İhlas Terazisinde Sınanmak
03.05.2015        

İHLAS TERAZİSİNDE SINANMAK

Prof. Dr. Mahmut KAPLAN

 

 

 

Evreni bir kitap olarak yaratan irade, bunu anlayabilecek yetenek ve cihazatla donattığı insanı kendisine muhatap olarak seçip sınanmak üzere dünyaya gönderdi. Bu sırrın sonucu olarak insan, atıldığı imtihan meydanında ihlas terazisinde tartıya çıkarıldı. Dünya gurbetine atılan insanın asıl memleketine dönüş çabalarının visal meyvesini verebilmesi “ihlas” hakikatine bağlandı. Allah ve kul ilişkisini sevap ekseninde belirleyen ihlas, kulun samimiyet, doğruluk ve sadakat miyarı olarak gizli bir rehber olarak kalplere tevdi edildi. Dünyanın yaşama şartlarına alışabilmesi ve hayatını sürdürebilmesi için en az on beş yıla ihtiyaç duyan insan, Allah-kul münasebetinde ömür boyu sürecek bir samimiyet testi ile karşı karşıya bırakılmıştır. Dolayısıyla bu test, kişinin hareket rotasını belirleyen bir pusula olarak onu Yaratıcısına götürecek, sadece onun tarafından bilinecek bir sır olarak kalacaktır.

Kişi, yaptığı her işte bu “ihlas” mihenginde ayar tespiti ile karşı karşıyadır. Üstelik bu ayarlamada kendisi ve Rabbi ile baş başadır. Bu yüzden Bediüzzaman İhlas Risalesi’nin en az on beş günde bir okunmasını tavsiye etmiştir. Diğer eserleri için böyle bir kayıt düşmediği göz önüne alınırsa bu kavramın kişinin ebed yolculuğunda ne denli önemli olduğu anlaşılır. İhlasın özünü bir cümlecikte özetler: “Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı.” Kısa bir cümle ama meselenin ruhunu bütün gerçekliği gözler önüne sermektedir. İhlas, eylemi nurlandırarak ölümsüzleştiren bir iksir, bir kimyadır; sıradan hareketi olağandışı denecek bir güzelliğe eriştirir. Bu düşünceden hareketle ihlas kavramına kadim şuaramızın nasıl baktıklarını merak ettik. Bazı divanlardan seçtiğimiz beyitleri “ihlas” terazisinde tartıya çıkanlara işaret parıltıları olarak sunmaya çalıştık. Karşımıza önce Âşık Paşa çıktı. Garib-nâme’sine baktık. Bu on beşinci asır bilgesi şu mısraları fısıldadı:

Her ki hayrât eyleye ihlâs-ıla

Hîç gümânsuz Hak aña rahmet kıla            

Kim ihlasla hayırlar yaparsa hiç şüphesiz Allah ona rahmet eder.

Âşık Paşa’nın çağdaşı Gülşehî de öteden Mantıku’t-Tayr’ından ses verdi:

Çün riyâdan kılduñ ihlâsı temîz

Tâ‘atuña garra olma iy ‘azîz                         

Ey aziz, madem ihlası riyadan ayırdın, (o halde) ibadetlerinle gururlanma!

Gurur, riya ile muhtelittir, yapılan hareketi meyvesiz bırakır, kişiyi Yaratıcı karşısında mahcup duruma düşürür.

İhlas beraberinde sıdkı, doğruluğu getirir. Bu iki kavram birbirini doğurur, insanı yolculuğunda dosdoğru götürür. Mu’inî, mesnevî-i Muradî adlı eserinde bu iki kavramı şu mısralarda dikkatlere sunar:

İki nesne bil ki râh-ı hâsdar

Biri sıdk u birisi ihlâsdur

Sıdk u ihlâs asl-ı îmân u hayâ

Asl-ı îmân u hayâ cûd u sehâ                          

Bil ki iki nesne özel yoldur: Biri doğruluk ve birisi ihlastır. Sıdk ve ihlas iman ve hayânın aslı; iman ve hayânın aslı da cömertliktir.

Muini sağlam bir mantık içinde doğruluk ve ihlasın kişi hayatındaki önemini vurgulamaktadır. Kavramları sıra ile zikrederek sıdkın iman, ihlasın da hayânın aslı olduğunu söyleyerek yapılacak işlerde bu iki temel kavramın esas alınmasını tavsiye etmektedir. İhlasın hayânın aslı sayılması kişinin Allah katında mahcup olmaması için amelinde rıza-yı ilahiyi gözetmesi gereğini vurgulamak içindir. Muinî’ye göre Hz. Peygamber sevgisinde de sıdk ve ihlas şarttır:

Sıdk u ihlâs-ıla var sev Ahmedi

Ahmedî ol ahmedî ol ahmedî                         

Var, Ahmed’i(a.s) sıdk ve ihlasla sev; Ahmed’e bağlı ol, Ahmed’e, Ahmed’e!

İhlas Allah ve kul ilişkisinde bir mihenk taşı olduğu gibi insanlar arasında da aranması, önemsenmesi gereken bir durumdur. Edirneli Nazmî, mezarının yanından geçenlerden ihlasla fatiha istemektedir:

Her müslümândan ümîdüm oldurur ihlâsla

Fâtiha lutf ide geçdükde mezârumdan benüm      

Koca Ragıp Paşa’nın elinden tutarak edebiyat dünyamıza armağan ettiği Haşmet, ilahî yardımın ihlasa bağlı olduğunu söyler:

Sarf-ı sermâye-i sâmân ile der-dest olmaz

Nakd-i ihlâsla olur bey u şirâ-yı tevfîk (Haşmet)

Tevfik, sermaye ve servet harcanarak elde edilmez; ancak ihlas nakdiyle onun alışverişi yapılır.

Edirneli Kâmî, duada ihlasın önemini şu çarpıcı beyitle dile getirmiştir:

Du‘â hadengini sen der-kemân-ı ihlâs it

Dürüst ü râst gider Kâmiyâ icâbete dek   

Ey Kâmî, sen dua okunu ihlas yayına yerleştir; o dosdoğru kabule gider.

Sonra ilave eder Kâmî:

Olurdı ‘aceb cilvegeh-i şâhid-i maksûd

Beyt-i dili ihlâs ile âbâd idebilsek                 

Gönül evinin ihlasla bayındır edebilseydik amaç güzeline elbette güzel bir tecelli yeri olurdu.

Kısaca şair, dualar ihlasla yapılırsa Allah tarafından kabul edilir, amaca ulaşılır demek istemektedir. Şu beyitte bu düşünceyi daha açık olarak ifade eder:

İhlâsuñı kıl du‘âya hem-râh

Bî-şübhe olur kabul-i dergâh                         

İhlasını duaya yoldaş eyle, şüphesiz dergâhta kabul edilir.

Nâmî, ihlasın üzüntüleri giderdiğine işaret eder:

Olur Nâmî gibi mekr-i hücûm-ı gamdan âzâde

İderse her kim ihlâsı hamâyil dûş-ı ümmîde                           

Her kimse umut omzuna ihlası hamail ederse Nâmî gibi üzüntü saldırısının hilesinden kurtulur.

Nâmî, tecrübesini konuşturuyor. O, üzüntüden, kederden ihlas sayesinde kurtulduğunu anlatırken başkalarına da yol gösteriyor: Ben tecrübe ettim, siz de deneyin demeye getiriyor sözü. Seyyid Nigarî, ihlasa ulaşmada gönül ehli ile olan dostluğun önemini hatırlatıyor:

Tut dâmen-i ehl-i dili tevbe-i nasûh it

İhlâs ile tâ çekmeyesin dâg-ı nedâmet

Pişmanlık yarası çekmemek için ihlasla Nasuh tövbesi yapıp gönül ehlinin eteğini tut.

Nasuh tövbesi, kişinin bir daha işlememek üzere yaptığı günahtan dönmesidir. İhlasla yapılan bu tövbeden sonra kişi pişmanlık azabı çekmez. İhlası besleyen temel olgu Tevhid’dir. Sağlam bir tevhid inancı, yapılan işlerde sadakat ve samimiyete ulaştırır. Allah’ı gerçek manada birleyen mümin sadece O’nun rızasını gözetir, başka çıkarları davranış ve ibadetlerine ortak etmez:

Bâde-i tevhîd ile keyfiyyet-i ihlâs ara

Zâhidâ olsun işin her kâra Allah ‘aşkına                  

Erzurumlu Zihnî’nin yukarıdaki beyti bize ihlasa ulaşmada Tevhid’in ne denli önemli olduğunu göstermektedir: “Ey zahit, her işin Allah aşkına olsun; tevhid şarabıyla ihlasın keyfiyetini ara.”

İlahî aşkla sermest olup hayatını feda eden Seyyid Nesimî, Allah’ın has kulunu şöyle tarif etmektedir:

Her kimin kim reh-beridir sıdk u ihlâs u safâ

Ol durur dâreyn içinde bende-i hâs-ı Hudâ                              

Her kimin rehberi sıdk, ihlas ve safâ olursa o, iki dünyada Allah’ın has kuludur.

Yukarıdaki beyitte üç temel kavram sıra ile birlikte anılmış: Sıdk (doğruluk), ihlas (samimiyet, Allah rızasını gözetmek), safâ (gönül temizliği, saflık, sevinç). Bu üç kavram aslında birbirini doğurur. Doğruluk insanı ihlasa; ihlas da gönül saflığına, neş’eye götürür.

Aşağıdaki beyite Şeyhülislâm Es’ad Efendi ihlas ve teselli ilişkisine açıklık getirmektedir:

Teselli bulmak isterseñ dil-i ihlâs-perverde

Hulûs-ı kalb ile yalvar hemân Hakka seherlerde  

İhlasla terbiye edilmiş gönülde teselli bulmak istersen halis gönülle seher vaktinde Allah’a yalvar.

Seher vakti, yaratılmışların uyanıp ALLAH’ı zikrettikleri andır. Bütün tabiatın uyanıp O’na yöneldikleri bu vakitte uyanan kul, gönülden kopan bir samimiyetle bu yönelişe katılıp içini Mabud’una açarak ona dileklerini arz eder. Gösteriş şaibesinden uzak bu yakarış, karşılıksız kalmaz, maddi manevi hastalıklardan mustarip gönül teselli bulur, şifaya kavuşur. Rahimî, bu vakit yapılan dualara gönülden kopan ahlarla eşlik etmenin kabul edilme sebepleri arasında olduğunu söyler:

Sûfiyâ ihlâs ile Allâhı istersen eger

Kıl namâz eyle niyâz ammâ ki geh geh âh kıl         

Ey sofî, eğer ihlasla Allah’ı istersen namaz kıl, yakar, ama ara ara âh et.

Âh, gönülde yanan aşk ateşinin ya da nedamet yangının neticesidir. Yolcu bu âh ile halini dergâh-ı Hakk’a arz edince kabulle karşılanması kuvvetle muhtemeldir. Şair bir başka beytinde sözlerini vüzûha kavuşturur:

Reh-i tâatde ihlâs ile dökmezsen yaşun sûfî

Kabûl olmaz niyâzun sübhan olursa süreyyâdan 

Ey sofi, ibadet yolunda ihlasla gözyaşını dökmezsen tesbihin süreyya yıldızından da olsa yakarışın kabul olmaz.

İhlas kurb/Allah yakınlık makamına ermenin yegane vasıtası olarak kabul edilir. Yapılan her iş, her amel ihlas mihenginden geçmezse yakınlık bulmak isteği sonuçsuz, kişiye sadece yorgunluğu kalır.

Sözü bağlarsak, bu oluş ve yıkılış dünyasına sınanmak üzere atılan insanoğlunun, hem yaratıcı hem de hemcinsleri ile ilişkilerinde ihlasın temel bir mikyas olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. İnsanın kendisine karşı dürüst olması anlamını içeren ihlas, kişinin amellerine ruh olsa iç huzuruna vesile olur. İç huzuruna ererek kendi ile barışık olan insan, insanlarla olan ilişkilerinde olumlu davranır; bu hal kişiden topluma sirayet ederek huzur ve esenliğe vesile olur. 


Bu Yazı 2664 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar