterlik yapmaktadır.

* Bölüm başkanları seçimle değil, seçim komisyonu ön çalışması belirlenen adaylar arasından Rektörün de onayını alarak Dekan tarafından atanmalıdır; gereğinde aynı mekanizma ile görevden alınabilmelidir.

* Standart olarak, bir öğretim üyesinin azami ders yükü 15 saat olarak belirlenmeli, ve ders verme dışında hiçbir şey yapmayan öğretim üyesine Bölüm Başkanı 15 saatlik ders verdirebilmelidir.

* Bölüm Başkanı, değişik komisyonlarda görev alan, öğrenci kulüplerinde faal olan, çok sayıda öğrenciye tez yaptıran (son 4 yıldaki toplam tez sayıları bir ölçüt olarak alınabilir), yeni dersler geliştiren, bölüme laboratuvar gibi yeni tesisler kazandıran, çok sayıda proje yürüten öğretim üyelerine çok daha az ders yükü vererek ders dışı faaliyetleri teşvik edebilir.

DOKTORA PROGRAMINI BİTİREN ÖĞRENCİLER:

* Öğretim üyeliği ile ilgili olarak yapılması gereken ilk değişiklik, Araştırma Görevliliği statüsünün o kurumda akademik merdivenin ilk basamağı olduğu anlayışına son verilmesidir.

* Doktora eğitiminin hedefi, o kurumun akademisyen ihtiyacını karşılamak yerine piyasadaki doktoralı eleman ihtiyacını karşılamak olmalıdır.

İLK 100 ÜNİVERSİTE LİSTESİNE GİRMEK:

Üniversitelere prestij kazandıran araştırma ve araştırmacılardır. Sosyal ve ekonomik alanlarda ülkelerin önünü açan ve çözüm üreten kurumlar da bu üniversitelerdir. İlk 100’e giren üniversitelerimiz olmasını istiyorsak, Dünya’da ilk 100’e giren üniversiteleri incelemeli ve onların tecrübelerinden ve uygulamalarından öğrenmeliyiz.

1990’lı yıllarda en köhne bir telekomünikasyon sistemini dünyanın hayranlığını kazanan en modern bir sisteme dönüştürdük ve bu altyapı ile Türkiye’nin önünü açtık. Türkiye bu sayede çok alanda bir üst liğe çıktı. Aynısını neden yükseköğretimde yapmayalım? Yeter ki insanlarımızı bir ‘tehdit’ değil bir ‘kaynak’ olarak bakmaya başlayalım ve onlara güvenle yaklaşalım. Kurumlarımızı halktan koruma içgüdüsünü terk edip, insanların önünü açalım.

RİSK OLMAYAN İŞTE HAYIR YOKTUR:

Riskin makul ve hesaplı olması ve sistemin müdahaleye açık olması. Dinamik ortamda hızlı hareket önemlidir. Riski en yüksek siyasi sistem demokrasidir. Ancak ilerlemeye en açık ve hatta ilerleme için olmazsa olmaz olan sistem de odur.

 Türkiye’nin en temel sorunu ‘ANKARA SENDROMU’dur. Yeni YÖK yasası ‘Bürokratik Cumhuriyet’i pekiştiren değil, yükseköğretimde ‘Demokratik Cumhuriyet’e geçildiğini gösteren bir yasa olmalı ve diğer kurumlara örnek oluşturmalıdır.

Türkiye’nin önünün tam açılabilmesi ve dünya ile her alanda etkin olarak yarışabilmesi için, ülke insanı ve kurumlarına hala bir ‘çocuk muamelesi’ yapan ‘Ankara Vesayeti’ sona ermelidir. Geçmişte yapılan ve gelecekte yapılması muhtemel çocukluklar vesayetin devamı için bahane olarak kullanılmamalıdır. Türkiye’nin artık ‘yetişkin’ bir ülke olduğu ve rüştünü ispatlamaya hazır olduğuna inanılmalıdır.

İKİNCİ ÖĞRETİM YERİNE ARAŞTIRMA CAZİP HALE GETİRİLMELİDİR:

* 2nci öğretim kolaycılığı, üniversiteleri liselere çevirmekte, araştırmaların önünü kesmektedir.

* Özlük haklarda ciddi bir iyileştirme eşliğinde zor kararı alarak 2. Öğretim kaldırılmalı ve ek gelir için proje yapmanın maddi cazibesi arttırılmalıdır. Yoksa ülke teknoloji özürlü kalmaya mahkum olacaktır.  

* Yazıcılar işsiz kalmasın diye matbaanın ülkeye girmesi yasaklanınca Osmanlı cahil kaldı ve sonunda çöktü. Parmağa zarar gelmesin derken önce kol sonra da tüm beden kaybedildi. Aynı hata üniversitelerde yapılmamalıdır.

* Yabancı öğretim üyesi alımında ‘yerliyi koruma’ yaklaşımı terkedilmelidir – aynen futbolda olduğu gibi. Yabancı öğretim elemanını %2 ile sınırlayan kural kaldırılmalıdır. Yabancı öğretim elemanı alımı önündeki şüpheci yaklaşım ve ağır bürokrasi kaldırılmalı ve Türkiye cazip hale getirilmelidir.

* Türkiye artık ‘Dünya’ ile yarışıyor ve ancak dünya şartlarında rekabet edebilir.

* Öğretim üyeleri ‘memur’ statüsünden çıkarılmalı, devlet üniversiteler i‘ilintili’ kurumlara dönüşmelidir (TÜBİTAK örneği).

TEMEL ÖNERİ: GÜVENE DAYALI KISA/ÖZ BİR KANUN:

* Dünya hızla değişmektedir ve bu dinamik ortama uyum sağlayabilmek için sistemin esnek ve değişime açık olması gerekir. Yoksa bugün yapılan kurallar kısa bir süre sonra ayak bağı olur ve verimi düşürür.

* O yüzden, eski alışkanlıklar bırakılarak, yeni kanun kısa, öz ve esnek olmalı ve değişik uygulamalara fırsat vermelidir. Gelişim ancak rekabet ortamında olur ve rekabet de değişik yaklaşımlarla mümkündür.

* Yeni kanun, sistemi suistimal edecek olanları değil dürüstleri esas alarak hazırlanmalı ve suistimal edebilecek küçük bir azınlık için de caydırıcı hükümler içermelidir. Herkesin potansiyel sahtekar olarak görüldüğü ve dürüst ve çalışkan kişilerin bu yüzden formalitelere boğulduğu bir sistem verimi düşürür ve dünya ile rekabeti imkansız kılar. Kaldı ki bu tür kurallarla dolu komplike bir sistem sahtekarlığı önleyememekte, sadece dürüstlerin işini zorlaştırmaktadır.

* Yeni kanun evrensel geçerliliği olan esasları koymalı, ancak detaylar kurumlara bırakılmalıdır. Üniversiteler birbirlerinin farklı uygulamalarından öğrenmeli ve bir rekabet ortamı oluşmalıdır.

* Tek tipçilik yerine çoğulculuk esas olmalıdır. Farklı uygulamalara, insiyatife yer olmayan yerde gelişme olmaz; kuru laf ve köhneme olur.

Temel Prensipleri Koyan Kısa ve Öz bir Kanun:

* Herşeyin en küçük detaylarına kadar belirlendiği bir sistemde yaratıcılığa yer yoktur. Böyle bir sistem lider değil, memur yaratır. Böyle rijit bir sistemle dinamizmin hükmettiği dünya ile yarışmak mümkün değildir.

* Farklı uygulamalara, insiyatife yer olmayan yerde gelişme olmaz; boş laf ve köhneme olur.

* Okullara yabancı öğrenci alma kriterleri konusunda serbetlik verilmiş olması güzel bir örnektir.

* Teklif: Özel Üniversiteler, öğrencilerini istedikleri gibi ve istedikleri sayıda alsın. Halka ve serbest piyasaya güvenilmelidir.

* Teklif: Devlet üniversiteleri kendi öğrenci kabul kriterlerini kendileri belirlesin.

* Teklif: Tez danışmalığı ders yükü değil Ar-Ge faaliyeti olarak değerlendirilmeli ve bölüm başkanlarına hocalara 15 saate ders verdirebilme yetkisi verilmelidir.

* Yeni kanun 60 sayfa değil, 10 sayfa olmalıdır. Örneğin disiplinle ilgili sayfalarca metin yerine, disiplin konusu tek satırla üniversitelerin Senato’larına havale edilebilir.

 

Prof. Dr. Yunus Çengel

Adnan Menderes Üniversitesi Rektör Danışmanı

İL YÜKSEKÖĞRETİM KONSEYİ (İYK)


Bu Yazı 3502 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar