İktidarlar ve Muktedirler
..        
Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinden sonra , derin devlet tartışmaları yeniden alevlendi .
!9.yüzyıldan beri ülkemizin gündemini sürekli meşgul eden derin devlet konusu , ilk defa bu kadar yüksek sesle konuşulmaya , tartışılmaya başlandı .
“Bulanmayınca-durulmaz” gerçeği uyarınca, aslında bu tartışmalar gelecek hakkında bizi ümitlendiriyor .
Derin devlet vardır , yoktur , olmalıdır , olmamalıdır , faydalıdır , zararlıdır…vs. derken tartışmalar , ilginç bir mecraya taşındı .
Ülkenin Başbakanı “derin devlet vardır ve devlet kurumları bünyesindeki illegal yapılanmalar ve çeteleşmelerdir” diyor .
Sayın Başbakanın sitemkar ve şikayet dolu beyanlarını eleştiren muhalefet de; “iktidar ve hükümet sensin.Elini tutan mı var? Devlet bünyesinde illegal yapılanmalar , çeteleşmeler varsa bitir bunları . Sen şikayet makamı değil , icraat makamısın . Gereğini yapacak olan sensin…vb.” diyorlar .
Muhalefetin bu çıkışına karşı ; “o kadar kolay idiyse niçin siz bitirmediniz bu güne kadar” cevabını veriyor sayın Başbakan .
Bana göre meselenin püf noktası burada . Derin devletin mevcudiyeti , devlet kurumları bünyesindeki bir takım illegal yapılanmaların ve çetelerin varlığı bilinse bile, bunları bitirmek , bertaraf etmek o kadar kolay değilmiş meğer . Ülkenin Başbakanı bile çaresizliğini ifade ediyor .
Aslında herkes , her şeyi çok iyi biliyor . Neyin ne olduğunu , kimin ne yaptığını , neyi kimin yaptığını herkes çok iyi biliyor ... Ancak bende dahil olmak üzere hiç kimse bildiğini yazmaya, açık açık konuşmaya, bildiği isim ve adresi göstermeye cesaret edemiyor .
Çünkü insanlar başına nelerin geleceğini , ne zaman nereden nasıl çarpılacağını, nasıl ceza-landırılacağını, nasıl bir yaptırımla karşılaşacağını bilemiyor .
Bu kadar çok fişlenmeler , görevden alınmalar , faili meçhuller , taksi ezen kamyonlu trafik kazaları vs. olurken insanlarda cesaret mi kalır ?
Meydana gelen her menfur olaydan sonra Sayın Başbakan beyanat veriyor : “Ucu nereye varırsa varsın…sonuna kadar gidilecek!” türü ifadeler kullanıyor . Birde bakıyoruz ki ; hiçbir yere gidildiği falan yok.Mesele sulandırılmış , hedef saptırılmış , olayın aslı esası ört pas edilmiş , faili meçhul bırakılmış .
Sonu nereye varırsa varsın denirken , nerenin ve kimlerin kastedildiğini, Sayın Başbakan'da , bizlerde çok iyi biliyoruz…da; muktezayı hal gereği bil-memezlikten geliyoruz. Bilmi-yormuş gibi görünme zorunda hissediyoruz kendimizi .
Ne acı bir durum değil mi?
İçinde yaşadığımız iletişim çağında , Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı bile devletin ve milletin başına bela olan kara delikleri ve kara kutuları deşifre edemiyor .
Bize göre sorunun temelinde demokratik bir hukuk devleti olamayışımız yatıyor . Anayasa da devletin vasıfları ; “demokratik , laik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak belirtilmektedir . Mer'i mevzuata göre ; egemenlik kayıtsız şartsız milletindir .T.B.M.M. devletin en yüce, en yüksek kurumudur. Kural koyma , hukuki düzenleme yapma , yasama yetkisi Meclisindir . Devletin yürütme organına ait kurum ve kuruluşlar hükümet tarafından sevk ve idare edilir . Adalet mülkün temelidir . Dil , din , ırk , cinsiyet , siyasi düşünce ve felsefi inancına bakılmaksızın kanunlar karşısında herkes eşittir , hiçbir kişi veya zümreye ayrıcalık tanınmaz…vs.
Mevzuat böyle söylüyor . Ama uygulanan fiili durum hiç de öyle değil !
Maalesef ülkemizde bir anayasa ve yasalarda belirtilen hukuki düzen var ; birde gücü elinde tutan , kuvvet sahibi muktedirlerin kurduğu ve dayatmalarla millete yaşattıkları fiili düzen var.
Hukuki düzene göre işbaşına gelen iktidarlar ile , fiili düzeni yaşatan muktedirler farklı oluşumlar . İktidarlar muktedir olamıyor , muktedirler ise yasal iktidar değil ! Sorun buradan kaynaklanıyor . Bir tarafta halkın tercihleri ve oyları ile işbaşına gelen ve tekrar seçilebilmek için halkı memnun etmek zorunda olan siyasal iktidarlar ; diğer tarafta hükmetme , yönlendirme , sevk ve idare etme , gelişmeleri arzu ettikleri istikamete kanalize etme etkisine sahip güç sahibi , halka minneti olmayan , halkı güdülmesi gereken cahil çoğunluk olarak algılayan muktedirler…!
Maalesef egemenlik kayıtsız şartsız millete ait değil . Hakimiyet , kendilerinin üstün vasıflı seçkin yaratıklar olduğuna inanan ; milleti kendi karını ve zararını ayırt edemeyecek durumdaki cahil , korunmaya muhtaç insanlar yığını olarak gören ;devlet kurumlarına çöreklenmiş , kendilerince saltanatlar , hanedanlılar kurmuş , köşe başlarını tutmuş ; değişime ve gelişmeye kapalı , milletin inancına ve maneviyatına soğuk ve yabancı asker- Sivil bürokratlar aristokrasinin elinde .
Devlet demokrat değil. Hükümetler biraz milletin sesine ve isteklerine kulak verip, halkı memnun edecek icraatlara yönelecek olsa ; hemen “tribünlere oynuyorsunuz. Devletin resmi görüşü ne olacak ?” tepkisi ile karşılaşıyor ve geri adım atmak zorunda kalıyorlar .
Devletin laik olduğunu da söyleyemeyiz . Siyaset dinsizliğe alet ediliyor . Laiklik adına insanlar din ve vicdan hürriyetinden mahrum bırakılıp , temel hak ve hürriyetleri kısıtlanıyor . Din düşmanları ise yularsız aslan gibi serbestçe din aleyhtarı faaliyetlerini ve tahribatlarını yürütebiliyorlar . Laiklik , dinsizlik ve din karşıtlığı imiş gibi uygulanıyor.
Devletin sosyal olduğunu da söyleyemeyiz. Ferdi ön planda tutan bir yönetim anlayışı yok. Sosyal yapıyı ve sosyal bağları güç-lendirecek ciddi tedbirler alınmıyor. Ekonomik hayatta ise, gelir dağılımında ki uçurum çok yüksek . Bütçe gelirlerinde dolaylı vergilerin payı çok yüksek, ki dolaylı vergilerin yükü yoksul kesim üzerindedir . Aile bağları çözülüyor. Ahlaki değerler yozlaştırılıyor. Alkol , sigara , uyuşturucu , kumar, fuhuş , hırsızlık , dolandırıcılık, kapkaççılık hızla artıyor . Sevgi, saygı, merhamet, dürüstlük kayboluyor .
Hukuk devleti olduğunu söyleyebilmek için, dünyanın en büyük yalancısı olmak gerekiyor. Kuvvet kanunda değil . Haklı olan güçlü çıkamıyor , hakkını alamıyor . Ama güçlü olan haksızda olsa bir şekilde kitabına uydurup haklı çıkabiliyor. Güç kanunda değil . Güç silah da , güç medyada ,güç cübbede, güç sermayede . İnsanlar ne zaman nasıl bir yaptırımla karşılaşacağını bilemiyor ; kimse yarınından emin değil ve kendini güvende hissetmiyor.
Kanunlar herkese eşit uy-gulanmıyor. Yumurta hırsızı hapishane köşelerinde çürürken ; banka hortumcuları , ihale fesatçıları gözümüzün içine baka baka, elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor ve millete karşı caka satıyorlar . Ya o sözde, sahte Kuvvacılara ne demeli? Silah üzerine öldürmek için yemin ediyorlar . Ceza listesi hazırlıyorlar . Ama kimse bir şey demiyor . Düşünün ki, eğer onlar dindar olsaydılar , en şiddetli yaptırımlarla dünyaları zindana, hayatları cehenneme çevrilmezmiydi ?
Davul hükümetin sırtında , ama tokmak başkalarının elinde . İktidar atama yapamıyor , kararname çıkartamıyor , köprü , otoyol fiyatlarını bile belir-leyemiyor. Milletin ödediği vergilerle beslenen YÖK men-supları, milletin maneviyatına açtıkları savaşı her şeye rağmen sürdürüyorlar. Bazı devlet kurumlarının üst düzey idarecisi olan devlet memurları , hükümeti , Başbakanı, bakanları açıktan eleştirip siyaset yapıyorlar .
Meclis, yasama yetkisini kullanamıyor . Koyduğu kurallar , çıkardığı yasalar iptal ediliyor, yürürlüğe konamıyor…
Bu çelişkiler ve olumsuzluklar listesini istediğimiz kadar uzatabiliriz, içimizi daha fazla karartmadan, bütün bu has-talıkları tedavi edebilmek için uygulanması gereken reçeteyi kısaca ifade etmek istiyoruz :
1-Demokrasiyi herkes hazmedebilmeli. Hakimiyet kayıt-sız şartsız millete ait olmalı .
2-Hepimiz farklı düşüncelere saygı göstermeyi, birlikte yaşamayı, sevgi, hoşgörü ve toleransı , birbirimize tahammül etmeyi öğrenmeliyiz .
3-Türk Milleti , kurtarıcılardan kurtulabilmeyi başarmalıdır . Bu milletin gelişmesi ve kalkınmasının önündeki en büyük engel olan ve kendilerini kurtarıcı sanan statü kocu zinde güçler , milleti kurtarma psikozundan çıkarak, millete gölge etmekten vazgeçmelidirler .
4-İktidarlar , kendisini seçerek işbaşına getiren millete dayanmalı , sadece millete minnet duymalı ve muktedir davranmalıdır. Sadece söz ile değil , icraat ile de “ucu nereye varırsa varsın , gittiği yere kadar gitmelidir”
5-Laiklik dinsizlik olarak anlaşılmamalı . Laiklik adına din ve maneviyat düşmanlığı yapılmamalı ; Laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatı ve dini yaşantının koruyucusu olarak uygulanmalıdır . Laiklik namına , siyaset dinsizliğe alet edilmemelidir .
6-Ferdi ve toplumsal hayatta adalet mutlaka tesis edilmelidir . Hak sahibi hakkının ko-runduğundan emin ve güven çerisinde olmalı ; hak , hakkın sahibine mutlaka teslim edilmeli ; haklı olan mutlaka güçlü olabilmelidir. Adalet sistemi hızlı işleyen ve adaleti doğru ve etkin dağıtan bir yapıya kavuş-turulmalıdır. Ancak adalet ku-rumları sadece hukuka uygunluk denetimi yapmalı ; yargının siyasallaşması yolunu açabilecek yerindelik denetiminden ka-çınmalıdır .
7-Kuvvet kanunda olmalı . Kanunlar herkes için bağlayıcı olmalı ve herkese eşit şekilde uygulanmalıdır . Herkes , hangi söz veya fiilden dolayı nasıl bir hukuki yaptırımla karşılaşacağını objektif hukuk kurallarına göre önceden açıkça bilmelidir . Hukuk uygulamalarında sürprizlere ve belirsizliğe yer olmamalıdır .
8-Devletin tüm organlarında, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında , yönetimde alenilik / açıklık ilkesi uygulanmalıdır . Hiçbir karar ve işlem gizli ve denetim dışı kalmamalıdır . Görev ve yetkinin olduğu yerde mutlaka sorumluluk da olmalıdır . Ayrıca hiç kimseye kaynağını kanunlardan almayan güç ve yetki kullandırılmamalıdır .
9-Anayasa ve kanun hükümlerinde olduğu gibi T.B.M.M., devletin en yüksek organı, hukuk kuralı ihdas etme ve yasama yetkisinin mutlak sahibi olmalıdır . Meclisin üzerindeki otorite sadece millet olmalıdır . Yüce Meclisin çıkardığı yasalar , atanmış kamu görevlileri tarafından değil ; sadece halkın oyları ile iptal edilebilmelidir .
10-Bütün bunlardan daha önemlisi : Millet kendi haklarını bilmeli , sahip çıkmalı ve korumalıdır .
Bilgi ve iletişim çağında yaşıyoruz . Elbette , çok bilenler , az bilenlere hükmedecek . Millet , egemenliğin gerçek sahibi olabilmek için çok okumalı , çok düşünmeli , çok araştırmalı , çok çalışmalı ve çok üretmelidir .
Bunun içinde , tarihteki muhteşem mazisini vücuda getiren kendi milli ve manevi dinamiklerine sahip çıkmalı, yaşamalı ve yaşatmalıdır .

Bu Yazı 3499 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar