Yüksekçe Bir Makam
..        
Bir süre önce uğurladığımız Ramazan ayında umre yapmak için Mekke-i Mükerreme'ye gitmiştik. Ardından Medine-i Münevvere'ye geçtik. O iki mübarek beldede dikkatimizi çeken çok farklı hususlar oldu elbette. Ancak burada bir hususu paylaşmakta fayda görüyorum.
Gerek Kâbe-i Muazzama'da ve gerekse de Mescid-i Nebevî'de çok farklı milletten Müslüman'ı bir arada görme imkânı oluyor. Farklı mezheplerden, farklı renk ve tende olan farklı insanlar aynı safta durup namaz kılıyorlar; aynı ortamda bulunup kendi dilleriyle dua ediyorlar; mezheplerince öğrendikleri şekilde ibadet ediyorlar.
Orada tanıştığımız birkaç kişiyle, akşam namazının farzını kılmak için, bir yere geçip saf oluşturduk. Ön tarafta bir boşluk görünce hemen oraya geçtim. Malum, cemaatle kılınan namazlar, yalnız başımıza kıldığımız namazlardan daha uzun sürüyor. Özellikle rükû ve secdeler daha uzun süreli oluyor. Yer Kâbe olunca bu süre daha da uzuyor. Her ne kadar ilk başta, bir an önce kalkmak için sabırsızlansa bile, zamanla öğreniyor ve daha uzun soluklu secde yapmanın huzuruna eriyor insan.
İşte, cemaatle kıldığımız bu namazda, imamın uzun soluklu secde ve rükûda durması değildi dikkatimi çeken. Beni etkileyen, yanımda saf tutan ve her rükû ve secdede uzun uzun dualar okuyan siyah tenli bir adamdı.
Farz namaz bittikten sonra herkes namazın sünnetini kılmak için kalktı. Ben biraz daha oturup yanımdaki adamı takip ettim kendisine fark ettirmeden. İki rekâtlık namazı kaç dakikada kıldığını hatırlamıyorum ama hatırımda kalan uzun bir namaz olduğu ve özellikle secdelerinin uzun olduğuydu.
Benim namaz sonlarında yaptığım ve kendimce uzun sandığım dualarımdan bile uzundu onun bir secdede yaptığı dualar... Aslında “benim” dediğimden kastım, “bizim” yaptığımız dualardı. Çünkü biz öyle gördük, öyle öğrendik. Yaptığımız dualar genelde namaz tesbihatından sonra oluyor ve iki dakikayı bile geçmiyor. Bunun haricinde namazda, secde anında dua etmek, pek alışık olduğumuz bir durum değil.
Sadece yanımda namaz kılan siyah tenli adamda değil, oradakilerin birçoğunda gördüm bu olayı. Kimisi namaz içinde değil, namaz haricinde, birden secdeye kapanıyor ve dakikalarca dualar ediyordu. Kur'ân okurken yorulunca, Kur'ân'ı kapatıp kenara koyuyor ve secdeye kapanan oluyordu. Uzun uzun secdede kalıyor ve dualar ediyordu. Böylelikle hem dinlenmiş oluyor, hem de Rabbine niyazda bulunuyordu. Daha sonra tekrar Kur'ân'ı açıyor, kaldığı yerden okumaya devam ediyordu.
Ramazan ayında hem Kâbe'de, hem de Mescid-i Nebevî'de iftar sofraları kurulur. Haremin iç kısmındaki her sofrada mutlaka hurma ve zemzem vardır. Ezan okunur okunmaz, herkes birkaç hurma ve bir-iki bardak zemzemle orucunu açar.
İşte, çok defa karşılaştığım bir hâdise de, iftardan hemen sonra yapılan şükür secdeleriydi. Rabbinin kendisine ihsan ettiği bu nimetlerin şuurunda olduğunu göstermek için yaptığı secdelerdi. Hatta bazıları, akşam namazı için kamet getirilinceye kadar secdede kalırlardı.
İşte bütün bunlar insana Peygamber Efendimizin (a.s.m.) bir hadis-i şerifini hatırlatıyor ve belki de yüzeysel okuyup geçtiğimiz bu hadis-i şerifi daha iyi anlama fırsatı veriyor: “İnsanın Rabbine en yakın olduğu an, secde hâlidir. Öyleyse o anda Allah'a bolca dua ediniz.” (Müslim, Salât, 215.)
İnsan çokça secde edebilmeli. Bazen dualarını secde anında yapabilmeli. Sırf dua etmek için bile secdeye kapanıp uzun uzun Rabbine niyazda bulunabilmeli. Evet, belki de en önemlisi, madem insanın Rabbine en yakın olduğu andır secde anı, o anı uzun tutmalı. Uzun uzun O'nu tesbih etmeli, tazimde bulunmalı ve her ne muradımız varsa o anda O'ndan istenmeli...
Rabbimiz tâdil-i erkânla namaz kılma şuurunu ve huzurunu hepimize nasip etsin inşaallah.

Bu Yazı 2990 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar