İbrahim Hakkı Hz.’de Marifet ve Muhabbet
..        

Bindikleri atın uçarcasına Tillo'ya yaklaşması küçük İbrahim Hakkı'nın heyecan ve özlemini artırmakta, göğsünden fırlayacakmış gibi çarpan yüreğinin heyecanını amcası Ali'nin beline sarılarak dindirmeye çalışmaktadır. Çünkü iki yıldır görmediği ve büyük bir özlem duyup hasretiyle yandığı babası Derviş Osman Efendiyle görüşecek hasret giderecekti. İbrahim Hakkı Hazretleri Tillo'da babasına kavuşup hocası İsmail Fakirullah Hazretleri ile görüşmesini “Ben dokuz yaşındaydım Ali amcam beni babamın yanına götürdü bir ikindi vaktinde Tillo'ya girdik Dergaha vardığımızda babam ile hocası namaz kılıyorlardı ilk bakışta İsmail Fakirullah hazretlerinin mübarek yüzü bana pederimden daha yakın geldi O anda yüzünün cezbesi gönlümü aldı. Aklım onun güzelliğine duruşundaki haşyet , heybet ve olgunluğa hayran kaldı. Gönlümü ona kaptırdım. O gönüller sultanı bana şefkat ile ilim öğretip lutf ile terbiye etmeye başladı” diye anlatır.

“Babamdan daha biliş ve tanış dediği” bu zatın rahle-i tedrisinde kuvvetli bir tahsil ve terbiye ile yetişen bu ünlü bilgin ve düşünür , Arapça Farsça ve Türkçe'ye layıkıyla hakim olmuş ve bu üç dilde şiir yazacak mertebeye ulaşmıştır. Tillo Derviş Osman Efendiye olduğu gibi oğlu İbrahim Hakkı içinde bir eğitim , kültür ve marifet merkezi olmuştur.
Mürşidi ve hocası İsmail Fakirullah Hz. nin vefatından sonra devraldığı irşat ve öğretim görevini hayatı boyunca sürdürmüştür.
Büyük mütefekkir ve bilim adamı İbrahim Hakkı Hz.hem dini ilimlerde hem de fenni ilimlerde üstünlüğü ifade eden “zülcenaheyn” yani iki kanatlı unvanını elde etmiş. Uğraştığı ve dahi olduğu Matematik, Astronomi, Anatomi, Fizik, Kimya velhasıl tüm fenni ilimleri yaradanın bilinmesine hizmet edecek tarzda tasavvufi bir üslup ile ele almış ve asıl önemli olanın yaradanın rıza ve muhabbetine erişmek olduğunu hayatının her anında hissettirmiştir.

“ Her ne ki alemde var aşk imiş ey yâr-ı gâr ,
Olmuş ol leyl-ü nahar ilm ile irfanımız ”
beyitindeki mesaj yüksek ilim sahibi bir şahsiyet olduğunu bildiğimiz büyük şair Fuzûli'nin
“ Işk imiş her ne var alemde ,
İlm bir kıyl-ü kaal imiş ancak ”
Beytindeki manasıyla örtüşmekte ve varlığın sebebinin sevgi olduğunu var edene ancak sevgi ve aşkla ulaşılacağını dünyaya geliş sebep ve amacının , sevgi ve bu sevgiye ulaşma yolunun da insanın gönlünden geçtiğini ifade eden İbrahim Hakkı Hz. ne göre Bilim (Marifet) İnsanın Allah'a karşı borcudur. Marifet arttıkça sevgiliye yani Allah'a yakın olunacağını bu yüzden gönlü , sevgilinin dışındaki her şeyden temizlemek gerektiğini “ Dil beyt-i Hüdâ'dır ânı pak eyle sivadan , Kasrına nüzul eyler o sultan gecelerde ” mısralarıyla apaçık anlatır.

Vasfedemem gönül seni şiirinde
“ Olmasa kibr ile riya sensin ol beyti Kibriya ,
Genc-i nihan seninledir vasfedemem gönül seni ”
mısraları gönlün kibirsiz, riyasız tertemiz olması gerektiğini , böyle olunca da gizli hazinelere mazhar olup anlatılamayacak olduğunu ifade eder.

Yukarıda naklettiğimiz
“ İlm bir kîyl ü kaal imiş ancak ” ifadeleri ilmi değersiz saymak değil; aşk , irfan , marifet gibi kelimelerle ifade edilen gönül bilgisine ilahi hakikate yaklaştıran tasavvuf terbiyesine daha çok değer vermektir. Bu da kendi şartları ve manevi zemini içerisinde değerlendirilmesi gereken bir hal ve anlayıştır. İnsanı küçük alem kabul eden anlayışa önem veren İbrahim Hakkı'ya göre hayatın en yüksek gayesi Allah'a iman , insanlığın en âli mertebesi ve en büyük makamı Allah'a iman içindeki marifetullah (Allah'ı tanımak) sonucundaki gönül ve ruh lezzetine ulaştıran Allah sevgisidir. “Evet bütün hakiki saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet elbette Marifetullah ve Muhabbetullahtadır.” Felsefesini hayatının ve tahsilinin gayesi olarak görmektedir.

Nitekim bir manzumesinde dile getirdiği
“Aşkın şerbetin içmişim,
Dil gülşenine göçmüşüm,
Ben varlığımdan geçmişim
Nam-u nişanı neylerim


Ma'rifet tadın almışım
Fena tahtına varmışım
Mahfice sultan olmuşum
Dünya varlığın neylerim”
İfadeleri ve
“ Edelim mihr-i Hüday-ı maksut ,
Bulalım zerre veş anınla vücut ”
(Allah sevgisini gaye edelim zerre gibi onda vücut bulalım) mısraları yukarıdaki hakikatlerin ifadesinden başka ne olabilir ki?
İbrahim Hakkı da bir hayat felsefesi halini alan bu sevgi ve marifet , onu yaşadığı ve sahip olduğu ilim denizinin dalgalarıyla geleceğe taşınmasına en büyük vesika olan “Marifetname “ adlı eserini telif etmeye götürmüştür.

Felsefesinin özünü marifet ve muhabbet üzerine kurmuş olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin bilinen 58 eseri olmakla birlikte , daha çok tanınan ve onu yaşadığı devirden çağlar ötesine taşıyan en önemli eseri “MARİFETNAME” nin adı da rastgele seçilmemiştir. Yazımızın başlığını oluşturan “Marifet ve Muhabbet” birbirini gerektiren iki kavramdır. Bilmeli , tanımalı ve tanıdıkça da sevmeli , muhabbet etmeli ...

İbrahim Hakkı “MARİFETNAME” nin sonunda bu eserin kendisi için ölmez , yıkılmaz bir okul olduğunu , kendisini sayısız hayırla hatırlatacağını , bu kitabı okuyanın çok kazançlı, anlayanların da mutlu olacağını,ifadeden sonra bu kitabı okuyup yazanı marifet hazinesiyle zengin kılmasını “GANİ” (asıl zengin olan) Cenâb-ı Hak’tan niyaz ettiğini ,
“ Hakkı'ya ölmez okuldur bu kitap
Andırır hayır ile ânı bi hisap
Bunu kim okursa merd kâr olur
Kim ki fehmeyler o berhûdar olur
Bu kitabı okuyanı yazanı
Marifet günciyle bay et ya gani”
mısralarıyla ifade etmektedir.

İbrahim Hakkı hazretleri , Türkçe yazdığı ve daha sonra Arapça ve Farsça ' ya çevrilen “Marifetname” isimli eserini üç fen başlığı altında bölümlere ayırmıştır.
1 Fenn-i Evvel : Basit ve bileşik maddeler , madenler , bitkiler ve nihayet insanı anlatarak basitten karmaşığa doğru bir sıra takip eder . Daha sonra aritmetik , geometri , astronomi ve takvim bölümleri yer alır.
2 Fenn-i Sani : Bu bölümde anatomi , fizyoloji gibi bilimler yer alır. Vücut yapısı ile huy ve mizaç ilişkisi üzerinde durulmuştur.
3 Fenn-i Salis : İlahi , dini ve felsefi bilgiler içermektedir.
Bunlara ilave olarak içtimai hayat usulünü anlatan son bölümde eğitim metotları izah edilmiştir. 40 sayfayı bulan son bölüm törebilimdir diyebiliriz. Öğretimin yol ve yöntemini , öğrencinin hocasına karşı takınacağı tutumu , ana ve babaya karşı saygı ve sevgiyi , evlenme ve eşlerde aranacak nitelikleri , karı-kocanın birbiriyle olan ilişkiler töresini ,çocuklarına karşı görevleri ; hizmetçi , komşu ,dost , akraba halk ve bilginlerle görüşüp konuşma yolu ve töreleri yer alır. Sayın Rauf İNAN , İbrahim Hakkı'nın bu yönünü incelerken onu ilk eğitim filozofumuz olarak tanıtır. Marifetname'de hemen her ilim dalında açıklamalarda bulunan İbrahim Hakkı Hz. Matematik alanında da dikkat çekici izahlarda bulunur. Aritmetik ile ilgili bir çok konu işler ; dört işlem , kesirler , bilinmeyen sayılar ve bir sayının kökünü bulma bunlar arasındadır.

Geometrik alanda da cisimlerin boyutlarını , yüzölçümlerini , nokta , çizgi , yüzey ve tarifleri , üçgenler , dörtgenler, çokgenler , açılar , merkez ve çevresi , kiriş , yay , sinüs , cosinüs,küp, silindir,koni ve küre hakkında yaptığı enteresan izahlar ve çözümler onun Marifet (bilim) alanında eşsiz bir deha olduğunu göstermektedir.
Bütün bunlara ilave olarak İbrahim Hakkı Hz. 'nin Greenwich yerine Tillo'yu merkez (o meridyen) kabul edip üzerinde meridyen ve paralelleri gösterdiği keşfinden yaklaşık 100 yıl önce, Antartika'nın da yer aldığı Ekvator ve Kutuplar açısından bakılarak çizilmiş Dünya haritaları günümüz haritalarına son derece yakınlık arz etmektedir. Tillo tarihi eserler yönünden çok zengindir. İbrahim Hakkı'nın kullandığı kozmoğrafya aletleri , haritalar , güneş sistemi ile ilgili tahta küreler , el yazması çok değerli kitaplarla düşünüre ait çeşitli eşyalar , halen Tillo'daki torunlarında bulunmaktadır . Bu eserlerin büyük bir kısmı Tillo'da Sadettin TOPRAK Hoca efendiye ait evde özel müze haline getirilmiş bir odada sergilenmektedir.

Marifet ve Muhabbet vesilem dediği hocası için söylediği , “Fakirullah ki İsmail-i Tulvi ,Gavs-ı Ulvidir. O ruh-i pake İbrahim-i Hakkı tercüman olmuş” mısralarıyla kendi yaptığının tasavvuf büyüğüm dediği hocası Tillolu İsmail Fakirullah Hz.'nin tertemiz ruhuna tercümanlık yapmak olduğunu ifade eder. İbrahim Hakkı Hz. pozitif ilimleri sadece cesurca anlaşılır bir dil ve açıklıkta anlatmakla kalmadı , onları uygulama ve kullanmasını da bildi.
Hocasına olan sevgi , saygı ve hayranlığının bir işareti olarak da hocasının defnedildiği yerin üstüne yaptırdığı ve kendisinin de içinde hocasının ayak ucuna defnedilmesini vasiyet ettiği astronomi ve mimarî harikası olan türbe bunun en güzel ispatıdır.
İbrahim Hakkı Hz. “Yeni yılda doğan güneş ilk olarak hocamın başucunu aydınlatmazsa onu istemem” diyerek söz konusu türbeyle yanına 8 köşeli ve 10 m. yüksekliğinde bir kule yapar. Bunların 3 km. kadar doğusunda 21 Mart'ta gece ve gündüzün eşit olduğu Nevruz gününde güneşin doğduğu dağın tam tepesine halen mevcut olan Kal'atül Üstad denilen bir duvar örer. Bu duvarın ortasına da 40x50 cm ebadında bir boşluk bırakır. Güneş yeni yılın bu ilk gününde doğarken bütün Tillo duvar ve tepelerden dolayı gölgede kalır.Bırakılan boşluktan giren ışık kulede bulunan bir yansıtıcı ile kırılmakta ve türbenin penceresinden girerek hocası İsmail Fakirullah Hz. 'lerinin sandukasının baş ucunu birkaç saniye aydınlatmaktadır.

Maalesef türbe 1963 yılında restore edilirken bu sistem bozulmuş, yerli ve yabancı bir çok bilim adamının uğraşmasına rağmen düzeltilememiştir.
Düzeltilemeyişi konusunda torunlarından Bilgisayar ve Matematik Profesörü olan Dr. Aziz BENER “Bizim elimizdeki ilmî veriler Greenwich'e göre belirlenmiş , oysa sistem Tillo'nun “ 0 “ kabul edilmesi sistemine göre yapılmış. 21 Mart'ta Güneş ,Dünya , Tillo , Kale ve Kule bir koordinattan geçirilmiş , ayrıca Güneşte 33 yılda 1 derecelik bir değişim olmaktadır. Bizler bunu tesbit edemiyoruz.” İfadelerini kullanmaktadır.
Bütün bunlarla marifet ve muhabbet denizi olduğunu gördüğümüz İbrahim Hakkı Hz. Kâinatı yaratan Cenab-ı Hakk'ın bu yüksek eseri üzerinde derin düşünmeyi, bu alemi sırf zatının bilinmesine vasıta olsun diye yarattığını , bütün varlıklarda görebilen gözler için hikmetlerle dolu gizlilikler bulunduğunu , kendi birliğini anlamaya kullarını teşvik ettiği gibi , Kâinatı bir anda yaratmaya kudreti yeterken 6 günde yaratması , biz kullarına her iş ve hareketlerinde sabırlı ve temkinli olmalarını , acele etmemelerini bildirmek istediğini ifade eder.

İbrahim Hakkı asıl sevgi ve muhabbetin kâinatın ve gönül evimizin sahibi olan zata olması, ona karşı daima hüşyâr ,yani uyanık olmamızı , hatta uyku zamanımız olan gecelerde bile bu uyanıklığı muhafaza etmemiz gerektiğini ,
“Sakın ey yar-ı mihmandar uyuma,
Gelir dil-i beytine dildar uyuma.”
Mısralarıyla gözümüz uyusa da gönlümüzün uyumaması gerektiğini de , “Dün gece ta rûz enis can hayal-i yar idi Gözlerim gerçi uyurdu akl-u dil hüşyar idi.” mısralarıyla anlatır.
Devamlı anmayla ruhuna gıda bulduğu Cenab-ı Allah'tan başkasını arzulamadığını o gülün yanında diken istemediğini ,
“ Zikrini dilde gıday-ı ruh et
Canda hikmet kapusun meftuh et.”


“Bir Hûda dan gayr-ı yarı istemem
Ol gülün indinde hâri istemem”
diye ifade eden İbrahim Hakkı gibi yaradanını , vatanını , okutanını anlayıp idrak edecek nesiller yetiştirmemiz temennisiyle ,
“Hak şerleri hayr eyler
Zannetmeki gayr eyler
Arif anı seyreyler
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler...


Bu Yazı 4422 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar