İç Çekişmelerle Uğraşan Türkiye Enerji Merkezi Olma Hayalini Kaybediyor Mu?
..        
Son zamanlarda enerji arz güvenliği uluslararası istikrarsızlık ortamında gittikçe önem kazanan bir olgu haline gelmiştir. Ülkemizin jeo-stratejik açıdan enerji ithalatçısı Avrupa ülkeleri ile enerji üreticisi Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri arasında merkezi bir yerde köprü konumunda bulunması, Türkiye'yi enerji arz güvenliği açısından özel bir yere oturtmaktadır.
Tahminlere göre Avrupa'nın 2020 yılında 800 milyar m³ 'e ulaşacak doğalgaz talebinin alternatif kaynaklardan ve güzergâhlardan karşılanmasına ilişkin orta ve uzun vadeli stratejiler, ülkemizin önemini daha da artırmaktadır. Ancak yaşanan son gelişmelerin Türkiye'nin gelecekte transit enerji merkezi olma hayallerine karşı sekte vuracağı ifade ediliyor. Türkmenistan'ın yeni lideri Gurbanguli Berdimuhammedov, hemen iktidara gelmesinin akabinde Rusya ile enerji alanında yaptığı anlaşmalarla dünya kamuoyunun dikkatlerini bu bölgeye çekti. Türkmen doğalgazının dağıtımında tekel oluşturmak isteyen Rusya, önümüzdeki dönem içinde Türkmenistan'dan yılda 80 milyar m³ gaz alımı hedefliyor. Rusya Federasyonu bu ülkeden 100 $'a aldığı doğalgazı yaklaşık 250-300 $ gibi fahiş rakamlara Avrupa ülkelerine satma amacını açıkça hayata geçirecek politik ve stratejik adımlar atıyor. Rusya'nın bölgedeki emperyal amaçları Türkmenistan'la da sınırlı değil. Geçtiğimiz ay Rusya'nın bu kapsamda Türkmenistan ve Kazakistan'la Hazar Denizinin kıyısına yeni bir doğalgaz boru hattı döşenmesi konusunda anlaşması bu politikanın en önemli ayaklarından bir tanesini oluşturuyor. Rusya'nın attığı bütün bu adımları, şimdi ve gelecekte enerji kaynaklarını stratejik bir silah olarak kullanabileceğinin işareti olarak algılamak gerekiyor.
Hazar Havzasında Türkmenistan ile Kazakistan'ı yanına alarak çeşitli enerji anlaşmaları imzalaması ABD'nin bölge politikalarına ilişkin planlarını da altüst etmiş görünüyor. Yapılan bu anlaşmalarla hem ABD'nin Orta Asya'daki planlarına darbe indirilmiş, hem de Türkiye'nin enerji projeleri yara almış gözüküyor. İçerde siyasi çekişmelerle beyhude zaman kaybeden Türkiye ise bu konjonktürde bütün enerjisini hala iç gelişmelere harcamaya devam ediyor. Hazar havzasında yaşanan enerji merkezli uluslararası satranç hamlelerinde ülkemiz hızla oyun dışına itiliyor.
Yine bu kapsamda 2011'de yapımı tamamlanması planlanan ve boğazları by-pass ederek Rus petrolünü Akdeniz'e ve Avrupa'ya taşıyacak olan Burgaz-Dedeağaç boru hattı projesinde Rusya Bulgaristan ve Yunanistan ile geçtiğimiz aylarda anlaşma imzaladılar. Sözkonusu hattın taraf ülkelerce kapasitesinin yılda 35 milyon tona çıkarılması, ülkemizden geçen boru hatlarının doldurulmasında ciddi sıkıntılar meydana getireceği konuşuluyor. Projenin hayata geçirilmesi neticesinde ülkemiz toprakları içinden geçen boru hattı projelerinin devre dışı bırakılacağı belirtiliyor. Zira Ortadoğu ve Orta Asya'daki doğalgaz kaynaklarının Türkiye üzerinden geçerek Avrupa'ya taşınmasını sağlayacak olan Nabucco projesine (Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya) karşı Rusya tarafından yürütülen Burgaz-Dedeağaç projesinin faaliyete geçirilmesi bu projenin taraf ülkelerce yapımını zorlaştıracak gibi görünüyor. Enerji alanında Rusya'ya büyük oranda bağımlı bulunan Macaristan'ın bu projeye soğuk bakması projenin akıbetini bir belirsizlik içine itiyor.
Ülkemiz açısından Burgaz-Dedeağaç boru hattı projesi konusunda iyimser olunacak tek şeyin Boğazlardaki trafiği rahatlatacak olması ve çevre güvenliği açısından ortaya çıkan riskleri bertaraf etmesidir. Çünkü günde 3 milyon varil petrol yüklü tankerler Boğazlardan geçerken büyük bir risk oluşturmakta ve bu rakamın 2010 yılında 4 milyon varile çıkacağı düşünüldüğünde bu tehlike daha da büyüyecek gibi görünüyor.
Rusya'nın enerji alanında yaptığı stratejik hamlelere karşılık sürdürülebilir, güvenilir ve ekonomik enerji tedariki noktasında yürütülen projeler kapsamında ABD ve AB ülkelerinin bir an önce desteği sağlanmalıdır. Bu dönemde Kuzey Irak'a olası bir operasyon nedeniyle ABD ve AB ile iplerin kopma noktasına gelmesi bu politikaların nasıl yürütüleceği de önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Zira içerde iktidar savaşlarıyla uğraşan Türkiye, Hazar Havzasında ABD ve önemli Avrupa devletlerinin desteğini almadan Rusya'ya karşı tek başına bir şey yapamayacağını da anlaması gerekiyor.

Bu Yazı 2411 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar