İYİ BİR DİNLEYİCİ TESLİMİYETLE GÜÇ KAZANIR
..        
Dinlerken anlamını bilmediğimiz mesajları kavrayamayız. Aslında kaynaktan gelen mesajları değil bizim bu mesajlardan ne anladığımızı yani kendi tercümemizi ve algılarımızı kendimize göre yorumlarız. Ona göre yaşarız. Kainatın yaratılış sebebini doğru algılayanlar başarılara,keşiflere ve kaliteye imza atanlardır. Bununla beraber dinleme yeteneğimizi geliştirmede gösterdiğimiz çaba,ter ve zorlama ne kadar büyükse başarıda o kadar yüksek olacaktır. Dinlemede neyi nasıl yapacağınızı bilirseniz,kelimelerin size çarpması ile oluşan ve sizi zorlayan darbeler şeklindeki anlatımları teslimiyetle tersine döndürebilirsiniz. Bildiğini zannetme duygusunun etkisi içinde bulunmak dinleyerek öğrenmenin en büyük düşmanı olmuştur. Tok insana bir şeyler yedirmek zordur. Dinlediğim konuda “çok şey biliyorum” diyen birisi de gerçek duymaya yönelmez. Ruth Brown “En kolay aldatacağımız insanlar her şeyi bilenlerdir” der. Bu nedenle dinleme durumuna zihinsel bakış açısı bakımından “Bilmediğimi biliyorum” önyargısı ile yaklaşmak bir ilk şarttır. Ondan sonra tam bir teslimiyet hali içinde ancak bir şeyler de umarak anlatılanlara yönelmek gerekir. Bu sürecin yaşatılması sayesinde önce kaynağa konsantre olma sonra şimdiki anı yaşama gücünün ortaya çıkması sağlanır. En sonunda da dinleme akışının gerçekleşmesi çok kolay olur. Bunların aksine tepkisel bir durum içinde bulunmak iyi dinlemenin önüne ördüğümüz bir duvar gibi kalacaktır. Teslimiyet, anlatıcının güvenini kazanmaya çalışma sonucu oluşan kaynağa değer vermenin yanında o an alınan mesajları bütünüyle kabul etmeyi içerir. Bu arada algılarımızdaki kaynaşama ve özdeşleşme mükemmel bir dinlemenin özünü yakalamada çok işe yarayacaktır. Burada bahsedilen teslimiyet durumu;anlatılanlara karşı koymak yerine ona izin vermeyi de içeren sade,basit ve derin bir bilgeliktir. “Ancak durgun su yıldızları yansıtır” der bir Çin özdeyişi. Bu şimdiki anı itirazsız ve şartsız kabul eden bir teslimiyetle güç kazanmayı yani dinleyen bir beyinin durgun su tevekkülünde bulunabilmesini anlatır. Uzak doğuda bir terim vardır.“Bir şeyi yapmadan faal olabilme” yani o anki teslimiyet duygusu içinde direnmeden ve tepki vermeden yapılan işlevsiz ve yorumsuz bir faaliyetin sürdürülebilmesidir. Dövüş sporlarında çok işe yarayan bu sır dinleme sanatında da kullanılır. Bir Aikido sporcusuna ne kadar güçlü saldırırsanız o kadar hızlı mağlup olursunuz. Çünkü bu sporcu savurduğunuz yumruğu hayret verici bir ustalıkla size geri çevirir. Kulaklarımızın maruz kaldığı kelimelerin ,sözcüklerin darbelerine de böyle karşı koymayı öğrenme durumundayız. Teslimiyeti ve olumlu düşünceyi kazanca çevirme bir sanattır. Bu sanata Aikido sanatından daha çok ihtiyacımız vardır. Velhasıl sonunun iyi olacağını bilirsek kötü bir anlatım bize sıkıntı vermez. Dinlemedeki teslimiyet önce kaynağı bütünüyle kabul etmenin yanında onları yorumlamayacağımız eleştirmeyeceğimiz anlamına gelmez. Bu bir bakıma anlatıcının sözüyle dinleyicideki özün uyum içinde olması demektir. *** Biliyoruz ki anlatan kişinin varlığına,dünya görüşüne ve kişiliğine saygı göstermek yanında bunu şeklen iletmek zorundayız. Ardından da bu sürecin devam etmesi ve sonuna kadar bütünlüğü bozmayan bir zihinsel halin muhafazası gerekecektir.Aksi halde büyü bozulur.Zihinsel akış kesintiye uğrar.Sonunda da can sıkıcı dinler gibi yapan maskeli diplomatik dinleme ilişkilere dönüşür.Bu kesintiler algılamalarda derinliği yakalayamaz.İletişimde aranan ruhsal köprü kurulamamış olur. Örneğin ikili bir diyalog içindeyken hiçbir şey söylemeden yapacağınız etkin sessizlik karşıyı dinlediğinizi,dediklerini düşündüğünüzü ve anlamaya çalıştığınızı karşıya iletir. Birisiyle yapılan konuşmada karşıdakinin sözlerini bitirdikten hemen sonra hiç konuşmayın. Bu 3-4 saniyelik sessizlik sayesinde 1.Konuşmacının sözlerinin artık bittiğini noktayı koyduğunu anlarız.2.Sizden sözlü tepki beklediğine karar vermiş olduğunu biliriz.3.Teslim gücünüzü kullanarak gerçekten anlamaya çalıştığınızı karşı taraf göstermiş olursunuz.4.Sona eren bir düşüncenin noktasından sonraki hakikat-i hali net bir şekilde gösteren karşı davranış içine daha kolay girmiş olursunuz. Zaten anlatanında dünyayı kendi inanç ve değerlerine göre yorumladığını,kendi bütünlüğü içinde hareket ettiğini biliyoruz. Bilgisine, deneyimlerine ve yeteneğine göre sunuş yaptığını görüyoruz. Dinleyici olarak mesajlardaki kesin doğru ve yanlışı tamamen bilmediğimize göre o anlık karşımıza çıkan kelimeler yığınına koşulsuz,kayıtsız ve saygıyla kulak vermemiz gerektiği açıktır. İnsanlar dans ederken, halay çekerken müzik eşliğinde aynı ritme girer. Davranışlarımızı eşleştirirken de kişiler birbirlerinin bilinçaltına “seni anlıyorum,ben de sana benziyorum” mesajını gönderir.Bunu ustalıkla yaptığımızda rahat bir iletişime girerek karşılıklı güven tazeliğini temin etmiş oluruz. Dinlemede de dinleyen ve dinleten arasındaki kaynaşma ve ahenk ile kurulan empatik ilişki hem zihinsel frekansların ayarını yapacak hem de anlamayı kolaylaştıran zihinsel etkinliği sağlamış olacaktır .Buradaki direnmeyen düşünce hali pasifliği ve fikri esareti içermez. Bu anlamayı yorulmadan gerçekleştirebilmenin yanında dinlediklerimizin perde arkasını da görebilme durumuna geçebilme sanatını bize yaşatır. Bir sohbet sırasında hocaya sormuşlar;”Hocam adam olmanın yolu nedir?”.Hoca Nasreddin başını bir oyana bir bu yana sallamış.”Söyleyen olursa dinlemeli,dinleyen olursa söylemeli”. Dinleme sona erdikten sonra pek tabi ki teslimiyetçiliğe gerek yoktur. Ağaçlarda ormana geçtiğimizde bütünsel yorumlarımız, değerlendirmelerimiz doğal bir şekilde meydana gelecektir. Bu yüzden en başta size iletilen bilgiyi sunulduğu şekliyle kabullenin. Mücadele yerine kendinizi dinleme akışına bırakın.
Bu Yazı 2423 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar