İçtimai Millet Olmak
..        

Yaratılmışlar genel olarak akıl-nefis ilişkileri açısından üç ana grupta ele alınır. Birinci grup; sadece akıllarını kullanıp nefis yönünden sıfır noktasında bulunan melekler… İkinci (Orta) grup; hem akıl hem de nefis taşıyan, her ikisini de kullanma yeteneği olan insanlar ve cinler… Üçüncü grup ise akıllarını en az kullanıp tamamen nefis ölçülerinde hayat süren hayvanlar âlemi… Ortadaki grup (insanlar ve cinler) akıl ve nefisten hangisine uyar ve kullanırsa, kullandığı ölçüde meleklerden daha yüce mertebelere ulaşabileceği gibi, hayvanlardan daha aşağı bir zillete de düşebilir.

Şimdi içtimai (sosyal) bir varlık olan insanı ele alalım. Yaratılış itibari ile; en şerefli, en yüce ve bütün diğer varlıklar emrine verilmiş en üstün canlı. Bunun sonucu olarak en sosyal varlık olma özelliğine sahip. Hayatı ve mematı (ölümü) sorumluluklarla dolu. Dünyaya sadece mutfak ile tuvalet arasında hamallık için değil; nereden niçin nasıl geldiğini ve nereye niçin nasıl gideceğini akledebilen, akletmesi gereken bir varlık. İçtimai, olması yönüyle insan bütün canlılardan daha yücedir. Ancak bir sosyal yönü ne kadar hayatına uygulamış ve gerçekleştirmiş ona bakılmalı sosyal hayat, paylaşmayı gerektirir. Elinde olandan, kendinde aynı şeyden bulunmayan diğer insanları faydalandırmalı şart kılar. İlk insandan günümüze ve kıyamete kadar böyle devam edecektir. Ne zaman insan, kendini unutmuş zillete düşmüşse hayvanlara imrendiren bir hayat yaşamıştır. Malumdur ki; hayvanlar âlemin de hayat bir mücadeledir ve güçlü zayıfı ezer, büyük balık küçük balığı yutar. Zira geçerli kural orman kanunudur.
İnsan olmak bir ayrıcalıktır. Keza insanlar içinde mümin olmakta daha ulvi bir ayrıcalıktır. Kardeşinin derdi ile dertlenen, komşusu aç iken tok yatmayı zül kabul eden ve Akif(r.a) 'in ifadesi ile düşünüp yaşayan kimsedir.

Mümin kanayan bir yara gördü mü yanar ta ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim çitme yerim.

İnsan bu minval üzere eğitir, yetiştirirse ancak faydasını görürsün böylece sosyal fert ve soysa toplum oluşur. Bedenine esas yüce cevher yerleşmemiş ve paslı yürekli fertlerden oluşan milletlerde hayat bir mücadeleye dönüşür, arkasından anarşi çıkar, kapkaçlar, talanlar, kavgalar millete hâkim olur.
İnsanı insan yapan özellikler; ancak insanın ihtiyacını en iyi bilen onu yoktan var edenin koyduğu kurallarla ortaya çıkar. Kurallardan uzaklaşma ölçüsünde de toplumda huzur kalmaz, güven yerini şiddete bırakır. Arkasından insan suretinde ne idüğü anlaşılmayan dışı başka içi başka yaratıklar milleti oluşturur. Böyle bir millette de sosyal devlet anlayışı olmaz. Çünkü sosyal devlet ancak sosyal milletle ortaya çıkar. İnsanlığın 21.yüzyılın başında geldiği noktayı kısaca özetlersek. Cahiliye dönemine taş çıkartan bir vahşet, orman kanununun en acımasızı sırtlanları kıskandıran bir benlik ve benim olsun duygusu. Kendi sosyal görevlerini unutmuş ve bu görevler sanki direk devletin sorumluluğundaymış anlayışı ile hareketler. Çocuk yuvalarımız terk edilen bebeler ile, Yetiştirme Yurtlarımız kimsesiz gençler ile, Huzurevlerimiz ise terkedilmiş ve bakımsız kalmış yaşlılarımız ile doluyor. Bütün bunlar aslında sosyal bir varlık olan insanın kapitalist duygularla doldurulup içtimai görevlerini unutmasındandır. Ah şu kapitalizmin gayesi bir anlaşılsa…

Şairin ifadesiyle:
Kapitalizmin gayesi maddeleş ha maddeleş.
Bilmez ki, materyalist mana hayat madde leş…

Manevi duyguların öne çıktığı, sosyal görevlerin bihakkın icra edildiği, büyüklerin sevdiği, küçüklerin saydığı, zenginin verdiği, fakirin zengini sevip saydığı sosyal bir milleti ortaya çıkarıp, huzur ve mutluluk dolu günlerde buluşmak umuduyla…


Bu Yazı 2122 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar