Yürüyorum,Öyleyse Ahiret Var
..        
Bir defasında geç saatte başka bir yerden oturduğum semte gelmiştim. Oturduğum yer buraya oldukça uzaktı. Minibüse binmem gerekiyordu. Ancak vakit bir hayli ilermiş olduğu için minibüs de kalmamıştı. Belki taksi ile gidebilirdim ama gece çift tarife işlediği ve üzerimde de yeterli miktarda nakit olmadığı için yürümek zorunda kalmıştım.
Yürümeye başladım. Bir müddet yürüdükten sonra paralel bir caddeye geçmek için ana caddeden dar bir sokağa girdiğim. Sokakta loş bir ışık vardı. Sokağın bir ucunda bir tane, öteki ucunda da bir tane olmak üzere iki sokak lambası vardı. Sokağa ilk girdiğimde baştaki ışık arkamda kaldı. Yürürken, önümde yürüyen kendi gölgemi izliyordum. En çok dikkatimi çeken şey ise attığım adımlar olmuştu.
Bir anda “nasıl yürüdüğümü” düşünmeye başladım. O an yürümek bana o kadar muazzam geldi ki! Bacaklarımı düşünüyorum. “Ben şimdi yürümek için bunlara ne dedim?” diye soruyorum kendi kendime. “Durun!” diyorum ama durmuyorlar. İçerden bir şeyler durmalarını istediği zaman duruyorlar. Kim onlara durun diyor? Ben diyorum ama nasıl dediğimi bilmiyorum.
O anda hatırıma fabrikalar geldi. Hani içerisinde yüzlerce, binlerce birbirine bağlı çarklar olan fabrikalar vardır ya! Onlar geldi. Orada bir cihazı çalıştırmak için bir düğmeye basılır ve büyük bir gürültüyle ağır ağır çalışmaya başlar. Hızlandıkça gürültü de artmaya başlar. Bu çarklardan biri görevini yerine getirmediği takdirde, fabrikadan istenen netice elde edilmez.
İnsan vücudu da bu fabrikadaki gibi birbirine bağlı düzeneklerden oluşur. Bir tanesinde bir hasarın oluşması bütün sistemi olumsuz etkiler.
Yürüyebilmek için bu düzeneğin tastamam yerinde olması ve her parçanın düzgün çalışıyor olması gerekir. O kadar çok karışık bir sisteme sahibiz ki eğer bunları çalıştırmak için biz görevlendirilmiş olsaydık, herhalde ya hiç yürüyemez veya nasıl yüründüğünü öğreninceye kadar yaşlanırdık.
Örneğin her hareket için bir düğme yapılmış olsa ve bizden bunlara basmamız istenseydi, kim bilir hareket etmek ne kadar zor olurdu. Yürümek için kırmızı düğmeye, koşmak için yeşile, zıplamak için maviye, durmak için siyah düğmeye… gibi düğmeler olsaydı herhalde şimdiki gibi rahat hareket edemezdik.
Bir futbol oyuncusunu düşünelim. Bazen yavaş koşar, bazen hızlanır, bazen ani duruşlar yapar, bazen ani dönüşler yapar, bazen zıplar... Hâlihazırdaki sistem haricinde bir sitem olsaydı, hiç şüphesiz bu kadar rahat hareket edemezdik. Herhalde futbol denen bir sporu yapmak, insan için imkânsızlar arasında olurdu.
Oysa o kadar hikmetli bir tarzda yaratılmışız ki futbol oynamak çok “sıradan” bir şeydir. İskelet sistemimizden tutun, sinir sistemine, kas sistemine, organların yerleştirilmesine kadar birbiri içinde sayısız hikmetli bir tertip var. Bir de bunların detaylarına inersek olağanüstü bir sistemler manzumesi çıkar karşımıza. Kemiğin içyapısı, saç telinden çok ince olan sinir tellerinin taşıdığı elektrik sinyalleri, kasların yapısı… O kadar ince ve hassas ölçülerle yapılmışlar ki akıllar hayranlıktan kendilerini alamıyor.
Bir de sahip olduğumuz akıl, kalp, ruh gibi duygular vardır ki bütün bunlar kütüphaneler dolusu kitaplarla ancak anlatılabilir…
Bizi böyle mükemmel yaratan ve bize başta yürümek olmak üzere sayısız hareket kabiliyeti veren Rabbimizin gücü her şeye yeter. Bizi bu kadar muazzam yaratan Rabbimiz, elbette biz öldükten sonra bizi yeniden diriltecek ve ebedi bir âlemi getirecektir. Aksi takdirde bu mükemmel varlık israf edilmiş olacaktır.
“Allah, hareket eden her canlıyı bir çeşit sudan yaratmıştır. Onlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayak üstünde yürür, kimi dört ayak üstünde yürür. Allah dilediğini dilediği şekilde yaratır. Muhakkak ki Allah'ın kudreti her şeye yeter.” (Nur, 45)
***
Sadece yürümek fiilinden yola çıkarak bile ahiretin varlığını anlamak mümkün. Hatta bütün iman esaslarını öğrenebiliriz. Çünkü iman esasları birbirinden ayrılmaz parçalardır.
Demek ki her şeyden Allah'a giden deliller vardır.

Bu Yazı 2687 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar