II. Abdulhamit’in Filistin Politikası
..        

Yahudilerin vaat edilmiş kutsal topraklara (arz-ı mev'ud) geri dönme ve Yahudi devleti kurma özlemleri, tarih boyunca bir ideal olarak hep varola gelmişti. Ancak bu ideal, gerçekleşmesi hayal gibi olan bir arzu, bir özlem olarak değerlendiriliyordu.
İngiltere XIX.yy. ın başlarında, Ortadoğudaki zengin kaynaklardan faydalanabilmek ve İslam ülkelerinin bir araya gelmesini engellemek için Filistin' de bir Yahudi devleti kurulması ve dünya Yahudilerinin bir bayrak altında toplanması fikrini ortaya attı. Çünkü bu konuda Yahudilerin içten içe nasıl şiddetli bir arzu içerisinde olduklarını çok iyi biliyordu. Kaldı ki Yahudiler, dünya sermayesi, basın-yayın, kültür-sanat alanlarında çok büyük güç haline geliyordu. Bu gücüde yanına çekmek ve kontrol altına almak istiyordu.
Yahudi devleti kurulması fikri Avrupa, Amerika ve Rusya' da hızla yayıldı. Bir İtalyan yahudisi olan ve Londra' da çok büyük bir servete kavuşan Musos Haim Monte Fiore isimli bir Yahudi, devlet kurma fikri ile 1824'de Filistin' e göç etti ve 1837'ye kadar Filistin'de kaldı. O dönemde Filistin'de sadece 8000 Yahudi yaşıyordu. Bu şahıs İngiltere'ye dönerek tüm Yahudileri Filistin'e geri dönmeye teşvik etmeye başladı.
Yazdığı kitapla Filistin'in ekonomik cazibelerine de dikkat çekerek Yahudileri özendirmeye çalıştı. İngiltere Hükümeti de Filistin'de ki konsolosluklarını Yahudileri himaye etmekle görevlendirdi. O yıllardan sonra gerek Avrupa'da gerekse Rusya'da Yahudilerin Filistin'e geri dönmesi ve bir Yahudi devleti kurulması yönündeki yayın çalışmaları, fikir akımları ve örgütlenmeler hızla çoğaldı.
Avusturya' lı bir gazeteci olan Yahudi Theodor Herzl, “Yahudi Devleti” isimli bir kitap yazdı. Herzl'in kitabı çok ilgi gördü ve büyük yankı uyandırarak, Siyonizm'in kuruluşunu sağladı. 1897'de “Dünya Siyonist Teşkilatı” kuruldu. Böylece, o tarihe kadar “Yahudilerin Filistin'e geri dönmesi ve bir Yahudi devleti kurulması” sadece bir düşünce ve bir özlem iken artık bir hedef haline geldi.
1897'de İsviçre'nin Basel kentinde Theodor Herzl başkanlığında 200 delegenin katılımı ile ilk Siyonizm kongresi toplandı. II. Siyonizm kongresinde yine Basel şehrinde 1898'de toplandı. Ve iki milyon Sterlin sermayeli bir Karen Kaymet isimli vezne/sandık vasıtasıyla Filistin'de Yahudi kolonileri teşkiline karar verildi.
Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit, Yahudilerin tarihin derinliklerinden gelen inançlarını, düşüncelerini, özlemlerini ve hedeflerini çok iyi biliyordu. Onun için de Avrupa ve diğer ülkelerde cereyan Siyonist örgütlenmeleri, fikir akımlarını ve bunların faaliyetlerini çok yakından takip ediyordu. Hatta bütün Osmanlı Sefirlerini Siyonist faaliyetleri ve gelişmelerini yakından izleyerek payitahta düzenli rapor vermekle görevlendirmişti. Onun için Siyonizimle ilgili tüm gelişmeleri ve ayrıntıları çok iyi biliyordu.
Siyonist lider Theodor Herzl, Osmanlı Devleti'nin siyasi ve ekonomik bakımdan zor şartlar altında bulunduğunu, Devlet'in aşırı dış borç yükü altında ezildiğini çok iyi biliyordu. Bunun için de mali ve siyasi destek talebinin asla geri çevrilemeyeceğini düşünüyordu. Etkili çevreleri ve önemli dostlarını devreye sokarak Sultan II. Abdülhamit ile görüşme imkanı buldu: Yahudilerin çeşitli dünya ülkelerinde maruz kaldıkları, zulüm, işkence ve katliamları uzun uzun anlattı. Osmanlı Devleti'nin Yahudilere gösterdiği hoşgörü ve merhametten dolayı şükranlarını arz etti.
Yahudilerin çok iyi iktisat ve ticaret bilgi birikimine sahip olduklarını, çok güçlü bir Yahudi sermayesinin oluştuğunu, pek çok Yahudi'nin Avrupa devletlerinde çok önemli ve itibarlı konumlara geldiklerini ve artık bulundukları ülkelerin yönetimlerini, iktidarlarını etkileyebildiklerini, yönlendirebildiklerini ve kamuoyu oluşturabildiklerini anlattı. Ve Padişahın istemesi halinde sahip oldukları bu ekonomik bilgi, sermaye ve siyasi birikimlerini Osmanlı Devleti’nin gelişmesi, Uluslararası alanda rahatlaması ve güçlenmesi için kullanabileceklerini söyledi.
Bütün bunların karşılığında fazla bir şey istemiyorlardı! Sadece Filistin'de yurt edinebilmeleri için küçük bir miktar arazi satılması ve yarı bağımsız aristokratik bir Cumhuriyet kurulmasına izin verilmesi isteniyordu. Bunun karşılığında ise önce sayılan desteklerin yanı sıra Osmanlı Devleti'nin bütün dış borçlarını ödemeyi ve 5 milyon altın vermeyi teklif ediyorlardı.
Sultan II. Abdülhamit, Theodor Herzl' in bu tekliflerine: “Osmanlı ülkesinin her yerinde Yahudilerin ikamet etmekte olduklarını, eğer İsrailoğullarının yer yüzünde barınacak bir yerleri yok da, Türklüğün eyaletine iltica ediyorlarsa Irak, Suriye ve hatta Anadolu'da bile oturabilecekleri; fakat Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerinin söz konusu olamayacağı…”cevabını verir.
Theodor Herzl'in ısrarlı talepleri ve destek vaatlerini arttırması üzerine Sultan II. Abdülhamit, şu tarihi cevabı verir:

“Ben bir karış toprak dahi satmam, çünkü bu vatan bana değil milletime aittir. Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler size bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz… derhal burayı terk edin. Defolun!”

Sultan Abdülhamit Han, hiçbir şekilde Filistin'i pazarlık konusu yapmadı. Bundan sonra II. Abdülhamit, Filistin'in tamamını “arazı-i şahane” yani padişahın şahsi arazisi ilan etti. Filistin'de Yahudilere her türlü toprak satışını yasakladı. Kafkasya ve Balkanlardan bazı Müslüman aileleri Filistin'e yerleştirdi. Bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin'de görevlendirdi. Filistin'deki il ve ilçelere dürüst ve güvenilir mülki amirler görevlendirdi.
Sultan II. Abdülhamit Han Devletin başında olduğu sürece Filistin'de yurt edinmeyeceklerini ve arz-ı mev'ud a geri geri dönmeyeceklerini anlayan Siyonistler, en son planlarını uygulamaya koydular. II. Abdülhamit'i taht'tan indirecekler veya Osmanlı'nın yıkılmasını hızlandıracaklar. Bunun için Jön Türklerle temas kurarak onları desteklemeye başladılar.
II. Abdülhamit' in tahttan indirilmesinden sonra, İttihad ve Terakki Cemiyeti yönetimi bütün azınlıkların arazi satın alabileceğine dair kanun çıkarttı. Yahudiler Filistin'de çok büyük araziler satın aldılar. Padişah'ın “arazi-i şahane” ilan ettiği topraklar, yok pahasına Yahudilere satıldı.
1.Dünya Savaşında ittihad ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Devleti'ni Almanya'nın safında savaşa soktu. İngiltere ve Fransa ise savaştan sonra Osmanlı Devleti'nin yıkılacağı ve Filistin'de bir Yahudi Devleti kurulacağı yönünde Yahudilere söz verdiler.
1917'de İngilizler Kudüs'ü ve diğer Filistin şehirlerini işgal ettiler. Bu arada Yahudiler, hemen bir “Siyon Ordusu” kurdular. Kudüs'e giren İngiliz kuvvetleri, beraberlerinde Siyon ordusu'nuda Kudüs'e soktular. Takip eden yıllarda Filistin'e Yahudi göçü teşvik edildi ve Yahudilerin toprak sahibi olmaları sağlandı.
Araplar Osmanlı ordusunun mağlubiyetini ve İngiliz işgalini fazla önemsemediler. Çünkü onlar Osmanlı'yı da işgalci olarak görmeye başlamışlardı. Osmanlı padişahının bir karışını bile satmam dediği Filistin topraklarını, Filistinli Arap kardeşlerimiz para karşılığı bol bol sattılar. Yahudileri, kendi elleri ve rızaları ile yerleştirdiler köylerine şehirlerine. 1919'da Filistin'de ki Arap nüfus, Yahudilerin tam 16 katı iken, 1947'de Arap ve Yahudi nüfusu eşitlenmişti.


Bu Yazı 9450 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • tarık sezai karatepe 13.10.2016 11:38:59
    Sen Gittin Gideli! Herzel karşında kıvrım kıvrım kıvranıyor; siyon protokolünün sinsi ayağı banker ‘devletin borçlarını silme karşılığı Filistin’de bir Yahudi mahallesi şantajı’nı sahneye koyuyor; sert kayaya çarpıyordu: “Şehit kanlarıyla alınan topraklar parayla satılmaz!” Karlofça’dan beri gaflet dalalet ve ihanet çemberinde yangın yerine dönen coğrafya senin kıvrak zekanla yeniden güç topluyor; ‘Hasta adam’ “Ben daha ölmedim!” diyor; dosta güven düşmana korku salıyordu. Düğmeye basılmıştı bir kere… Yıldız’da bir Cuma saati Haçlı’nın emeli boşa çıkmış; ömrüne bereket gelmişti. Biraderlerin tezgâhından geçmiş zangoç babası sana tuzak kuranlara destan düzmüş “defterlerin açılacağı gün”de hainler safına adını yazdırmıştı: Ey şanlı avcı tuzağını boşuna kurmadın! Attın... ama yazık ki yazıklar ki vuramadın! “Meclis-i Mebusan” denen uzaktan kumandalı fitne yuvasını tar u mar ettin de adını “Kızıl Sultan”a çıkardılar; ne gamdı senin için; “O razı olsun; yeter!” Nice sonra tezgaha gelecekler dizlerine dövüneceklerdi; ama son pişmanlık…. Tarihler ismini andığı zaman Sana hak verecek hey koca sultan Bizdik utanmadan iftira atan Asrın en siyasi padişahına! Yenilikçi kanat İT’çilerle düşüp kalkarken; sen Bilal’in ülkesine çekik gözlüler diyarına okyanus ötesine Sibirya içlerine… Elçiler yolluyor bir medeniyet projesini hayata geçiriyordun. Yüz yıldır Hakkâri’ye döşenemeyen(!) raylar İstanbul’dan Medine’ye bir kardeşlik köprüsü kurmuştu… Mühendisi de sen miydin yoksa! Sen olsaydın Doğu Ekspresi’nin son durağı Kurtalan değil Pekin olurdu. Seninle uğraşana haddini bildirir “Ne olur ülkeme göz koymayın!” onursuz yakarışlarıyla meşgul olmaz Britanya’nın bağrına yüz yıllık IRA belasını musallat ederdin; “dinsizin hakkından…” Otuz bir mart… bin dokuz yüz sekiz… Sarıkamış’ın katili otuz üç dereceli Enver biraderlerle sana tezgah kurmuş; Emir almaya alışmış Elmalılının düzmece fetvasıyla seni tahtından etmişler; sıra “Böl parçala yut”a gelmişti. Balkanlar cayır cayır; Kafkasya kan ağlıyor; Lavrens kılıktan kılığa giriyordu. Beklenmedik anda harbe sokanlar senin dilini kullanıyor fakat senin yolundan gitmiyorlardı; kalpleri darmadağınıktı. Sen olsaydın tarihin en büyük kara savaşında; yüz binlerce Mehmetçiğe bir Alman Limon Von Sanders komuta eder miydi? Yoksa yeryüzünün provokasyon ajandasına bir yenisi mi eklenecekti? “Çanakkale içinde vurdular beni…” Ders alınmayacak; seksen yıl sonra Srebrenitsa’da Hollandalı kiralık katiller çetnikleri kutsayacak; on binler maveraya uçacaktı. Bir karış yer almadan kahraman olmak nasıl bir çelişkiydi? Yoksa pır pırlar çiçekçide mi satılıyordu? Seni bir kaşık suda boğanlar İngiliz’in cetvelinden çıkan Lozan’a razı olmuşlar; hezimeti "zafer" diye sunmuşlardı. Sorunlu bölgeler kurmuşlar; bir gölü bir dağı bir yaylayı… üç ülkeye bağlamışlardı. “Yurtta barış…” için her şeye değerdi(!) Yoksa On İki Adalar hangi meze sofrasında “boş bulunup” elden çıkmıştı! Adına hutbe okunan yerlerde şimdi baykuşlar mı ötüyor; sana selam duran adamın torunu Kemal Derviş 28 Şubat’ta Dünya Bankası’na patron oldu da ülkenin kanını mı emiyordu? Senin tahttan indirmenin yüzüncü yılını kutlayamışlar; hem de iki bin sekiz boyunca… Senin dostların da Gazze’de Ramallah’ta Kabil’de Kerbela’da Üsküp’te Grozni’de Söğüt’te buluşmak üzere sözleşirler mi? Kuzey’e karşı Güney’in sevdalısıydın; sen gittin gideli insanlar tarlasında ırgat; beşli çete Büyük Şeytan’ın kalbinde Pensilvanya’da ne ihanet planları çiziyor kim bilir? Sen gittin gideli Kolombiya’da analar uyuşturucuya kurban verdikleri fidanlarına ağlıyor; Rio’da körpe bedenler hangi kartelin topmodel tuzağında anne olma hayalini ebediyyen unutuyor; Sen gittin gideli “ne mutlu” uluslar kardeş kavgasında birbirine düşüyor; sen gittin gideli Bilderbergcinin hem bankası hem dergisi hem Manukyan’ı var! Yüz yılın rövanşını kim kazanacak? Yüzü kara kalbi ak; toprağı İncil’le değiştirilen Zimbabveli mi; İngiliz’in “Dokuma tezgahında kumaş işlemesin!” diye parmaklarını doğradığı Hintli mi; ataları ateşli silahlarla katledilen Kızılderili mi? “Eşkiya dünyaya hükümran oldu!” Sen gittin gideli! Tarık Sezai Karatepe