Kapak
İki Kapılı Han
09.06.2016        

İKİ KAPILI HAN

Prof. Dr. Abdülaziz Hatip

 

Bir zaman hayatta yoktuk. Bir gün de gelecek, tadı damağımızda kalmış olarak onu terk edip gideceğiz. Bizi yokluk karanlıklarından çıkarıp en faydalı organ, duygu ve yeteneklerle donatan biri var. O, hayat rolümüzü en güzel şekilde oynamak üzere bizi dünya sahnesine göndermiş. Dünyayı sürekli dolup boşalan bir han, kafilelerin kısa bir süre kaldıkları bir konak; bizleri de birer misafir yapmış. Altından daha kıymetli bir sermayeyi elimize vermiş. Ömür dakikaları denilen bu sermayeyi izni çerçevesinde kullandığımız takdirde ayrıca ebedî bir saadeti bize bahşedeceğini söylemiş. Dünyayı bir talimgâh, bir eğitim öğretim süreci ve kârlı bir pazar görüp ona göre davranmamızı istemiş. Birer çekirdek olan yeteneklerimizi güzelce filizlendirip iki dünyada meyvelerini toplamamızı emretmiş.

Evet, burada misafiriz. Buradan diğer bir âleme göçeceğiz. Yunus Emre’nin dediği gibi:

Bu dünyaya gelen kişi âhir yine gitse gerek,

Misafirdir vatanında bir gün sefer etse gerek.

Hayat tam anlamıyla bir yolculuktur. Her gün binlercesi gelip bu misafirhanede konaklıyor. Farklı, fakat mutlaka kısa bir süre bekledikten sonra sonsuzluğa doğru yelken açıyor. Gelen gi­diyor, giden ise geri gelmiyor. Şairin deyişiyle:

Artık demir almak günü gelmişse zamandan;

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli;

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden (Yahya Kemal)

Her gün binlerce tabut, gemiler misali, dünya limanından ses­sizce kalkıyor. Arkasında yüzlerce, binlerce nemli göz bırakıyor. Bu gözlerin kimi bir daha kavuşma ümidiyle parlaktır; kimi de ebedî ayrılık veya be­lirsizlik hasretiyle donuktur.

Birçok insan, önemli bir sermayeyle geldiği bu kârlı, fakat oyalayıcı pazarın hay huyuna kendisini kaptırmış gidiyor. Burada niçin bulunduğunu ve bir gün geri döneceğini bile unutmuş. Dünyadan nasibi, tüm ömrünü verip tek bir kefen almaktan iba­ret... Büyük bir sermayeyle geldiği pazardan bir kefen alıp gider mezara! Döneceği yolun harçlığını bile kaybettiren korkunç bir iflâsla dünya panayırından apar topar götürülür.

Kimisi de, fuarın geçiciliğine rağmen çok kârlı olduğunun bi­lincinde; görevinin önemli olduğunun farkındadır. Ömür ser­ma­­yesiyle, yolculuğu için neler yapması ve varacağı yerde rahat edebilmek için neler satın alması gerektiğini çok iyi biliyor. Tatlı bir telaş içinde... Bir an önce hazırlıklarını yapıp kendisini bekle­yen dostlarına kavuşma arzusunda. Gözünde ne bir belirsizlik var, ne de bir ümitsizlik. Alışverişi zorlu, fakat o ölçüde zevkli. Hayatı meşakkatli, fakat meyveli...

Kısacası, dünya fânî, ömür kısa; son derece lüzumlu vazifeler ise çoktur. Ebedî hayatın kazanılacağı yer buradan başkası değil­dir. Dünya misafirhanesinin hikmet ve keremi sonsuz bir Sahibi, çekip çevireni var.

İnsanın yaptığı iyilik de kötülük de karşılıksız bırakılmaz. Kimse gücünün yetmeyeceğiyle yükümlü tutulmaz. Mezara kadar önümüzde açılmış iman ve inkâr yollarından birincisi hem gü­venli, hem de meyvelidir. Tüm dünyalık dost ve rütbeler kabir kapısına kadardır. Bize düşen, beraberimizde getirmediğimiz şeylere gönül bağlamamak, dünya için âhireti unutmamak, âhi­re­­ti dünyaya feda etmemek; malayani işlerle kıymetli ömrü telef etmemektir. Kendimizi misafir bilip, misafirhane sahibinin emri­ne göre yaşamak; selâmetle kabir kapısını açıp ebedî saadete gir­­mektir.

Yâdında mı doğduğun günler;

Sen ağlardın, gülerdi âlem.

Öyle bir ömür geçir ki, mevtin (ölümün);

Olsun sana hande (gülüş), halka matem! (M. Akif)

Dünyalık sıkıntılar da imkânlar da kalıcı değil. Aklı başında olan bir insan, ne dünya işlerinden kazandığından şımarır, ne de kaybettiğinden yıkılır. Önemli olan her iki durumun da birer hikmeti bulunduğunu bilip gereği ne ise onu yapmak, elde imkân varken âhiret hesabına yararlanmaktır.


Bu Yazı 816 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar