İhtiyaç Fazlası
07.05.2014        

İHTİYAÇ MİKTARI VE FAZLASI

Ümit şimşek

 

 

 

“Ne bağışlayacaklarını sana soruyorlar. “İhtiyaçtan fazlasını” de. İşte, Allah, düşünmeniz için ayetleri size böyle açıklıyor.” Bakara Suresi, 2:219

 

İhtiyaç içinde bulunanları gözetmek, Allah’ın kendisine verdiği nimetlerden başkalarına da bağışta bulunmak hususunda Kur’an’ın pek çok teşvikleri vardır. Ancak bu teşvikler, kesin sınırlar çizen buyruklar değildir. Kur’an, genel ilkeler koyarak mü’minlerin önüne bir yarışma alanı açmış, bu alanda herkesi kendi içindeki  iyilik istidadını geliştirmek konusunda vicdanıyla baş başa bırakmıştır.

“İhtiyaçtan fazlasını bağışlamak.”Bu kuralda, hem bağışlayanı, hem de bağışa muhtaç olanı gözeten bir adalet vardır. Bağışlayan, kendisini muhtaç duruma düşürmeyecek bir şekilde bağışını yapacak; ama kendi ihtiyacını karşıladıktan sonra, daha fazlasına göz dikmek yerine, başka insanların durumunu gözetmekle kendisini yükümlü bilecektir. Yalnız, burada, cevaplandırılması gereken bir soru var: İhtiyaç nedir, ne kadardır?

Zamana, zemine, topluma, bireye göre bu soruya çok değişik cevaplar verilebilir. Bir zamana yahut bir topluma ait insanların hayalinden bile geçmeyecek derecede lüks olan şeyler, bir başka yerde ve zamanda sıradan ihtiyaçlar listesine girebilir. Hatta bir insanın hayatının çeşitli dönemlerindeki ihtiyaç listeleri bile birbirinden çok farklı olabilir. Onun için, bütün insanlar ve bütün zamanlar için geçerli olacak bir ihtiyaç sınırı belirlemek mümkün görünmüyor. Daha da ötesi, insanlar, kendi ihtiyaç listelerini kendileri belirleyemiyorlar. Reklamlar, görenekler, çevre baskısı gibi dış etkenler, neredeyse insanın iradesini tümüyle elinden almış bir şekilde, hergün yeni ihtiyaçları ortaya çıkarıyor, yeni hedefler gösteriyor. Bunun sonucunda, insanlar, birkaç sene önce akıllarından geçmeyen pek çok şeyin bir zaman sonra vazgeçilmez hale gelmiş olduğunu görüyorlar.

İsterseniz, “Bunlar olmadan yaşamaya razı olamam” dediğiniz şeylerin bir listesini yapmayı deneyin. Sonra, bu listeyi, bundan beş on sene önce düzenlediğinizi düşünerek bir daha gözden geçirin. Vazgeçilmez sandığınız pek çok şeyden yoksun bir şekilde pek ala yaşayabilmiş olduğunuzu göreceksiniz. Böyle bir listeyi bundan beş on sen sonra düzenlediğiniz zaman, belki bugünkü listeniz de onun yanında hayli fakir kalacaktır. Öyleyse bir yerde durup, “bu gidiş nereye varır?” diye düşünme zamanı değil mi?

Kendi haline bırakıldığı taktirde bu gidişin varacağı yer, dünyanın bütün varmış olduğu yerden daha iyi bir yer değildir. Bu ise, herkesin ancak kendi iştahını tatmin etmek derdine düştüğü, kimsenin kimseyi umursamadığı bir noktadır. Fakat işin ibret alınacak yönü de şurada ki, insanlar maddi ihtiyaçlarının peşine düştükçe, doyumdan da uzaklaşıyorlar. Daha fazla şeye sahip oldukça daha da yoksullaşıyorlar. Çünkü önlerine serilen ihtiyaç listesi, gelirlerinden daha hızlı bir şekilde kabarıyor. Böylece gelir ve gider dengesi açıldıkça açılıyor ve bu medeniyet Bediüzzaman’ın da dediği gibi insanı zenginleştirmiyor, eskisinden daha da fakir hale getiriyor. Öyleyse, gittikçe yoksullaşan insanlar, ihtiyaç fazlasını nere de bulup da başkalarına bağışlayacaklar?

Bu sorunun çözümü, Kur’an’ın bize gösterdiği yöndedir. Yoksa, bu hayatta doyumu maddi ihtiyaçların tatmininde arayanlar, ne kadar çok şeye sahip olurlarsa olsunlar, “Bu kadarı bana yeter” diyecekleri bir noktaya hiçbir zaman erişemezler. Kur’an’ın insanı yükselttiği hayat mertebesinde ise doyum, insani meziyetlerde, faziletlerde ve manevi hazlarda aranır. İşte o zaman, tatmine ulaşmış ve hayatını insana yaraşır bir idealle doldurmuş olan insan, dünya hayatında ipleri ele alabilir. Neye ihtiyacı olup neye olmadığını o zaman bizzat belirleyebilir; dış dünyanın tahriklerinden o kadar etkilenmeksizin, “Bu kadarı bana yeter” diyebileceği bir çizgiyi çizebilir. Bu çizgi bireyden bireye değişebilir; bu o kadar önemli değildir. Asıl önemli olan şey, o çizgiyi çizebilmektir. Bu çizgi çok yüksekte olsa, en azından bir başlangıçtır. Çünkü, “Yeter” demesini öğrenen insan, iki şeyi birden kazanmıştır:

Birincisi: Bunu söyleyebildiği müddetçe onun hayatında herşeye sahip olmak, yığmak, biriktirmek, istiflemek gibi bir amaç yer almaz.

İkincisi: İhtiyaç içinde olan hemcinsleri, artık onun görüş alanındadır. O artık kendisinden başkalarını da düşünen bir insandır.


Bu Yazı 4753 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar