İbrahim Hakkı Hazretlerinde Din ve Fen Bilimleri Sentezi
..        

İlim kainatta hakim olan muhteşem nizamı keşfetme gayretidir. Bu muhteşem nizam ise, yaratanın bin bir isimlerinin tecellilerini aksettirmektir. Bu tecellileri keşfederek yaratanı tanımak insanın yaratılışındaki gayenin ta kendisidir. Bu sebepten İslam, yerinde kullanılan ilmi en makbul bir ibadet saymıştır. Ve yine bu sebepten şimdi ilim dünyasının takdir ve hürmetle andığı Müslüman alimler, ilimle birlikte dindarlığın da zirvesine çıkmışlardır.

İşte bu asır önce ilimizde Tillo kasabasında yaşamış ve yetişmiş bulunan İbrahimhakkı Hz. böyle müstesna ilim ve fikir adamlarından biridir. Bu mübarek zat'ın ilmi şahsiyetini tahlile tabi tuttuğumuzda din ilimleri ile, fen ilimlerini en iyi şekilde birleştirdiğini imtizaç ettirdiği ve bunu şahsiyetinde bir sentez haline getirdiğini görürüz. İbrahimhakkı Hz. bu ilmi şahsiyeti kazanmak üzere çalışmalarına daha dokuz yaşında iken hocası İsmail Fakirullah Hz.'den dini ders ve terbiye almakla başlamış ve ilerleyen tahsil hayatı içinde, insanın dünyaya gelişinin en yüksek gayesinin, ALLAH'a iman etmek ALLAH'ı TANIMAK, sevmek O'nun muhabbetine ve rızasına nail olmak lazım geldiği gerçeğini en iyi şekilde anlayarak, hayatını ve ömrünü bu uğurda harcamıştır.

Bir harfin katipsiz, bir iğnenin ustasız, bir köyün muhtarsız bir şehrin valisiz, ordunun komutansız, devletin başmansız olamayacağı düşüncesinden hareket eden İbrahimhakkı Hz. bu kainatın da sahipsiz, idarecisiz olamayacağını gayet kadir, hakim ve alim bir yaratıcının mevcut olduğunu, kainatta bulunan her mahluk gibi, insanın da başı boş olmadığını, rahman ve rahim olan yaratıcıya karşı, bir takım vazifelerinin bulunduğunu en iyi şekilde bilmiş ve bu görevlerini hakkıyla ifa etmek, ALLAH'ın rızasını kazanmak üzere, dini ilimleri tahsil etmiş, insanın devamlı olarak ilahi bir mürakabe altında olduğunu bilerek, mahlukatın ALLAH'a döndüğü mahşer günündeki mahkeme-i Kübra'da Adil-i Mutlak olan yüce yaratıcıya hesap verebilecek şekilde hayatını tanzim etmiştir. Bu mürabeke ve muhakeme içinde İbrahimhakkı Hz. dini hayatını On iki esas üzerine bina ederek rıza-i ilahiye nail olmaya çalışmıştır.


1-AZ YEMİŞTİR:

Ona göre bu, nefsi terbiyede birinci basamaktır. Bu vesile ile nimetten İn'amı hissetmiş Nimetin Rahman olan ALLAH tarafından verildiğini bilmiş ve buna mukabil şükür vazifesini ifa etmiştir. Şükür, sadece lisan ile kuru kuruya elhamdülillah demek değildir.
Şükür etmenin ölçüsü kainattır. İktisattır, rıza ve memnuniyettir. Buna göre şükürsüzlüğün ölçüsü ise hırstır, hürmetsizliktir, helal-haram demeyip ast geleni yemektir. Günümüzde ekmek vesair gıda maddelerinin israfı ve bunun doğurduğu sosyal ve ekonomik problemler ile suistimaller göz önüne alınırsa, bu prensibin ehemmiyeti daha iyi anlaşılmış olacaktır.

2-AZ UYUMUŞTUR:

Fazla uyumanın tembellik ve gaflete sebebiyet verdiğini bilmiş, bedenini sağlıklı tutacak kadar uyumuştur. Gece ve gündüzün büyük bir bölümünü ibadetle ve ilmi meşguliyetle geçirmiştir. Bu hususu bir manzum eserinde şöyle ifade eder:

Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde
Bak, hey'et-i alemdeki hikmetleri seyret,
Bul saniini ol ana hayran gecelerde
Dil beti hüdadır anı pak eyle sivadan
Kasrına müzul eyler o sultan gecelerde…

Ey göz, gecenin bütününü uyuma. Yıldızlar, enerjisi tükenmeyen ve gökyüzüne milyarlarca sayıda serpiştirilen bu ilahi lambaların (yani yıldızların) güzelliğini seyret. Bütün kainata bu nazarla bak. Hiçbir şeyin başı boş yaratılmadığını, en küçük bir zerreden, en büyük bir yıldıza kadar her şeyin bir vazifesinin bulunduğunu ve bu vazifeyi hakkıyla ifa ettiklerini gör…

Vücudunu idare etmekten aciz olan sen, kainatı mevcudatıyla idare eden yaratıcıyı bu gecelerde. Dil (Kalp) ALLAH'ın evidir. O'nu her türlü kötülüklerden ve faniliklerden temizle. Zira ALLAH böylece insan kalbine tecelli eder. Kalpten ALLAH'a marifeti penceresi açılır.

Bir başka beyitte de:
Çok uyumak oldu ilim ve fazlı hedm (yıkıcı)
Nevvam ve ekül olur elil ve nadim…
Diyerek, çok yemek ve fazla uyumanın ilim ve faziletin yıkıcısı olduğu ifade etmiştir.

3. UZLETE ÇEKİLMİŞTİR:

İbrahimhakkı Hz. zamanını boşuna meşguliyetlerle geçirmemiş. Bazı zamanlarda yalnızlığa çekilip, zikir ve ibadetle meşgul olmuş, ALLAH'ın marifetine ermiş, O'nun nihayetsiz aşkına ve lütfuna, sonsuz mutluluğa kavuşmuştur. Ancak bu uzlet dünyayı bütün bütün terk etmek şeklinde olmayıp şahsıyla birlikte, beşeriyete faydalı olabilecek ilimleri netice vermiştir. Nitekim bir eserinde: Ol halka mukarin gece gündüz.

Diyerek beşeri münasebetlerde, insanları birbirlerine yardımcı olmaları lazım geldiğini, cemiyette huzur ve kalkınmanın ancak yardımlaşma ile mümkün olabileceğini ve toplum içinde her ferdin esasen bununla mükellef olduğunu ifade etmiştir.

4-ZİKİRLE MEŞGUL OLMUŞTUR:

ALLAH'a yaklaştıranı, imanın alametini, ibadetin temeli ve irfan kapısının anahtarı zikirdir…
Zikrin faziletlisi, kelime-i tevhiddir. LAİLAHE İLLALLAH en büyük ve en yüksek kaledir. O'na sığınan ebedi saadete ermiştir. Diyen İbrahimhakkı Hz. yaratıcının bir ve tek olan ALLAH olduğu inancının zirvesine çıkmış ve ömrünü RABBİNE hakiki bir kul olma yolunda geçirmiştir…

5-TEFEKKÜR ETMİŞTİR:

Bu hususu marifetname adlı eserinde şöyle ifade etmiştir. Tefekkür kalbi marifete hazırlar. O'nun gaflet denizine batmaktan kurtarır. Tefekkür eşyanın hakikatini aksettiren bir ayna, mana inceliklerini ayıran bir terazi, hikmetin kaynağı, marifet cevherinin madenidir. Tefekkürün sonucu ALLAH'ı isim ve sıfatlarıyla bilmek, tanımak ve sevmektir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da İbrahimhakkı Hz. zamanın önemli bir kısmını gök cisimleri üzerinde gözlemlerde bulunarak vesair ilimlerle de meşgul olarak, bu yönde kıymetli eserler vermiştir. Nitekim en büyük eseri olan marifetnamenin meydana gelişinde, tefekkürün rolü büyük olmuştur…

6-7-8-9- TEVEKKÜL-TEFTİZ-SABIR VE RIZA MERTEBELERİNDE BÜYÜK MESAFE KATETMİŞTİ…

Tevekkül insanlardan değil ALLAH'tan dilemektir. İnsanlara değil ALLAH'a GÜVENMEKTİR ve onunla yetinmektedir. Tevekkül bedeni ibadete, kalbi ALLAH'a bağlamaktır. Diyen İbrahimhakkı Hz. tevekkül eden her işi ALLAH'tan bildiği için hiçbir şeyden ne gam, ne keder, ne de sıkıntı duymaz, içi güvenle doludur demiştir.
Ancak, bu konu yanlış anlaşılmamalıdır, İslami düşüncede tevekkül, tembellik ve atalet demek değildir. Bir işin tahakkuku için, sebeplere başvurmak, gerekli tedbirleri almak, çalışmak ve bundan sonrasında neticesini ALLAH'tan beklemektir.
Mesela: Tarlayı sürmek, gübrelemek, tohum atmak, sulamak, ilaçlamak sebeplere başvurmaktır. İşin bundan sonrasında mahsulü ALLAH'tan beklemek tevekküldür. Aksi halde, islamiyetle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, hiç çalışmadan, çabalamadan, tevekkül ediyorum. Diye beklemek, tembelliktir, tevekkülsüzlüktür.
Nitekim büyük bir tevekkül sahibi olan İbrahimhakkı Hz. geceli gündüzlü çalışmaları neticesinde bu eserleri meydana getirmiş ve bugün insanlığın hürmetle andığı bir mertebeye yükselmiştir.
Tevekküle çok yakın ve fakat ondan farklı bir şey olan TEVFİZ her işi ALLAH'a havale etmek, O'nun ifadesine teslim olmaktır. O'na sığınmak, O'nun kuvvet ve kudretine güvenmektir. ALLAH'tan gelen her şeye gönül rahatlığı içinde rıza göstermektir.

Tefvizin üç alameti vardır, diyor ve marifetnamesinde şöyle sıralıyor.
1-Tedbirde kusur etmeyip, takdire boyun eğmek.
2-O'ndan sonra, ilahi irade ve emrine bağlanmak.
3-Olacağı sükunetle beklemek.

İnsanın maddi ve manevi terakkisinin kaynağı ve madeni olarak bilinen sabır; Tahammül etmek, nefsi telaştan, kötülüklerden alıkoymak ve bu karar üzerine devam ve sebat etmektir. İbrahimhakkı Hz. sabır dört kısımdır. Diyerek şu şekilde sıralıyor ve tarif ediyor.
1-İbadet ve ta'at üzerine sabır.
2-ALLAH'ın yasak ettiği şeyleri yapmamakta sabır,
3-Dünyanın lüzumsuz, manasız olaylarına karışmamakta sabır,
4-Musibet, felaket ve belalara karşı sabır.
Tevekkül, tefviz ve sabırdan sonra Cenab-ı ALLAH'tan gelen şeylere kalben itiraz etmeden, şikayette bulunmadan rıza göstermek, mü'min olanın görevidir. İbrahimhakkı Hz. bu dötrt önemli konuyu tevfiznamesinde şöyle dile getirmiştir.
Sen Hakk'a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Deme şu niçin şöyle
Yerindedir ol öyle
Bak sonuna sabreyle
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hoş sabrı cemilimdir
Takdir kefilimdir
ALLAH'ki vekilimdir
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler.

11-12 MARİFETULLAH ve MU-HABBETULLAH MERTEBELERİNDE YÜKSELMİŞTİR

İbrahimhakkı Hz. nin dini sahada elde ettiği mertebelerin diğer ikisi de marifetullah ve muhabbetullahtır. Yani Allah'ı esması ve sıfaklarıyla bilmek, tanımak ve sevmek… Muhabbetullah, Allah'ı sevmek, gönlünü O'na bağlamaktır. O'nun muhabbetiyle ömür sürmektir. Diyen İbrahimhakkı Hz. bu hususu;

Bir Hüdadan gayri yari istemem,
Ol gülün içinde hari istemem,

Yani, Allah'tan başka bir dost istemem diyerek bütün muhabbetini Allah'a tahsis ettiğini ifade ediyor. Dini hükümleri başkalarına telkin ettirmede, zorlama yerine, “dinde zorlama yoktur” diye buyuran İbrahimhakkı Hz. Peygamberin bu emrine harfiyen riayet ederek, İslamın güzelliklerini nefsinde yaşayarak iyiliği, kardeşliği, doğruluğu ve yardımlaşmayı, telkin yoluyla anlatmaya çalışmıştır.

Hiç kimseye hor bakma
İncitme gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma,
Mevla görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Mısralarıyla cemiyet' teki huzursuzluğun, anlaşmazlığın, kin ve düşmanlığın başkasını zorlamak, küçük görmek, incitmek gönül kırmak ve nefsini arzuların peşine düşmekten ileri geldiği veciz bir şekilde dile getirmiştir. Dünyayı ahiretin tarlası olarak bilen, burada ne ekilirse ahirette onun biçileceğinin şuurunda olarak, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.” Hadis-i şerifi-nin ışığında dini mükellefiyetlerini yerine getiren bunun yanında gösterdiği üstün gayretleriyle ülkesine, millete ve hatta insanlığa faydalı olan bir Müslüman tipini ortaya koymuştur. İslamiyetin istediği tarzda, örnek bir insan portresini sergilemiştir…

Dini cephesini buraya kadar kısaca izaha çalıştığımız İbrahimhakkı Hz. görüldüğü gibi, ne skolastik bataklığına saplanmış bir medrese hocası ve ne de fanatik düşünceden hareket eden bir din adamı değildir.
Dini vecibeleri bizitahi nefsinde yaşayan, bununla beraber fen ve teknik ilimlere azami ölçüde açık olan İbrahimhakkı Hz. Astronomi, Matematik, Coğrafya, Jeoloji, Fizik, Kimya, Biyoloji, Hendese, Tıp, Felsefe, Mantık, Psikoloji, Sosyoloji, ve Edebiyat ilimleri ile meşgul olmuş ve bu sahalarda kıymetli eserler vermiştir.
Şahsında, DİN VE FEN İLİMLERİ SENTEZİ'nin en güzel örneklerinden birini vermiştir.
Vicdanın ziyası din ilimleridir. Aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin birleşmesi ile hakikat ortaya çıkar. Bu iki ilim beraber olduklarında, bunları tahsil edenle bir gayret ve himmet meydana getirir. Ayrılmaları halinde ise, sadece din ilimleri ile vicdanını aydınlatan, ama fen ilimlerinden mahrum olanlar taassuba düşer. Sadece kafasını fen ilimleriyle aydınlatan ve fakat din ilimleriyle vicdanını aydınlatmamış olanlar da hile ve şüphe içine düşer.

İşte bu gerçekten hareket eden İbrahimhakkı Hz. Vicdanını din ilimleri, kafasını da fen ve teknik ilimleri ile aydınlatarak diğer bir tabirle vicdanı ile aklını birleştirerek, din ve fen ilimleri sentezini şahsında kurabilmiş müstesna bir ilim adamıdır. Tahsil hayatını TİLLO'da geçiren İbrahimhakkı Hz. Sahip olduğu bu yüksek ilmin, hiç şüphe yok ki asıl kaynağı olan mukaddes kitabımız KUR'AN-ı çok iyi anlamış ve büyük ölçüde istifade etmiştir.

Şimdi işin şu noktasında, akla şöyle bir soru gelebilir. Acaba din ilimlerinin yanında Kur'an-da fen ve teknik ilimlerine dair hadisler varmıdır.?
Bu sorunun cevabı yine Kur'an-ın bir ayetinde buluyoruz. Tahsil hayatını TİLLO'da geçiren İbrahimhakkı Hz. Sahip olduğu bu yüksek ilmin, hiç şüphe yokki asıl kaynağı olan mukaddes kitabımız KUR'AN-ı çok iyi anlamış ve büyük ölçüde istifade etmiştir.
Şimdi işin şu noktasında, akla şöyle bir soru gelebilir. Acaba din ilimlerinin yanında Kur'an-da fen ve teknik ilimlerine dair hadisler varmıdır.?

Bu sorunun cevabı yine Kur'an-ın bir ayetinde buluyoruz. “Yaş ve kuru her şeyin” Kur'an-da bulunduğunu ayet-i Kerime beyan ediyor. Beşerin dünya ve ahiret saadetini temin etmek üzere, meleyi aladan nazil olan Kur'an-ı Kerim, insanın saadetinin en önemli vasıtası olan fen ve teknik gelişmelerine dair ilimleri, elbette ki ihtiva edecektir. Ancak Kur'an sadece bir fizik kitabı, bir astronomi kitabı, tıp veya kimya kitabı, coğrafya , jeoloji kitabı olmadığından, fen ve teknik terakkilere dair konular, ayetlerin içinde ya işaretten, ya remzen veya iphamen bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde bulamaz. Şahsında akıl ve vicdan dengesini kurabilen ihtisas sahipleri, Kur'an dan istifade etmişler ve halen de etmektedirler.

Kur'an bir tarih kitabı değildir. Daha önceki devirlerde yaşanan bir takım hadiseleri, Peygamberlerin mucizelerini sadece, tarihi birer hikaye olsun diye zikretmiyor. O hadislerden ibret alınsın ve onlardaki ilmi hakikatlerden istifade edilsin diye bahseder.
Cenab-ı ALAH Peygamberleri insanlara manevi terakki cihetinde birer rehber olarak gönderdiği gibi, insanlara maddi terakkilerine medar olacak harikaları , mucize suretinde Peygamberlerin eline verip, onları insanlara üstad etmiştir… Onlar manevi sahada olduğu gibi maddi sahada dahi tabi olmayı emreder.
Kur'an Peygamberlerin manevi Kemalatların bahsetmekle, insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mucizelerden bahis dahi, onların benzerlerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya bir teşviki ihtar ediyor.
Hatta denilebilir ki , manevi kemalt gibi, maddi kemalat ve harikaları dahi en evvel mucize eli insanlara hediye etmiştir.
Madem Kur'-an ın en büyük hedefi insanlara doğruyu güzeli göstermektir. Öyleyse Peygamberlerin mucizelerini birer tarihi hikaye olarak değil, çok büyük ve mühim manaları ders vermek için zikr etmektedir. Kur'an Peygamberlerin mucizelerini zikretmekle, insanlığın fen ve sanatının en son hududunu çiziyor. İnsanı teşvik edip o gayeye sevk ediyor.

Mesela: Hz. Süleyman'ın bir mucizesi olarak havanın, O'nun emrine verilişini beyan eden Ayet-i Kerime-de Hz. Süleymanı'ın havada uçarak, bir günde iki aylık bir mesafeyi katettiğini ifade ediyor.
İşte, bunda şöyle bir işaret var: İnsana yol açıktır ki , havada böyle bir mesafeyi katetsin.
Cenab-ı Ayet lisanıyla manen diyor ki; Ey insan, bir kulun nefsinin hevasatını terk ettiği için o'nu havaya bindirdim. Nefsin tembelliğini bırakıp , bazı adet kanunlarımızdan istifade etseniz, sizde binebilirsiniz. Yani havada uçabilirsiniz. Nitekim hava nakil vasıtalarının icadı ve günbegün gelişmesi bu mucizenin insanoğluna hediyesidir.
Hz. Musa'nın, elindeki asasını vurduğu yerden su çıkardığını ifade eden ayet işaret ediyor ki , yer altındaki rahmet hazinelerinden basit aletlerle istifade edilebilir…

İşte Cenab-ı Hak şu mucize ile ilgili ayetin lisansıyla manen diyor ki; ey insan madem bana itimad eden bir kulumun eline öyle bir asa veriyorum ki ; her istediği yerde suyu onunla çıkarır. Sende benim rahmet kanunlarıma istinad etsen, şöyle ona benzer veya hut O 'na yakın bir aleti elde edebilirsin. Haydi et.
Beşeri terakkinin mühimlerinden böyle bir aletin, sondaj aletinin icadıdır ki, yer altından su, petrol ve diğer maddeleri çıkarır. Şu ayet ise bunun nihayet hududunu çizmiştir.
Hem mesela; demiri hamur gibi yumuşatmak, bakırı eritmek, madenleri bulmak, çıkarmak insanın maddi sanatının anası ve aslıdır. Demirin yumuşatılmasını Hz. Davut'a bakırın eritilmesini Hz. Süleyman'a mucize olarak vermekle bu önemli buluşları insanlara hediye etmiştir.

İşte bu mucize ile ilgili ayet manen diyor ki: büyük bir peygambere, büyük bir mucize suretinde verilen demiri yumuşatmak ve bakırı eritmek nimeti, ekser sanatlarının kaynağı ve esasıdır.
Madem bir lisanına hikmet ve eline san'at verilmiş, lisanındaki hikmete açıkça teşvik ettiği gibi, elbette elindeki sanata dahi rağbet işareti vardır. Cenab-ı ALLAH ayetin manayı işarisiyle manen buyuruyor ki; ey insanoğlu, emirlerime ita-at eden bir kulumun lisanına ve kalbine öyle bir hikmet verdim ki; her şeyin açıkça hakikatini gösteriyor. Eline de, öyle bir sanat verdim ki; elinde bal mumu gibi demiri her şekle çevirir. Madem bu mümkündür, hem sosyal hayatınızda o'na çok muhtaçsınız, sizin de tekvini emirlerime yani yanlış olarak tabiat kanunu diye isimlendirilen, ilahi kanunlara ita'at etseniz, o hikmet ve sanat size de verilebilir. Zamanla yetişir ve yanaşabilirsiniz.
İşte bugün, demir gibi diğer madenlerin çıkarılması ve işlenmesi, bu mucizenin semeresidir.
Hem mesela; Hz. Süleyman'ın Belkıs'ın tahtını Yemen'den Şam’a göz açıp kapayana kadar getirmesi ile ilgili ayet işaret ediyor ki; uzak mesafelerden eşyayı suretten veya aynen nakletmek mümkündür. Bunun neticesi olarak bugün, eşyanın suretleri ve seslerinin nakli gerçekleşmiş olup, insanoğlu ilerde belki eşyayı da aynı sür'atle bir yerden başka bir yere nakletme imkanını bulacaktır…

Diğer önemli bir mucize de; Hz. İbrahim'in ateşe atılması ve ALLAH'ın emriyle ateşin o büyük Peygamberi yakmaması hadisesidir. Bu hadisede Hz. İbrahim'in vücudu yanmadığı gibi, üzerindeki elbiselerin de yanmadığını ayetten anlıyoruz.
Şu halde Cenab-ı ALLAH bu mucizeyi Peygamberine vermekle beraber, bizlere de bir işaret veriyor ve diyor ki ey milleti İbrahim, İbrahim'vari olunuz. Ruhunuza imana giydirip, cehennem ateşine karşı zırh yaptığınız gibi, yer yüzünde sizin için hazırlanan bazı maddeler var ki, onlar sizi ateşin şerrinden muhafaza eder. Arayınız, çıkarınız. İşte beşeri, mühim buluşlarından biri olan “Amyant” bu mucizenin ışığı altında bulunmasına rağmen, ondan istifade de mucizenin çizdiği hududa henüz ulaşılmamıştır. Saymaya çalıştığım Kur'an’ın bu cüz-i bahisleri Peygamberlerin mucizeleri olduğu gibi, Kur'an-ın tamamında Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Mucize-i Kübrasıdır.

Görülüyor ki; her türlü maddi ve manevi terakki ve saadetin temel kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Bu mukaddes kitap tarihte çok büyük ilim adamlarının yetişmesinde ilham kaynağı olduğu gibi, asrının çok ilerisinde bir ilme sahip olan İbrahimhakkı Hz.nin de yetişmesine esas teşkil eden kaynak yine Kur'an-ı Kerim'dir.

Hazret, ortaya koyduğu DİN VE FEN İLİMLERİ SENTEZİ ile insanlığa bir mesaj vermektedir. İslamiyet ilerlemeye, terakkiye, fen ve teknik alanındaki buluşlara mani değildir. Bilakis bu konularda Müslüman’ın çalışarak muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmasını teşvik etmekte, hatta emretmektedir.

Madem İbrahimhakkı Hz.lerinde İlmi tablo budur. şu halde Marifetçilerimiz bu konuya eğilmeli, (toplama ve çıkarmanın sağlaması gibi) (Geometrik açıdan iz düşüm esasına göre dünyanın yuvarlaklığının ispatı gibi) daha bir çok ilmi konular ders kitaplarına girmeli.

Üniversitelerimiz, ilim adamlarımız branşlarıyla ilgili araştırmaları yaparak, bu ilim hazinesini ilim yuvalarımızın istifadesine sunulmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı, konuya ciddiyetle eğilmeli, Milli kültürümüzün zenginleştirilmesini sağlayacak bu ilim hazinesinin Milletimize ve dünyaya tanıtılmasını sağlamalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam alimlerine ve bu arada İbrahimhakkı Hz.nin tanıtılmasına çalışmalıdır. Radyo ve Televizyon Kurum da , bu konuda ciddi ve doyurucu programlar hazırlayarak İbrahimhakkı Hz.nin ve eserlerinin tanıtılmasına yardımcı olmalıdır. Devlet Planlama Teşkilatınca Siirt'te bir “İslam Tarih, Kültür ve Sanat Merkezinin kurulması hususunda gerekli etüdler yapılır ve tahakkuk ettirilirse, ülkemize ve Milli Kültürümüze önemli bir hizmet ifa edilmiş olacaktır.

Bütün bu dileklerin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi ümidiyle…


Bu Yazı 3449 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar