İdeal Öğretmen Hakkında Düşünceler
..        
Bozulma, hiçbir kimseye torpil geçmeden yapacağını yapar. Toplum değerlerinin yok olması ve değerlerin yerlerinin doldurulamaması, bozulmadan da öte tefessüh etme yani kokuşmadır. Sıradan ya da popüler düşüncelerin yaygınlaştığı ortamlarda idealden, ilkeden, prensipten bahsetmek ne kadar zordur varın siz hesap edin. Eğitim camiası da toplumun genelinin maruz kaldığı hastalıklarla karşı karşıya kalmıştır. Son yıllarda haber kaynaklarını takip edip; eğitim camiasında olanlara bir baktığınızda bu son cümleyi açmanın ne kadar can sıkıcı olacağını tahmin edebilirsiniz. Toplumdaki kültürel geriye gidiş öğretmenleri de sarıp sarmalamış, “Öğretmen de mi “dedirtecek seviyeye ulaşmıştır.
Yaşadığımız çağda planlı bir şekilde her şeyin ruhunu boşaltmaya çalışanlar, öğretmene herhangi bir ayrıcalık tanımıyorlar. Maalesef öğretmenler de genel yozlaşma rüzgârlarından etkileniyor. Öğretmenin de yaşama biçimi hızla değişiyor. Hayatın gayelerini tespit ederken neredeyse bütün çevrelerde genel bir yeknesaklık söz konusu. İnsanlar evlatlarını önce geliri bol bir meslek edinmeye yönlendiriyor. İhtiyaçlara göre yaşamak, yerini arzulara göre yaşamaya terk edeli hayli zaman olmuş. Oysa arzulara göre yaşamak önce parayı gerektiren bir yaşama biçimidir. Para ise kimde olursa olsun birçok hesabı kitabı gerektiren bir olgudur. Eğitim camiası da artık sabit bir geliri olmasına rağmen, dar bir çerçevede para cambazlıkları yapar duruma itilmektedir.
Her şeye rağmen, kıyamet gerçek oluncaya kadar değerlerinden soyutlanmamış, ideallerini başka bir hayata geçiş köprüsü yapabilecek, temiz fıtratının bozulmasına müsaade etmeyecek eğitimciler var olacaktır. İnsanın yapısındaki temizlik ve kutsal değerlerimiz bu düşünceyi bize telkin etmektedir. Bu gerçeklere bina edilmiş “İdeal öğretmenler”den bahsedebiliriz. Tabi ki biz bu konuda ancak genel bir çerçeve içersinde konuyu ele almayı deneyeceğiz.
İdeal öğretmen öncelikle karşıdakine saygıyla yaklaşmalıdır. Öğrencinin zekâ seviyesi, cinsiyeti, fiziki yapısı, aile durumu vb. ne olursa olsun o bir insandır. İnsan mükerremdir.Eşref-i Mahlukattır. Öğrenci bu vasıflarda bir bir müşteridir. Müşteri velinimet olmalıdır öğretmen için. Öretmenin sebeb-i hikmeti öğrencinin varlığıdır. Ancak her öğretmen bu hakikati kavrayamadığından karşıdakini yanlış algılar ve kendisini merkeze yerleştirir. İdeal olanı ise; bir öğretmenin, eğitimin öğrenci merkezli olduğunu unutmamasıdır
İletişim, insanların bulunduğu yerlerde gerçekleşen bir alma- verme olayıdır diyebiliriz. İletişimin gerçekleştiği toplumsal olayların başında eğitim faaliyetleri gelir. Öğretmen-öğrenci arasındaki iletişim bazen hiç konuşmadan bile gerçekleşebilir. Kaliteli bir öğretmen iletişim kavramını iyi bilmeli ve eğitim- öğretimde iyi kullanabilmenin yollarını tespit etmelidir. İletişim anlık olabildiği gibi uzun sürelerde de gerçekleşebilir. Öğretmen birçok iletişim yolları denemeli, bu konuda fedakârlık yapması gerektiğinin bilincinde olmalı ve öğrenciyle komşu olmanın bile bir iletişim aracı olabileceğini kulak ardı etmemelidir. Boş vermişlik, önyargı, duyarsızlık, hedefsizlik, katı yüreklilik iletişimin başlıca düşmanlarıdır.
Olaylara müspet bakabilmek ideal öğretmene has bir tavırdır. Tarihimiz bu konuda güzel örneklerle doludur. Arkadaşları ile bir yolculuğa çıkan Peygamberimiz Hz. Muhammet(s.a.s), rastladıkları bir köpek leşine olumsuz tepki gösteren arkadaşlarına, “Bakın köpeğin dişleri ne kadar güzel” diyerek; hem yol arkadaşlarına, her şeye güzel bakmayı öğretmiş, hem de bütün Dünya eğitimcilerine güzel bir örneklik sunmuştur. Öğrencilerin kusurlarını yüzüne vurmak, hatalarını her dem tekrar edip durmak, öğrencileri öğretmenden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Başarılı olmak isteyen bir eğitimci, muhataplarının daima güzel taraflarını ön plana çıkartmalıdır.
Kendine güvenen bir öğretmen, sorumluluğu önce kendisi yüklenmelidir. Oturduğu yerden ahkâm kesmek, rast gele “yapacaksınız”, “edeceksiniz” demek öğrencinin gözünde öğretmenin inanırlılığını ve güvenilirliğini yok eder. Bir de her şeyi suçlamak suçu başkalarına atmak tavrı, öğretmene hiç yakışmaz. Bu durumda “Herkesin herkesi suçladığı bir yerde çözümü kim getirecek?”sorusu iyi bir sorudur.
Günümüzde en önemli öğretim problemlerinden birisi: öğretmenin kendisini ve ortamı cazip hale getirememesidir. Herhangi bir öğrenci okula giderken zorlanıyorsa, bunun suçu büyük oranda öğretmene aittir. Cazibe merkezi olan bir sınıfın öğretmeni, cömertlik, adalet, fedakârlık, hoşgörü, ilgi, güler yüzlülük, ,gibi birtakım kavramları iyi özümsemiş demektir.
Kendini eğitim ve öğretime adamış bir öğretmen, şablonlarla aktarmacılık yapmamalıdır. Kendinden öncekilerden almış olduğu bilgi görgü ve donanımları aynen yeni nesile aktarmadan önce güncelleştirmeli, zararlı olabilecek metot ve davranışları ayıklamalıdır. Öğrenciliği döneminde görmüş olduğu uygulamaları aktarmak tüketimdir. Oysa iyi bir öğretmen hazıra konmadan üretmeli, yeni modeller ortaya koymalıdır. Hepimiz biliriz ki; yıllardır sınıflarda öğrencinin kulağına sam yeli gibi çarpan “Geri zekâlı”,”Ham kafasın sen”, “Öküzler”, “Siz yer içer yatarsınız”, “Senden sittin sene adam olmaz” gibi zarar verici, söyleyeni tatmin etmeye yetmeyecek hitap tarzları halen tedavülden kalkmamıştır. Bu durum eğiticilerimizin bazı istisnalarının, geçmişin kötü yönlerini bırakma diye bir dertlerinin olmadığına delil değil midir?
İdeal bir öğretmen öğrencisini tanımaya ve keşfetmeye özel bir gayret sarfetmelidir. Unutulmamalıdır ki eğitim bir süreçtir. Kimin ne zaman atak yapacağını kimse bilemez. Öğretmen bunu hesap edip; kırıp dökmeden öğrencilerdeki potansiyelleri çıkartmak için elinden gelen gayreti sarf etmekle kalmamalı, aynı zamanda yetersiz kaldığını hissettiğinde uzmanlarından yardım almaktan çekinmemelidir. Eğitim- öğretim her insanda aynı etkiyi gösterecek bir ilaç değildir. Hedef, kazanmaktır. Bu, uzun bir sürede gerçekleşse bile önemlidir. Daha işin başındaki bir öğrenci hakkında herhangi bir tanıma tekniği uygulamadan, bir sınav sonucuyla değerlendirme yapmak ne kadar gerçekçi olabilir. Dünya yüzeyinde nice kekeme kişilerin, eğitim ve çalışmayla meşhur hatipler oldukları akılda tutulmalıdır.
Gözlem, eğitim ve öğretim faaliyetleri yapan herkesin dikkate alması gereken bir husustur. Bu sadece bir öğrenciyi gözlemlemek anlamına gelmez. Dünya olayları, ülkedeki gelişmeler, ildeki eğitim ve diğer etkinlikler, iyi takip edilmeli ve zamanı geldiğinde sınıf ortamında eğitim öğretim için kullanılabilmelidir. Örneğin, bir milli maçta öğretmen milli takımın gollerini öğrenciden öğrenirse o konuda öğrencilerin gerisine düşer. Öğrenciyi gözlemek, ondaki değişimleri takip etmek öğretmenin en önemli sorumluluklarından olmalıdır. (İki sen sınıf tekrarı yaptıktan sonra, velisinin talebiyle zeka ölçümüne tabi tutulan ve süper zekâlı olduğu anlaşılan bir öğrencinin öğretmeni, nasıl bir gözlem yapmıştır sizce…!?)
Eğitim kitaplarında, bir kartal yumurtasının tavuğun altına konulması neticesinde tavukların arasında dünyaya teşrif eden kartalın, ömür boyu tavuklar gibi yaşayıp; göklerdeki kartallara imrendiği anlatılır. Bu örnek öğrencilerin benlik algısının dumura uğratılabileceğine iyi bir örnektir. İyi bir eğitimci, öğrencilerin kim olduklarını, tarihlerinin nereler dayandığını, ahlaki değerlerinin nerelerden kaynaklandığını, kabiliyetlerinin ne olduğunu, neler yapamayacaklarından yola çıkmadan önce, neler başarabileceklerini,öğretmeli ya da hissettirmelidir. Öğrenciyi teşvik etmek, ortaya çıkardığı güzellikleri paylaşmak, hatta yaptığı espriye gülmek onun benlik geliştirmesine katkıda bulunmamız değil midir.
İdeal öğretmen dendiğinde ilk akla gelen Peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) dir. Hangi açıdan düşünürsek düşünelim; ister insani ilişkiler ister aile babası isterse devlet başkanı olarak, gerçek bir öğretmeni karşımızda görürüz. Peygamberlik O'na aynı zamanda baş öğretmenlik misyonunu da tam anlamıyla yüklemiştir. Hayatının her safhasında öğretmenliğin kalitesini bulmaktayız. İnsanları tanımak ve ona göre kişiye davranmak, O'nda gördüğümüz en belirgin model davranışlardandır. Çocuklara olan şefkati, sevecenliği O'nun başöğretmenliğini tescillendirir. Biz de öğretmenler olarak bu özellikleri hayatımızın her safhasında model alıp uygulamak durumundayız.
Adalet duygusu gelişmemiş bir öğretmen ideal bir öğretmen DEĞİLDİR. Eğitimde adalet, herkesin seviyesine uygun davranmayla başlar. Kabiliyeti keşfedilmemiş bir öğrenciyle, kabiliyetleri gelişmiş bir öğrenciden aynı şeyleri istemek, birinci öğrenciye yapılabilecek en büyük zulümdür. Cinslere göre davranışlar, zengin fakir ayrımı, beğenilere göre tavır, sıradan öğretmenlerin çoğalması demektir. Bizler eğitim camiasının hedeflediği ideal öğretmenler yetiştirmek amacıyla, ideal öğretmen olmak için azimli gayretli olursak, belki bu yolda daha fazla mesafe kat ederizn

Bu Yazı 6500 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar